kurtulussavasi.gen.tr https://www.kurtulussavasi.gen.tr Kurtuluş Savaşı, Kurtuluş Savaşı Nedenleri ve Sonuçları tr-TR hourly 1 Copyright 2018, kurtulussavasi.gen.tr Thu, 01 Jan 1970 00:00:00 +0000 Fri, 16 Nov 2018 00:00:00 +0000 60 31 Mart Olayı https://www.kurtulussavasi.gen.tr/31-mart-olayi.html Thu, 02 Apr 2015 04:49:11 +0000 31 Mart Olayı, II. Meşrutiyetin ilanından sonra İstanbul'da yönetime karşı yapılmış büyük bir isyandır. 31 Mart olayı olarak adlandırılmasında ki sebep, Rumi Takvime göre 31 Mart 1325'te başlamasıdır. II.Meşru 31 Mart Olayı, II. Meşrutiyetin ilanından sonra İstanbul'da yönetime karşı yapılmış büyük bir isyandır. 31 Mart olayı olarak adlandırılmasında ki sebep, Rumi Takvime göre 31 Mart 1325'te başlamasıdır. 

II.Meşrutiyetin ilan edilmesinden sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne karşı muhalefet başlamıştır. O günlerde ülkenin içinde olduğu durumdan İttihat ve Terakki Cemiyeti sorumlu tutuluyordu. Meşrutiyetin ilanının hemen ardından, Bosna-Hersek gibi toprakların kaybedilmesi ve bu sebeple doğan itibar kaybı ile, beklenen rahat günlerin hemen ufakta görünmemesi, aksine siyasi karışıklığa doğru gidilmesi, halkın gözünde Cemiyete karşı güvensizlik ve umutsuzluk yaratmaya başladı. 

Meşrutiyetçi hareketin en güçlü kolu olan İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin iktidarı ele geçiremeyecek dolaylı bir denetim inşa etmesi ve İngilizlerin, İttihat ve Terakkicilere söz geçiremeyeceğini anlaması politik kararsızlıklara yol açmış, halk arasında da büyük çalkantılara sebep olmuştur. Diğer taraftan dinci gruplar da, İttihat ve Terakki Cemiyeti ile hükümete karşı harekete geçtiler. Bunun yanında, Derviş Vahdeti adında birisinin başında yer aldığı Volkan gazetesi ve ''İttihaf-ı Muhammedi Fırkası'', dinin elden kayıp gittiği, ülkenin şeriattan koparıldığı propagandası yapıyor ve bunu özellikle askerler arasında yaymak, duyurmak istiyordu. Bu sebepler bazı muhalefet gruplarının kısa zamanda İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne karşı İngilizlerin de desteğiyle birleşmelerine yer hazırladı. Politik kararsızlık ve çatışmalar, İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne muhalefet eden ün sahibi gazetecilerin ajanlar tarafından öldürülmesiyle daha da şiddetlendi. Bununla beraber İttihat ve Terakki Cemiyeti içinde de bazı sorunlar bulunmaktaydı; teşkilatın Alman tarafları Selanik kolu ve İngiliz tarafları Manastır kolu arasında güçlü bir rekabet yaşanmaktaydı. O yılda Alman tarafları Selanik kolu, azınlık konumuna düşen Manastır koluna üstün gelmişti. Bu olay, bu partinin Manastır kolunun bir kısmını da saf değiştirip muhalefet ile işbirliğine teşvik etti. Diğer taraftan İngilizlerin böyle bir isyanı onaylamasının nedeni de Berlin Antlaşması sonrasında, Mısır'ın kendince işgali sonrası giderek kendi bölgesinden uzaklaşıp, hızla, rakibi olan Almanya eksenine doğru geçiş yapan ve II.Meşrutiyet sonrası da bu durumu devam ettiren Osmanlı İmparatorluğu'nu kendi saflarına çekme isteğinden kaynaklanmaktadır.

Bu dönemlerde İttihat ve Terakki Cemiyeti, yeni rejimini korumak ve başkentin güvenliğini sağlamak ve korumak üzere, Makedonya'dan İstanbul'a ''Avcı Taburları''nı getirmişti
İttihat ve Terakki Cemiyeti aleyhinde, muhalefetin dini de işin içine aldığı kampanyayla siyasi havanın iyice gerginleştiği anda, gerici propagandaların da etkisiyle 31 Mart 1325 tarihinde, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin getirdiği birliklerden Dördüncü Avcı Taburu subaylarının ve askerlerini hapsederek ayaklanmasıyla, 31 Mart isyanı patlak verdi
31 Mart Olayı
Mebusan Meclisi'nin açılması ve II. Meşrutiyet'in ilanı ülkede siyasi gerilimi arttırdı. Meşrutiye karşı gelenler, Rumi Takvime göre 31 Mart günü isyan ettiler. İlerleme ve yenileşmeye karşı çıkarılan bu isyan kısa sürede büyümeye başladı. Ayasofya meydanında, subaysız ve silahlı askerler toplanarak ''Şeriat isteriz'' diye bağırıp ve ateş ederek, Mebusan Meclisi basıldı, gazeteciler, subaylar ve meşrutiyet yanlılarından çok sayıda ölen oldu. İsyancıların kurmak istediği yeni hükümet İngilizler tarafından desteklendi. Olayların önünü kesemeyen Hüseyin Hilmi Paşa Hükümeti istifa etti.

Ayaklanma Mebusan üzerinde de etkili oldu. 31 Mart günü İttihat ve Terakki Cemiyeti üyesi mebuslar, can güvenlikleri olmadığı için meclise gitmeme kararı aldılar. Bazı İttihat ve Terakki üyeleri İstanbul'dan uzaklaşırken, bazıları da şehir içinde saklandı. Bu arada isyancılar İttihat ve Terakki subaylarını ve mebusları buldukları yerde öldürüyorlardı. Meclisin ve hükümetin etkisiz kalmasıyla, II.Abdülhamid tekrardan duruma egemen]]> Manda Ve Himaye Nedir https://www.kurtulussavasi.gen.tr/manda-ve-himaye-nedir.html Thu, 02 Apr 2015 04:43:54 +0000 Manda ve Himaye, kendini yönetemeyecek ülkeler yönetecek ve yükseltecek duruma gelene kadar diğer ülke ve cemiyetlere verdikleri yetkiye manda denir. 1.Dünya savaşından sonra oluşan bir olgudur. Yönetimi başkasına teslim ederek Manda ve Himaye, kendini yönetemeyecek ülkeler yönetecek ve yükseltecek duruma gelene kadar diğer ülke ve cemiyetlere verdikleri yetkiye manda denir. 1.Dünya savaşından sonra oluşan bir olgudur. Yönetimi başkasına teslim ederek toparlayana kadar manda etkisi devam edecektir. Himaye; güçlü olan devletin, güçsüz olan diğer devleti sömürülmesini işgale uğramasını önlemek amacıyla kontrolü ele almasına himaye denir. Savaşlardan çıkan iki terim devletlerin destek ve çıkar adı altında çıkmışlardır.

Güçlü devletlerin başka devletleri koruyarak güçlenmesini ve uzun yıllar ayakta kalmasını sağlamıştır. 1.Dünya savaşı sonrasında gelen anlaşma itilaf devletleri Wilson prensiplerine göre toprak almıyordu. Toprak alamayan sömürgeciler topraklarına kendilerini yönetemeyeceklerini dile getirdiler. Bu sebeple millet cemiyeti yerine bu bölgeleri koruma altın almaya, himaye etmeye başladılar. Böylece manda yönetimleri meydana geldi. İngiltere; Filistin, Irak, Ürdün ve Arap bölgelerini, Fransa; Suriye ve Lübnan gibi devletleri sömürmek amacıyla manda yönetimini ele aldılar. Sonucunda dile getirilen beyan ise minareyi çalanın kılıfı hazırlama şekliydi. 1918 tarihinde İngiltere ve Fransa Ortadoğu ile ilgili bir bildiri yayınladı. Uzun zamandan bu yana Türklerin zulmü içinde yaşayan bölgelerin kurtulmaları için savaş halindeyiz. Devlet halkları yapacakları seçimlerle milli hükümetler iradeler kurabileceklerdir, dediler. Buna inanan Arap devletleri bağımsızlık elde edeceklerine inanmışlardı. Yalnız bu sadece bir kazanma planıydı. San Remo konferansında bu plan açıkça ortaya konulmuştur. İngiltere ve Fransa orta doğuyu manda ile paylaşmışlardı. 

  Manda Ve Himaye Nedir 
Osmanlı Devletinde de Sevr Antlaşmasından sonra ülkenin kurtuluşunu Amerikan mandasına girmekte görenler vardı. Bu görüşler yüzünden Erzurum Kongresinde de Amerikan mandası fikri en çok tartışılan konu olmuştur. Kolordu Kurmay Başkanı Ahmet Zeki 1919 'da Mustafa Kemal'e  İstanbul'dan aldığı haberler hakkında bilgiler aktarıyordu. Amerika'nın manda fikrine  destekte  bulunduğunu devletin onları seçmesi gerektiğini, Anadolu ve bazı bölgelerde mandayı kabul için teşebbüste bulunması gerektiğini Amerika ile  temasa geçilmesinin doğru olacağını beyan etmiştir. Türk basını da manda ve himaye konusunu uzun süre dile getirip tartışmışlardır. 

Mustafa Kemal Atatürk çeşitli araştırmalar ve çalışmalar yapsa da manda ve himayeyi kabul etmemiştir.  Erzurum kongresinin sonucunda birçok karar alınmıştır. Bunların en can alıcı olanları şunlardır; Vatan bütündür ve bölünemez. Olası yabancı işgal ve müdahaleye karşı hep birlikte savunmaya geçilecektir. Toplanan ulusal güçler padişahlık ve halifelik makamını kurtaracaktır. Meclisin toplanması, hükümetin yaptığı işler verdiği kararlar milletin denetiminde yapılacaktır. Milli irade ve Kuvay-i Milliye'yi korumak esastır. Azınlıklara verilen haklar siyasi ve sosyal hakimiyetimizi sarsacak ayrıcalıklılar tanınmaz. Fakat vatandaşların can, mal ve ırzları tüm saldırılardan korunacaktır. Sadece sömürgecilik niyeti taşımayan ülkelerden sanayi ekonomi ve teknik yardım kabul edilir. Son olarak da Manda ve Himaye asla kabul edilemez sözüyle bu olguya ne kadar karşı olduğunu göstermiştir. Devletlerin kendilerine faydalı olacaklarını birliğin ve milli duyguların en güzel silah olduğunu sözleriyle aldığı kararlarla belirtmiştir.
]]>
Atatürkün Ankaraya Gelişi https://www.kurtulussavasi.gen.tr/ataturkun-ankaraya-gelisi.html Thu, 02 Apr 2015 04:42:54 +0000 Atatürk’ün Ankara’ya gelişi, Türk milletinin tarihi açısından çok önemli bir yere sahiptir. Birinci Dünya Savaşı gerçekleştikten sonra Osmanlı Devleti bu büyük savaşta yenilgiye uğramış oldu. Bu yenilgini Atatürk’ün Ankara’ya gelişi, Türk milletinin tarihi açısından çok önemli bir yere sahiptir. Birinci Dünya Savaşı gerçekleştikten sonra Osmanlı Devleti bu büyük savaşta yenilgiye uğramış oldu. Bu yenilginin ardından Osmanlı Devlet'inin güçsüz ve sarsıntılı durumundan faydalanmak isteyen düşman kuvvetler dört bir taraftan yurda saldırmaya başlamışlardır. Birinci Dünya Savaşı sonrasında imzalanmış olan Sevr Antlaşmasına göre Osmanlı Devleti düşman devletler tarafından bölüne bilecektir. En başta işgal edilen iller arasında Urfa, Maraş, Antep, Adana, Antalya bulunmaktadır. Bunların yanı sıra Osmanlı Devlet'inin merkezi olarak bilinen ve en önemli illerden olan İstanbul düşman devletler tarafından işgal edilmiştir.

Atatürk’ün Ankara’ya gelişi öncesinde yurdun bu durumuna karşılık güçlü bir birlik kurabilmek ve halkın desteğini alabilmek için Atatürk, 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun'a doğru hareket etti. Bu hareket sonrasında Samsun’ a gelen Atatürk oradaki halk tarafından büyük bir coşku ve sevgiyle karşılandı. Daha sonra 12 Haziran’ da Amasya’ya geldi. Amasya’da birçok önemli kararlar alınmıştır ve bu kararlar 22 Haziran’ da Amasya Genelgesi olarak adlandırılmıştır. Amasya’dan sonra Erzurum'a geçen Atatürk, burada 23 Temmuz tarihinde Erzurum Kongresini oluşturmuştur. Daha sonra da 4 Eylül tarihinde Sivas Kongresini toplamıştır. Bu kongreler ülkenin şu anki durumu ve geleceği için büyük öneme sahiptir. Bu kongrelerin toplanmasının başlıca nedeni milli duyguların ağır bastığı bir hükumet kurulmasıdır.

Atatürkün Ankaraya Gelişi

Atatürk’ün Ankara’ya gelişi, tüm illere telgraf çekilmesiyle başlamış oldu. Bu telgraflarda halkın kendi adına karar verebilmesi istenmiştir ve bu kararların iletilmesi için temsilciler seçmesi istenmiştir. Ancak seçilen bu temsilcilerin güvenli bir bölgede toplanması ve önemli kararlar alması gerekmektedir. Bu durumun farkında olan Ankara halkı Atatürk'ü ve temsilcileri Ankara’ya davet ederek toplantıların Ankara’da gerçekleşmesi sağlanmıştır. Bunun yanı sıra Atatürk Ankara'nın oldukça güvenilir olduğunu düşünmekle birlikte Kurtuluş mücadelesinin en iyi bu bölgeden yönetilebileceğini düşünmektedir.

Ankara'nın seçilmesinin en büyük nedeni coğrafi konumuydu. Ankara cephelere eşit mesafelerde olmakla birlikte vatanın ortasında yer almaktaydı. Bunun sonucunda Atatürk ve temsilci heyeti 27 Aralık 1919 tarihinde Ankara’ya adım attılar. Bu heyet Ankara halkı tarafından büyük heyecan ve coşkuyla karşılandı ve bu karşılamada tam bir bayram havası mevcuttu. Karşılamanın ardından Atatürk Ankara halkına kısa ve anlamlı bir konuşma yaptı. Konuşmanın içeriğinde Atatürk’ün bu karşılama sebebiyle duygulandığı ve karşılama için teşekkür ettiği barınmaktadır. Ayrıca vatanın içerisinde bulunduğu durumdan nasıl kurtulacağı hakkında birkaç açıklamada bulunmuştur. Bu açıklamalar sonucunda milli irade daha da kuvvetlenmiş ve daha emin, güçlü adımlar atılması hedeflenmiştir. Atatürk’ün Ankara’ya gelişi, Kurtuluş mücadelesi döneminde atılan adımlardan en önemlisidir. Atatürk’ün Ankara’ya gelişi ile birlikte Türkiye Büyük Millet Meclis 'inin açılması ve Türk ordusunun oluşturulması için girişimler başlamıştır. Ayrıca Ankara Türk milletinin milli mücadele merkezi haline gelmiştir. Anlaşılacağı üzere Ankara vatanın başkenti haline gelmiştir. Bu olaydan sonra 27 Aralık günü Ankara halkı tarafından bir bayram olarak kutlanmaktadır. Bu günde Ankara’da değişik etkinlik ve organizasyonlar gerçekleştirilmektedir.

]]>
Balkan Antantı https://www.kurtulussavasi.gen.tr/balkan-antanti.html Thu, 02 Apr 2015 04:42:41 +0000 Balkan Atlantı, 9 Şubat 1934 yılında imzalanmıştır. Türk Devlet’i Lozan Antlaşması sonrası Balkanlarda yer alan devletlerle arasındaki ilişkiyi düzeltmek ve önemli gelişmeler yapmak için ikili birçok devletle antlaşma Balkan Atlantı, 9 Şubat 1934 yılında imzalanmıştır. Türk Devlet’i Lozan Antlaşması sonrası Balkanlarda yer alan devletlerle arasındaki ilişkiyi düzeltmek ve önemli gelişmeler yapmak için ikili birçok devletle antlaşma yapmıştır. Bu devletler ile arası oldukça iyidir. Yunanistan dışında hiçbir ülke ile arasında önemli bir sorun meydana gelmemiştir. İmzalanan Lozan Antlaşması ile belirlenen maddeler, normal bir şekilde yerine getirilmeye devam edilmiştir. 1930 senesinde Türkiye ile Yunanistan arasında kızışmanın ve yakınlaşmanın alevlenmesi ile birlikte Balkan Atlantı’nın kurulması gerçekleşecektir. Bu Paktın tabanını bir taraftan Yugoslav - Romen devletleri arasındaki antlaşma, diğer taraftan ise Türkiye – Yunanistan devletleri arasındaki 14 Eylül tarihinde gerçekleştirilen antlaşmalar oluşturmaktadır.

1934 yılının Şubat ayında Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya ülkelerinin Dış işleri Bakanları Belgrad'da toplanarak Balkan Atlantı'nın şekillenmesine öncülük etmişlerdir. Bu şekillenme ve tasarının ardından 9 Şubat 1934 yılında Balkan Atlantı Atina şehrinde resmen imzalanmıştır. Bu Atlant’a, Arnavutluk devleti İtalyanların baskısından dolayı, Bulgaristan ise Makedonya hakkında Yunanistan ve Yugoslavya ile bir zıtlaşma olmasından dolayı katılmamıştır. Bu Atlant’ın imzalanmasının en önemli nedenlerinden biri 1933 senesinden beri Almanya, İtalya ve Japonya'nın dünya cihanının tehdit etmeye yönelik benimsediği politikadır. Bunun yanı sıra devletler hızlı bir şekilde silahlanmaya başlamışlardır. Ayrıca Almanya ve İtalya balkanlarda yer alan topraklara saldırmak için iş birliği yapmasının öğrenilmesi Balkan Atlantı’nın imzalanmasına zemin hazırlamıştır. Balkanlarda yer alan devletler Almanya ve İtalya'nın bu yakınlaşmasına karşın aralarında bulunan ufak tefek meseleleri bir kenara bırakarak bir birlik oluşturmaya başlamışlardır. Türkiye devleti bu durum karşısında öncelikle kendi güvenliği için önemli tedbirler aldıktan sonra barışın korunabilmesi için önemli bir çaba göstermeye başlamıştır. Bunun sonucunda öncelikle Türkiye ile Yunanistan devletleri kendi aralarında 1933 senesinin Eylül ayında 10 senelik dokunulmazlık antlaşması imzaladı.Balkan Antantı

 Balkan Atlantı’nda alınan bazı kararlar alınmıştır. Bunlar:

  • Atlant’ta yer alan devletler birbirlerinin bağımsızlıklarına saygı duyacaklardır.
  • Bu antlaşmada yer alan bütün devletler sınırlarını karşılıklı olarak garanti edeceklerdir.
  • Bu devletler birbirlerinin haberi olmadan ve birbirlerine danışmadan diğer Balkan devletleri ile herhangi bir siyasi antlaşma yapamayacaklardır.
  • Ekonominin yer aldığı konularda devletlerin karşılıklı çıkarları göz önünde bulundurularak işbirliği yapmayı kabul edeceklerdir.

Balkan Atlantı sonrasında Türkiye, Balkanlarda yer alan topraklarını güvence altına almıştır. Ayrıca Türkiye devleti Balkanlarda barış görüşmelerine başlamış oldu. Balkan Atlantı, önemli bir başarıdır. Ancak bu başarı 1936 senesine kadar devam etmiştir. İtalya 1935 senesinde Habeşistan'a saldırması ile birlikte Milletler Cemiyeti’nin Bu ülkeye barış kararı alması sebebiyle ve bu kararın başarılı bir şekilde uyulması için Balkan Atlantı’nı imzalayan devletler bu karara hep beraber uymuşlardır. Ancak 1936 senesinde Almanya'nın Balkanlar'ı ve Ortadoğu da yer alan ülkeleri himayesi altına alma isteği ve İtalya'nın Balkan Devletleri'nin arasını bozma isteği Balkan Atlantı’nın bozulmasına zemin hazırlamıştır. Bu bozulmaya neden olan ülkeler arasında İngiltere ve Fransa’da yer almaktadır. Balkan Devletleri son olarak 1940 senesinde Belgrad'da toplanmıştır.

]]>
1921 Anayasası https://www.kurtulussavasi.gen.tr/1921-anayasasi.html Thu, 02 Apr 2015 04:42:09 +0000 1921 Anayasası, günümüzde Büyük Millet Meclisi Anayasası veya Teşkilat-ı Esasiye Kanunu olarak adlandırılmaktadır. Türk tarihi açısından bu kanun önemli bir öneme sahiptir. Türk Cumhuriyet'inin ilk anayasası olarak bi 1921 Anayasası, günümüzde Büyük Millet Meclisi Anayasası veya Teşkilat-ı Esasiye Kanunu olarak adlandırılmaktadır. Türk tarihi açısından bu kanun önemli bir öneme sahiptir. Türk Cumhuriyet'inin ilk anayasası olarak bilinmektedir. 1921 Anayasası, 20 Ocak 1921 yılında kabul edilmiştir. Cumhuriyet 1923 senesinde ilan edilmiş olsa da bu kanun Türkiye Cumhuriyet'inin ilk kanunudur. Bu anayasa 23 maddeden oluşmaktadır. Bu kanunlardan ilki egemenlik kayıtsız şartsız milletindir, maddesidir. Bu madde ile ilk olarak demokrasinin ilk şartı dile getirilmiştir. 1921 Anayasası ile birlikte yönetimin millete ait olduğu belirtilmektedir.

1921 Anayasası ile birlikte yürütme kuvveti ve yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ait olduğu belirtilmektedir. Bu madde ile birlikte Türkiye Devlet'inin isminin yerine Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümet'i kullanılmaktadır. Bu kanunda ki bir başka maddede ise, illerden seçilen üyelerle Meclisin yönetilmesi yer almaktadır. Bu temsilciler 2 yılda bir yapılan seçimle göreve gelmektedir. Bununla birlikte 2 yılda bir üyelerine tekrar seçilebilmesi mümkündür. Eğer seçim yapılamazsa seçim 1 yıl uzatılabilmektedir. 1921 Anayasası'nın bir diğer maddesi de meclisin genel kurulu Kasım başında davetsiz bir şekilde toplanmaktadır. Yasayla ilgili değişiklikleri sadece Büyük Millet Meclisi yapabilmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, yürütme ile ilgili olaylarda bakanlar tayin ederek onları görevlendirmektedir. Gerektiği takdirde bu bakanları değiştirebilir. 1921 Anayasası'nda, mecliste seçilen bir başkan meclis adına imza atmaya, kararları onaylamaya hakkı vardır. Anlaşılacağı üzere Türkiye Büyük Millet Meclis'inin başkanının birçok yetkisi bulunmakta ve meclisin en üst mevkisinde  yer almaktadır.

1921 Anayasası

1921 Anayasası ile birlikte Osmanlı Devlet'inin yerine yeni bir Türk Millet'inin kurulduğu hukuki ve siyasi yönden resmiyet kazanmıştır. Bu yasa ile birlikte Amasya Genelgesi'nden itibaren gelişen birlik ruhu bir resmiyet kazanmıştır. O dönemde ki savaş ve karışıklık olayları sebebiyle insanların belli bir düzene geçmesi çok önemlidir. Ayrıca Devlet’in bir sarsıntı içerisinde yer alması kısa sürede son bulmalıydı ve bu yasa ile birlikte düzene girmiştir.  1921 Anayasası, o döneme bir ilaç olarak damgasını vurmuştur. Ancak bu Anayasa’nın günümüzde çok az sayıda maddesi yürürlüktedir. 1921 Anayasası 1924 senesinde kaldırılmıştır. Ancak bir süre maddeleri yürürlükte kalmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti bu yasanın maddelerine uygun hareket etmeye devam etmiştir. 1921 Anayasası, Türk Devletinin tarihi açısından önemli bir yere sahip olmakla birlikte büyük bir dönüm noktası olarak tarihe büyük harflerle geçmiştir.

]]>
Romanya Cephesi https://www.kurtulussavasi.gen.tr/romanya-cephesi.html Tue, 06 Jan 2015 03:29:36 +0000 Romanya cephesi, Birinci Dünya Savaşı sırasında Romanya'nın Avusturya'ya savaş açması sonucu açılmıştır. Savaş sırasında cepheye, Osmanlı kuvveti gönderilmiştir. İtilaf devletlerinin Çanakkale cephesini boşalttıktan Romanya cephesi, Birinci Dünya Savaşı sırasında Romanya'nın Avusturya'ya savaş açması sonucu açılmıştır. Savaş sırasında cepheye, Osmanlı kuvveti gönderilmiştir. İtilaf devletlerinin Çanakkale cephesini boşalttıktan sonra Türk kuvvetleri serbest kalmıştı. Daha sonra 1916 yılında Kafkas Cephesinde Türk Ordusunun durumu kritik bir haldeydi. Aynı zamanda Ruslar, karşı taarruza geçmişlerdi. Çanakkale'de serbest kalan kuvvetlerle derhal Kafkas Cephesinin takviyesi gerekirdi. Ama Türk Orduları Başkumandan vekili erlerden oluşan üç Türk kolordusunu, Avrupa'da açılan cephelerin takviyesinde kullanmaya karar verildi. Enver Paşa'nın bu düşüncesi, Türk topraklarının savunulması zararına yapılmış çok büyük bir özleriydi. Sonunda Alman Başkomutanlığı ile varılan anlaşma sonucunda 6. Kolordunun Romanya'ya gönderilmesine karar verilmiştir. Bu cephede Romenlerle savaşılmıştır. Türk Ordusu büyük bir başarı göstermiştir. Çünkü bu cephe yardım amaçlı olarak açılmıştır. Bu yüzden tüm yardımseverliklerini kanıtlamışlardır.

Romanya Cephesi 

Romanya Cephesinde Yaşanan Gelişmeler 

Romanya'nın İtilaf devletlerinin safında savaşa katılmasıyla bu cephedeki çatışmalar daha fazla şiddetlenmeye başladı. Alman ve Avusturya-Macaristan orduları Romanyayı işgal edip  ülkenin büyük çoğunluğunu ele geçirdiler. Böylece İttifak devletleri bölgeyi kendi kontrolleri altına almaya başladılar. Ama Bulgaristan'ın savaştan yorgun düşmesi ve yenilgiler almaya başlamasıyla Bulgarlar barış görüşmelerine başladılar. Bu görüşmeler sonucunda Bulgaristan savaştan çekilmek zorunda kaldı. Bu çekilme ile birlikte Almanya ve Osmanlı İmparatorluğu arasındaki iletişim yolu kesintiye uğradı. Aynı zamanda Yunanistan da Büyük Fikri gerçekleştirmek için bölgede savaşmaktaydı. Sonuç olarak Bulgaristan'ın savaştan çekilmesiyle birlikte İttifak Devletlerinin başarısızlığıyla sonuçlanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu Balkan Cephesinde Makedonya'daki cephelere çok sayıda asker ve Romanya'daki cephelere de asker gönderilmiştir.
 
]]>
Latin Harflerinin Kabulü https://www.kurtulussavasi.gen.tr/latin-harflerinin-kabulu.html Fri, 26 Dec 2014 00:34:43 +0000 Latin harflerinin kabulü, Türk tarihi açısından önemli bir olaydır. Atatürk, Türkçe'nin daha kolay okunması ve yazılması, eğitimin yaygınlaştırılması için harf değişikliğinin gerekli olduğunu düşünmüştü ve b Latin harflerinin kabulü, Türk tarihi açısından önemli bir olaydır. Atatürk, Türkçe'nin daha kolay okunması ve yazılması, eğitimin yaygınlaştırılması için 
harf değişikliğinin gerekli olduğunu düşünmüştü ve bunun için çalışmalar yapmıştır. Osmanlının kuruluş ve gelişme dönemlerinde herkesin okuma-yazma öğrenmesi gereği ve zorunluluğu duyulmamıştır. O dönemin şartlarında devletin ihtiyacı olan kişiler, Enderun'da ya da Medresede yetiştirilmekteydiler. 

Zaten aynı dönemlerde Batıda da durumun bundan farklı olmadığı bilinmekteydi. Ama zamanla Batıda, okuma-yazma bilenlerin artması ve bunlar ile orantılı olan kalkınma ve gelişme sürecinin başlaması üzerine, durum Osmanlı devleti aleyhine değişme göstermeye başlamıştır. Bu süreç içinde Avrupa gelişiminden geri kaldıklarını ve gittikçe de gerilediğini ve çökmekte olduklarını anlayan Osmanlılar, duraklamanın sebepleri üzerinde araştırma yapmaya başladılar ve bazı yenilikler yapılması gerektiği kabul edildi. Bu yenilik hareketleri içinde, kullanılmakta olan Arap harfleri de tartışılmış ve bu harflerle ilgili çalışmalar yapılmış ve bu konuda  görüşler belirtilmiştir. 

Latin Harflerinin Kabulü

 

Latin Harflerinin Kabulünün Nedenleri 
  • Türkiye'de okuyup yazmayı kolaylaştırarak, okur yazar oranının artırılmak istenmesi 
  • Arap harfleriyle okuyup yazmanın ilmiye sınıfının ve idarecilerin denetiminde olması 
  • Okuma-yazmanın ayrıcalık olmaktan çıkarılmak istenmesi
  • Arap harflerinin Türkçeye uygun olmaması 
  • Arap harflerinin sağdan sola yazılmasından dolayı matbaacılık ve daktilo klavyeleri açısından uygunsuz olması 
  • Arap kültürünün yerine Avrupa'nın bilim ve kültürünün benimsenmesi 
Latin Harflerinin Kabul Edilmesinden Sonra Olanlar
  • Batı dünyası ile yakınlaşma için önemli bir adım atılmıştır.
  • Çağdaşlaşmada önemli bir engel olan yazı sorunu çözülmüştür. 
  • Okuma-yazma oranı sürekli artarken basılan kitap sayısında da artış olmuştur. 
  • Bilim ve teknolojideki ilerlemeler ve kültür alışverişi hızlanmıştır. 
]]>
Tekalifi Milliye Emirleri https://www.kurtulussavasi.gen.tr/tekalifi-milliye-emirleri.html Wed, 24 Dec 2014 00:04:52 +0000 Tekalifi Milliye Emirleri, Kurtuluş Savaşı'nın dönüm noktalarından biridir. Onun öncesinde 10 Temmuz 1921'de birliklerimizin eksik hareket kabiliyeti nedeniyle Yunan ordusunun başarısıyla Kütahya-Eskişehir Muharebesi kaybedildi. 1 Tekalifi Milliye Emirleri, Kurtuluş Savaşı'nın dönüm noktalarından biridir. Onun öncesinde 10 Temmuz 1921'de birliklerimizin eksik hareket kabiliyeti nedeniyle Yunan ordusunun başarısıyla Kütahya-Eskişehir Muharebesi kaybedildi. 18 Temmuz 1921 tarihinde Mustafa Kemal Paşa, Türk Ordusu'na Sakarya'nın doğusuna çekilme emri vermişti. 19 Temmuz sabahı Türk Ordusu Eskişehir'den ayrıldı. 20 Temmuz günü de Eskişehir Yunanlılar tarafından
işgal edildi. Bu başarısızlık içte ve dışta tepkilere yol açtı. Bu nedenle Enver Paşa Batı cephesine atandı. Sonra Meclisin güvenlik gerekçesiyle Kayseri'ye taşınması tartışmaları başladı. Halkın TBMM'ye karşı güveni sarsılmıştı. Bu nedenle Meclis, tek kurtuluş çaresi olarak Mustafa Kemal'in Başkumandan olarak ordunun başına geçmesine, tüm yetkilerin tek elde toplanarak ulusun tüm maddi ve manevi gücünü ordunun hizmetine sunmaya karar vermiştir. 
Başkomutan seçilen Mustafa Kemal, bu tarihten sonra Büyük Zafer kazanılıncaya kadar Meclisin yetkilerini sonun kadar ordunun gücü için kullanmıştır. 
Başkumandanlık Kanunu üç aylık sürenin dolmasından sonra üç kez uzatılmıştır.  Yaşanılan Kütahya-Eskişehir Savaşı yenilgisinden sonra yapılacak olan Sakarya Savaşı, büyük bir önem taşımaktaydı. Bu nedenle halktan da ordu için yardımlar alınarak hazırlık yapılmıştır. Bu istekleri yerine getirmeyenler, İstiklal Mahkemelerinde yargılanmışlardır.

Tekalifi Milliye Emirleri

 

Tekalifi Milliye Emirleri (7-8 Ağustos 1921)
  • Her ilçede bir tane Tekalifi Milliye Komisyonu kurulacak. 
  • Halk, elindeki silah ve cephaneyi 3 gün içinde orduya teslim edecektir.
  • Her aile bir askeri giydirecektir. 
  • Yiyecek ve giyecek maddelerinin %40'ına el konacak ve bunların karşılığı daha sonra geri ödenecektir.
  • Ticaret adamlarının elindeki her türlü giyim eşyasının %40'ına el konacak ve bunların karşılığı daha sonra geri ödenecektir.
  • Her türlü makineli aracın %40'ına el konacaktır.
  • Halkın elindeki binek hayvanlarının ve taşıt araçlarının %20'sine el konacaktır.
  • Sahipsiz bütün mallara el konacaktır.
  • Tüm demirci, dökümcü, nalbant, terzi ve marangoz gibi iş sahipleri ordunun emrinde çalışacaktır.
  • Halkın elindeki araçlar aylık 100 km. askeri ulaşım yapacaklardır.
  • Bu konuda sorun çıkaranlar, İstiklal Mahkemelerinde yargılanacaktır.
Bütün bu emirler, Türk Devletinin ne kadar zor şartlar altında Savaşa hazırlandığını göstermektedir. Milli mücadele içinde, değişik vergilere yapılan zamlar memur maaşlarının bir süre verilmemesi, maaş ve ücretlerin azaltılması gibi tasarruf önlemlerinin, savaşın getirdiği kaynak ihtiyacını karşılayamadığı için Tekalifi Milliye uygulamasına gidilmiştir. Ama sonuç olarak tüm bu olumsuzluklara rağmen Mustafa Kemal'in önderliğinde büyük bir başarı kazanılmıştır. 
]]>
Maarif Kongresi https://www.kurtulussavasi.gen.tr/maarif-kongresi.html Mon, 08 Dec 2014 05:03:34 +0000 Maarif Kongresi, 15-21 Temmuz 1921 tarihinde Ankara'da gerçekleştirilmiştir. O sırada Eskişehir-Kütahya savaşları yapılmakta, Sakarya'da askerler doğuya çekilmekteydi. Böylesine sıcak bir atmosferde 180 kişiden fazla bi Maarif Kongresi, 15-21 Temmuz 1921 tarihinde Ankara'da gerçekleştirilmiştir. O sırada Eskişehir-Kütahya savaşları yapılmakta, Sakarya'da askerler doğuya çekilmekteydi. Böylesine sıcak bir atmosferde 180 kişiden fazla bir katılımcının yer aldığı kongre, bugünkü Ankara Ulus Merkez Bankası, o dönemde Ankara Öğretmen Okulu olarak kullanılan binanın konferans salonunda yapılmıştır. Atatürk cepheyi bırakarak bu kongreye ulaşmış, ve Milli Eğitim tarihine geçecek nutkunu okumuştur. Maarif Kongresi,  Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıover başkanlığında 7 gün sürmüştür.
Başlangıçta 12 gün sürmesi planlanmış ancak Yunan Taarruzundan dolayı süre kısa tutulmuştur.

Maarif Kongresi ile ilgili satır araları:
  • Eğitime ciddi önem verildiğini göstermiştir.
  • Bayındırlık Bakanlığı kongreye katılacak öğretmenler için tren tahsis etmiştir.
  • İlk defa erkek ve kadınlar bir arada toplantı yapmışlardır. Toplantıya katılanlar arasında Halide Edip Adıvar da bulunmaktadır.
  • Katılımcılar Sultani Mektebi'nde konuklamışlardır.
  • Dönemin gazeteleri kongreyi günlük takip etmişler ve gazetelerine taşımışlardır.
  • Kongre sonrası Mecliste Maarif Kongresi ile ilgili ödenekler, erkek ve kadınların bir arada bulunmaları gibi konularda tartışmalar alevlenmiş neticede Kasım ayında Hamdullah Suphi Tanrıöver istifa etmiştir.
  • Fuat Gündüzalp ta kongrede bulunmuş ve köy öğretmenleri ile ilgili eğitim sistemi önermiş ve 15 yıl sonra kurulacak olan Köy Enstitüleri için temel atmıştır.

Maarif Kongresi

Maarif Kongresi Gündemindeki Konular:
Kongrede, her ne kadar planlanan sürede gerçekleşmese de, yine de önemli konular görüşülmüş, komisyonlar oluşturulmuştur.
  • Mevcut okul, öğrenci ve öğretmen sayısı ile ilgili istatistiki bilgiler
  • Okulların durumu, yarım kalanların yapımı
  • Ziraat ve sanayi okullarının durumu
  • Yabancı ve özel okulların kapatılması
  • İlköğretim modelinin değiştirilmesi, yöreye göre, ihtiyaca göre eğitim sisteminin belirlenmesi
  • İlköğretimin 5 seneye çıkarılması
  • Yerel üretim ile ilgili bilgiler ve bu bilgilere sahip bunları aktarabilecek uzmanların olup olmadığı gibi konular ele alınmıştır. 
İstiklal Savaşı'nın zorlu günlerinde Atatürk'ün cepheden bir günlüğüne dahi olsa gelip tarihi nitelikteki açılışını yaptığı Maarif Kongresi, ülke için bir umut olmuştur. O dönemde Anadolu'da sadece 3000 öğretmen bulunmakta ve bunların da sadece 20% si ni kadın öğretmenler oluşturmaktaydı. Kongrenin kadın erkek aynı çatıda gerçekleştirilmesi ve görüşülen konular sadece düşmanla değil cehaletle de savaşılacağının ve ciddi  eğitim politikalarının oluşturulacağının göstergesiydi.
]]>
Misakı İktisadi https://www.kurtulussavasi.gen.tr/misaki-iktisadi.html Mon, 08 Dec 2014 04:59:19 +0000 Misakı İktisadi; Osmanlı Devleti yıkıldıktan sonra Mustafa Kemal'in girişimleri ile 17 Şubat 1923 tarihinde, Lozan barış görüşmelerinin 4 Şubat 1923'te anlaşma sağlanamadan kesildiği sırada ülkenin ekonomik durumunun ciddi v Misakı İktisadi; Osmanlı Devleti yıkıldıktan sonra Mustafa Kemal'in girişimleri ile 17 Şubat 1923 tarihinde, Lozan barış görüşmelerinin 4 Şubat 1923'te anlaşma sağlanamadan kesildiği sırada ülkenin ekonomik durumunun ciddi ve planlı olarak ilk defa ele alındığı ve alınan bu kararlar bakımından ulusal bir kongre niteliği de taşıyan İzmir İktisat Kongresi toplanmıştır. Bu kongreye ülkenin ekonomik alanda faaliyet gösteren her meslek grubundan temsilciler, Yeni Türk Devleti'nin ekonomisini görüşerek çiftçi, sanayici, tüccar ve işçi kesimlerinden oluşan toplamda 1135 kişinin katılımıyla kongrede yapılan görüşmeler üzerine Misakı İktisadi ( Ekonomik Yemin ) kabul edilmiştir. 

İzmir İktisat Kongresinin açılışında Mustafa Kemal Paşa şunları söylemiştir: ''Siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsun ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa kazanılacak başarılar yaşayamaz az zamanda söner.'' 

Misakı İktisadi'nin Önemli Kararları Şunlardır
  • Ülkede yerli malının kullanılmasını ve yerli malınının kullanımının yaygınlaşmasını sağlamak.
  • Teknik eğitimi geliştirmek.
  • Ham maddesi yurt içinde olan sanayi dallarını kurmak ve genişletmek.
  • Küçük olan imalattan büyük işletmelere geçmek.
  • Özel teşebbüse kredi sağlayacak bir devlet bankası kurmak.
  • Demir yolu inşaatını bir programa bağlamak.
  • Yabancıların kurduğu tekellerden kaçınmak.
  • İşçilerin durumunu düzeltmek.
İzmir İktisat Kongresinde alınan bu kararlar TBMM'ye de yön gösterici bir nitelik taşımaktadır. 23 Nisan 1923'te başlayacak olan İkinci Lozan görüşmelerinde kapitülasyonların kaldırılması konusunda TBMM heyetine büyük bir destek sağlamıştır.

Misakı İktisadi

Tarım Alanındaki Düzenlemeler

Osmanlı Devleti son dönemlerinde olduğu zamanlarda halkın çoğu tarımla uğraşmaktaydı. Ancak halkın çoğunluğu tarımla uğraşıyor olsa da dünyada tarım alanında yapılan gelişmeler ve yenilikler yakından takip edilmediği için  tarımsal üretim çok az oldu. Buna rağmen alınan vergiler üretime göre çok ağırdı. Aşar vergisi genel bütçe gelirinin %40'ını oluşturmaktaydı. Üretici ürettiği mamulleri satamamakta ya da mamüllerin gitmesi gereken yerlere ulaştıramamakta idi. 17 Şubat 1925 yılında çıkarılan bir kanunla aşar vergisi kaldırılarak onun yerine arazi vergisi konuldu. Daha sonra ki yıllarda çiftçiye kredi sağlamak amacı ile Ziraat Bankasında yeni düzenlemeler gerçekleştirildi.  Traktör kullanımı teşvik edildi. Tarım ve Kredi Kooperatifleri, Yüksek Ziraat Enstitüleri kuruldu. Örnek olarak devlet çiftlikleri kuruldu ve tohum ıslah istasyonları açıldı. Türkiye'de tarımın gelişmesi için önemli hamleler gerçekleştirildi.

Ticaret Alanındaki Düzenlemeler

30 haziran 1930 yılında ticareti geliştirmek amacı ile Merkez Bankası kuruldu. Böylelikle ülkede ki sermayenin akışı denetim altına alınmış oldu. Bu şekilde piyasanın da güvenliği sağlandı. 1924 yılında işverenlere kredi sağlamak için İş Bankası kuruldu. 

Sanayi Alanındaki Düzenlemeler

Yeni Türk Devleti'nin kalkınması için sanayileşme zorunluydu. Ancak Osmanlı Devleti'nden kalan sanayi birikimi neredeyse yok denecek kadar azdı. İstanbul, İzmir ve Adana'da bir kaç dokuma fabrikası ve İstanbul'da askeri bir fabrika ülkenin sanayi varlığını oluşturuyordu. 28 Mayıs 1927'de Teşvik-i Sanayi Kanunu kabul edilerek özel teşebbüse destek verilmesi sağlandı. 1929 yılında ithalat mallarından alınan gümrük tarifeleri yükseltilerek yerli üretimin ithal sanayi mamülleri ile rekabet etmesi kolaylaştırıldı. Üç beyaz olan şeker, un ve pamuk ile üç siyah olan kömür, demir ve petrol projesi olarak adlandırılan sanayileşme hamlesi istenen hızla gerçekleştirilememiştir. Bunun en önemli nedenleri şunlardır. 
  • Özel sektörün elinde yeterli sermayenin ol]]> Kanal Cephesi https://www.kurtulussavasi.gen.tr/kanal-cephesi.html Tue, 11 Nov 2014 02:23:54 +0000 Kanal cephesi Almanların isteği üzerine açılmıştır. Kanal cephesinin açılmasında bir takım nedenler vardır, bunlar aşağıda sıralanmıştır. İngiltere'nin elinde bulunan mısırı İn Kanal cephesi Almanların isteği üzerine açılmıştır. Kanal cephesinin açılmasında bir takım nedenler vardır, bunlar aşağıda sıralanmıştır. 
  • İngiltere'nin elinde bulunan mısırı İngilizlerden geri almak.
  • Süveyş kanalı İngiltere ile Hindistan arasındaki en kısa yoldu. Osmanlı taarruza geçerek Süveyş kanalında hakimiyet kurarak hem İngiltere'nin Hindistan'da ki sömürgelerinden askeri, ham madde gibi yardımlar almasını engellemeye çalışmak hem de dünya ekonomisinde ki etkinliğini artırmak istemektedir. 
  • İslam alemini İngilizlere karşı harekete geçirmeye çalışmaktır.
Cemal Paşa komutasında ki Osmanlı devleti orduları 2-3 Şubat 1915'de Süveyş kanalına saldırıya geçmişlerdir fakat başarılı olamamışlardır. İngiltere devletinin orduları Sina yarımadasını alarak Suriye sınırına kadar gelmişlerdir. Suriye cephesinde Almanya devletinin generali Liman Von Sanders yıldırım orduları grup komutanı olarak görev yapmakta idi. Bu orduya bağlı 7.ordu komutanı Mustafa Kemal Paşa'ydı. Mustafa Kemal Paşa komutasındaki 7.ordu başarılı savunmalar yapmıştı. 

Kanal Cephesi

Kanal Cephesi
nin bazı özellikleri bulunmaktadır. Bunlar;
  • Kanal cephesi Osmanlı devletinin ikinci taarruz cephesidir.
  • Kanal cephesi Osmanlı devletinin ilk kapanan cephesidir. 
  • İngiltere devletinin orduları deniz yolu ile sömürgelerinden yardım almayı başarmışlardır.
  • Kanal cephesi 14 Ocak 1915'de açılmıştır.
  • Kanal cephesinin açılmasında bölgenin jeopolitik konumu etkili olmuştur. 
Kanal cephesinde ki başarısızlığımızın bazı sebepleri bulunmaktadır. Bunlar aşağıda sıralanmıştır.
  • İngiltere devletinin ordularının silah yönünden bizden üstün olmaları başarısızlığımızda etkili olmuştur.
  • Arapların Osmanlı devletine ihanet ederek, İngiltere devletini desteklemeleri de etkili olmuştur. 
  • Osmanlı devletinin ordularında bir takım yönetim hatalarının yaşanması da etkili olmuştur. 
]]>
Hicaz Yemen Cephesi https://www.kurtulussavasi.gen.tr/hicaz-yemen-cephesi.html Mon, 10 Nov 2014 23:25:08 +0000 Hicaz yemen cephesi, Osmanlı devletinin kutsal toprakları korumak için savaştığı cephelerden biri olan Hicaz-Yemen cephesi 23 ocak 1919'da Osmanlı devletinin başarısızlığı ile sonuçlanmıştır. Hicaz yemen cephesi Hicaz yemen cephesi, Osmanlı devletinin kutsal toprakları korumak için savaştığı cephelerden biri olan Hicaz-Yemen cephesi 23 ocak 1919'da Osmanlı devletinin başarısızlığı ile sonuçlanmıştır. Hicaz yemen cephesindeki gelişmeler türkülere bile konu olmuştur. Osmanlı imparatorluğunun askerleri İslam coğrafyasını, bölgeyi işgal etmek isteyen İngiliz devletinin askerlerine karşı korumaya çalışmış fakat Araplardan hiç beklemediği şekilde ihanetlere maruz kalmıştır. Bölgede bulunan bazı Arap aşiretleri İngiliz hükümeti ile işbirliği yapıp Osmanlı devletine karşı savaş açmışlardır. Yani Araplar milliyetçi ve İslamcı bir politika gütmemişlerdir. Arap aşiretlerinin İngiliz devleti ile olan ilişkilerinde İngilizlerin ajanı Lawrence Arapları Osmanlı devletine karşı kışkırtarak etkin bir rol oynamıştır.

Osmanlı hükümeti tarafından 1908 yılında Mekke emirliğine atanan Şerif Hüseyin, Osmanlı devletine karşı ayaklananlar arasında yer almıştır. Önceleri Osmanlı imparatorluğunun yanında olan hatta 1.dünya savaşı öncesinde Osmanlı devletine sık sık bağlılığını bildirirken 27 haziran 1916 tarihinde resmen Osmanlı devletine karşı büyük bir isyan başlatmıştır. Ünlü İngiliz ajanı Lawrence Arapların bağımsız devlet kurmalarını gerektiğini söyleyerek kendini kısa sürede Araplara sevdirmiştir. Lawrence böyle davranarak Arapların davasını benimsemiş gibi görünmüştür. Fakat Lawrence'nin amacı İslam dünyasına zarar verip bölgeyi İngiltere devletinin sömürgesi haline getirmektir. Bölgede tüm bu gelişmeler yaşanır iken bir kısım Araplar da Osmanlı devletine sadakatlerini bildirmişlerdir. Bunların başında Yemende ki İmam Yahya gelmektedir.

Hicaz Yemen Cephesi

Hicaz-Yemen cephesi
nde Osmanlı devletinin ağır kayıplar vermesinden dolayı bölgeyi terk etmek zorunda kalmasının ardından Şerif Hüseyin bölgede ilk önce Medine emri daha sonra da Cidde krallığına kadar yükselmiştir. Fakat bu durum Şerif Hüseyin için ileri de pekte iyi olmayacaktır. Çünkü bölgede bir diğer güç olan vehhabilik görüşüne sahip Abdülaziz İbn-i Suud ile liderlik mücadelesine girecek ve bu mücadelen mağlup bir şekilde ayrılacaktır ve sonrasında da Akabeye sürgüne gönderilecektir. Akabeye sürgüne gönderilen Şerif Hüseyin burada büyük yokluklar ve ağır hastalıklar içerisinde ölmüştür.

İngiliz devletinin Şerif Hüseyin ile çıkar ilişkileri bittikten sonra vehhabilik mezhebini savunan Abdülaziz İbn-i Suud'u desteklemişlerdir. Bu durumda bize İngiliz devletinin Şerif Hüseyin'i halife yapacaklarını söyleme vaadi ile nasıl kandırdıkları gün yüzüne çıkmıştır. İngiliz hükümetinin asıl amacı Sünni mezhebine sahip ve yüzyıllardır İslam dininin koruyucusu olan Osmanlı devletini bölgeden atmak istemekti. Böylelikle İslam dünyasında ikililik çıkarmayı başarmış olacaklardır. Bu yüzden önce Şerif Hüseyin'i kullanmışlar daha sonra da Şerif Hüseyin'e karşı Abdülaziz İbn-i Suud'u desteklemişler ve böylelikle de amaçlarına ulaşmışlardır. Şerif Hüseyin ise durumu fark ettiği zaman iş işten çoktan geçmiş olacaktır.

Hicaz-Yemen cephesinde Osmanlı devletini savunan 7.kolordunun 300 binden fazla şehit verdiği tahmin edilmektedir. Çanakkale savaşlarında bile bu kadar fazla şehit vermediğimizi düşünecek olursak, Hicaz-Yemen cephesinin çok hüzünlü bir cephe olduğunu söyleyebiliriz. Bu cephede ebediyete intikal etmiş aziz şehitlerimize  bir kez daha saygı duyuyoruz. Amaçları kutsal toprakları korumak olan kahraman şehitlerimize bir kez daha yüce Allah'tan rahmet diliyoruz.
]]>
İstanbulun Kurtuluşu https://www.kurtulussavasi.gen.tr/istanbulun-kurtulusu.html Sat, 08 Nov 2014 02:36:16 +0000 İstanbul'un Kurtuluşu, dünyada eşi benzeri olmayan en güzel kentlerden biri olan İstanbul 29 Mayıs 1453 tarihinde dönemin Osmanlı İmparatorluğu Padişahı Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedildi. Osmanlıların, Bizans İmpara İstanbul'un Kurtuluşu, dünyada eşi benzeri olmayan en güzel kentlerden biri olan İstanbul 29 Mayıs 1453 tarihinde dönemin Osmanlı İmparatorluğu Padişahı Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedildi. Osmanlıların, Bizans İmparatorluğunu yok etmesiyle yeni bir çağ başlamıştı. Tarihte dünyanın en önemli merkezlerinden biri olarak görülen İstanbul, Avrupa ve Asya Kıtası'nın birbirlerine en yakın mesafede olduğu yerdir. İstanbul, Karadeniz'den, Marmara Denizi'ne geçişi sağlayan iki yakaya kurulmuştur. İstanbul Boğazı'nın doğu kıyılarında Anadolu ( Asya ) toprakları ve batı kıyısında Trakya ( Avrupa )toprakları yer almaktadır. Bu kadar önemli konumda bulunması nedeniyle tarih boyunca bir çok devletin iştahını kabartmıştır. 1453 yılında Birinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadar Osmanlı Devleti'nin hakimiyetinde olan İstanbul savaşın ardından kağıt üzerinde ve antlaşmalarla işgal edilmiştir.

Birinci Dünya Savaşı Sonrası

Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan sonra başta İngiltere olmak üzere Fransa ve İtalya'nın oluşturmuş olduğu üçlü blok ülkeleri Anadolu'yu işgal etmeye başlamıştı. Bu antlaşmanın gereklerinden olan 6 il 12 Kasım 1918 tarihleri arasında Çanakkale Boğazı düşman savaş gemileri ile kuşatılmış ve işgal edilmişti. Boğazın güvenliğini sağlamak amacıyla yoktan bir sebeple İstanbul'a geçen bu gemiler 13 Kasım 1918 tarihinde İstanbul açıklarına demir atmışlardır. Üçlü blok ülkelerinden özellikle İngilizlerin gözü İstanbul üzerinde bulunmaktaydı ve bu konu yüzünden yanlarında bulunan devletlerle bir çok ciddi tartışmalara girmişlerdi.

İşgalci devletlerin giderek artan baskıları ve bu baskılara dayanamayan padişah, 21 Aralık 1918 günü Meclis-i Mebusanı dağıtmıştı. Meclisin kapatılmasının ardından sırayla Tevfik Paşa, Damat Ferit Paşa ve Ali Rıza Paşa Osmanlı Hükümeti kurmuşlardı. Bu sıralarda Ankara'da olan ve Kurtuluş Savaşı hazırlıkları yapan Mustafa Kemal Paşa, kurulan bu hükümetlerin hiçbirini tanımadığı ilan etmişti. Mustafa Kemal Paşa'yı kızdırmamak ve yanına çekmek isteyen Ali Rıza Paşa, Mustafa Kemal Paşa'ya Ankara Temsil Heyeti başkanlığı teklifinde bulunmuştu. Bir şartla bunu kabul eden Mustafa Kemal Paşa meclisin tekrar toplanmasını ve Sivas Kongresi'nde alınan kararların tanınmasını istemişti.

İstanbulun KurtuluşuYapılan seçimler sonunda seçilen isimler İstanbul'da toplanmaya başlamıştı. Tarihler 12 Ocak 1920'yi gösterirken Erzurum ve Sivas Kongrelerinde alınan kararlar Misak-ı Milli kararları olarak kabul görmüş ve dünyaya duyurulmuştu. Misak-ı Milli yani Ulusal And anlamına gelen bu duyuru işgalci devletlere büyük bir korku yaşatmıştı. İşgalci devletler bu duyurunun üzerine 16 Mart 1920 tarihinde İstanbul'u fiilen işgal altından kaldırıp resmen işgal etmişlerdi.


İstanbul'un İşgali

İtilaf Devletleri tarafından başlatılan işgal girişimi ilk önce denizden başlamıştır. Boğaz gemilerle abluka altına alınmış ve karaya asker çıkartılmaya başlanmıştı. Bu işgal girişimi çok kanlı olaylara sahne olmuştu. Sivil, asker ve görevliler öldürülmüştü. Hükümet daireleri ve kışlalar işgal edilmiş, silahlara el konulmuş ve meclis kapatılıp meclis delegeleri sürülmüştü. Tüm bu olan olaylar karşısında padişah ve hükümet çaresizlik içerisinde olaylara seyirci kalmıştı. Çünkü imzalanan antlaşma Osmanlı Devleti'ni askeri ve siyasi yönden etkisizleştirmiş, güçsüz ve kişiliksiz bir kuklaya çevirmişti. Mustafa Kemal Paşa, Adana treninden inip Haydarpaşa rıhtımına ayak bastığı sırada düşman gemilerinin zafer bayrakları açmış olduğunu, toplarını sağa ve sola çevirmiş bir şekilde İstanbul limanına girdiklerini ve onları coşkulu, sevinç çığlıklarıyla karşılayan bir kalabalık görmüştü. Bu görüntü karşısında tek sözü ise ' Geldikleri gibi giderler ' olmuştu. Bu sözünden sonra Kurtuluş Savaşı başlamış ve büyük bir hızla topraklar geri kazanılmıştı.
Reval Görüşmeleri https://www.kurtulussavasi.gen.tr/reval-gorusmeleri.html Fri, 07 Nov 2014 02:26:49 +0000 Reval Görüşmeleri, görüşmelerin başlaması ve ilerleyiş süresi; Tarihler 9 Haziran 1908'i gösterirken bu günün sabahında Finlandiya Körfezi'nin Baltık kıyısında bulunan Reval bu günkü Estonya'nın başkenti konumu Reval Görüşmeleri, görüşmelerin başlaması ve ilerleyiş süresi; Tarihler 9 Haziran 1908'i gösterirken bu günün sabahında Finlandiya Körfezi'nin Baltık kıyısında bulunan Reval bu günkü Estonya'nın başkenti konumunda bulunan Tallin'de zamanın İngiltere Kralı VII. Edward ile Rus Çarı olan Nikola bir araya gelmişlerdi. Almanya'ya karşı duydukları ortak korkunun verdiği sıkıntılar üzerine bu iki olan İngiltere ve Rusya daha da birbirlerine yakın olmaktaydı. Bu korkunun verdiği rahatsızlıktan dolayı her iki ülkenin de devlet büyükleri bir araya gelip aralarında bulunan sorunların bazılarını çözmeye çalışıyorlardı. İki hükümdarın katılmış olduğu ve Reval şehrinde yapılan bu görüşmelerin konuları olan İran, Afgan hududu, Girit, Balkan demir yolları ve Makedonya gibi çeşitli konular masaya yatırılıp görüşülmüştü. Bu konuların yanında ayrıca Avusturya ve Almanya'ya karşı olarak izlenecek politikalarda görüşülen konular arasındaydı. Reval Görüşmesinin hakkında net bir açıklama yapmayan bu iki devletin Osmanlı Devleti'ni parçalama düşüncesi olduğunu ortaya atmış ve bu görüşü güçlendirmişti. Bu görüşmenin sonunda Jön Türkler, sultanın izlemiş olduğu pasif politikadan dolayı imparatorluğun bölündüğü yönünde yoğun bir propaganda dönemine girmişler ve bu propaganda sonucunda İkinci Meşrutiyeti ilan ettirip, dönemin sultanı olan İkinci Abdülhamid dönemini resmi olmasa da fiilen sona erdirmişlerdi. 

Reval Görüşmeleri sırasında İngiltere ve Rusya, Osmanlı Devletini görüşmeyip, aralarında paylaşmasalar da bu görüşmeler dışarıya farklı yansıtılmıştı. Dışarıya farklı yansıyan ve iki ülkenin açıklama yapmaması sonucu İttihat ve Terakki'nin propaganda yapmasına sebep olmuştu. Yapılan bu propagandaya göre Karadeniz ve Boğazlar Rusya'ya bırakılacak, Mısır, Sudan ve Basra Körfezi'ne kadar olan Irak toprakları İngiltere'nin olacak, Fransa ise Suriye ve Lübnan'ı alacaktı. Geçmişte yaşanmış olaylar dolayısıyla şüpheleri ve yapılan propagandaları haklı ve güçlü çıkarıyordu. Rusya'nın 1768 yılından sonra izlemiş olduğu politika ile Osmanlı İmparatorluğundan sürekli olarak toprak koparmış ve bununla kalmayıp Balkanlar'daki Hristiyanları Osmanlı İmparatorluğu'na karşı ayaklandırmış ve ayırmıştı. Bunlar göz önüne alındığında İkinci Abdülhamid ve Jön Türkler Reval Görüşmelerinde neler olduğunu, neler konuşulduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Bu anlama arayışları sonucu İkinci Abdülhamid Rus Elçisini huzuruna çağırıp, kabulünde görüşmede neler konuşulduğunu sordu ve elçiden cevap olarak önemli bir konu olmadığını ve Tibet'le ilgili bir görüşme yapıldığını duymuş oldu. Buna inanmayan sultan bu görüşmeden daha fazla şüphelenmeye başlamıştı.

Reval Görüşmeleri
Görüşmelerin Osmanlı Üzerindeki Etkileri

Bu dönemlerde İttihat ve Terakki çatısı altında teşkilatlanan Jön Türkler, Sultan İkinci Abdülhamid'in sonunu getirmek için ona karşı faaliyetler ortaya koyuyorlardı. İttihatçiler, Reval Görüşmelerini Makedonya'da bulunan Avrupalı konsoloslardan ve yabancı postanelerin aracılığıyla ulaşan Avrupalı gazetelerden öğrenmişlerdi. Avrupalı gazetelerin demeçlerin iki hükümdarın çeşitli konularda konuştuğu bu konuların yanı sıra Makedonya'nın görüşmenin önemli konularından olduğu ve bu Osmanlı toprağında yapılacak olan ıslahatların ele alındığı yazmaktaydı. Bu konuda yazılan ve konuşulan ıslahatın anlamı o bölgenin kısa bir süre içerisinde Osmanlı İmparatorluğu'ndan koparılması demekti.

Reval Görüşmelerinde, Rusya ve İngiltere'nin Osmanlı İmparatorluğuna son ölümcül darbeyi vurmaya ve hasta adam lakaplı bu imparatorluğun ölümünü erkene almayı, Makedonya'yı, hatta Osmanlı İmparatorluğunu aralarında paylaşmaya karar verdiklerine inanan İttihatçiler, bu duruma İkinci Abdülhamid'in sebep olduğunu onun izlediği pasif ve yanlış dış politikanın eseri olduğu kanaatindeydiler. İttihatçilerin düşüncesi eğer meclis tekrar açılırsa, Hristiyanlara eşit]]> Amiral Bristol Raporu https://www.kurtulussavasi.gen.tr/amiral-bristol-raporu.html Thu, 06 Nov 2014 04:38:06 +0000 Amiral Bristol Raporu, İzmir'in işgali dünya kamuoyunda büyük bir yankı ve kınamaya sebep olunca; olayın sorumlusu durumunda olan itilaf devletleri hem kamuoyunu yatıştırmak hem de İzmir bölgesindeki durumdan haberdar olabilmek Amiral Bristol Raporu, İzmir'in işgali dünya kamuoyunda büyük bir yankı ve kınamaya sebep olunca; olayın sorumlusu durumunda olan itilaf devletleri hem kamuoyunu yatıştırmak hem de İzmir bölgesindeki durumdan haberdar olabilmek için bölgeye Amerikalı Amiral Bristol önderliğinde bir ekip göndermişlerdir. Aynı zamanda Osmanlı Devleti de Yunanlıların İzmir'i işgal ettikten sonra katliamları dünyaya duyurmak için, Türklerin haklı olduğunu göstermek için, bölgeye bir heyetin gönderilmesini istemiştir. Amerikalı Amiral Bristol önderliğinde İngiliz, Fransız ve İtalyan generallerden oluşan bir heyet bölgeye giderek bir rapor yayımladılar. Bu rapora Amiral Bristol Raporu denilmektedir.

Amiral Bristol Raporunun içeriğini maddeler halinde yazacak olur isek şöyle yazabiliriz:
  • Bölgedeki olayların sorumlusu Türkler değil; Rumlar'dır.
  • Batı Anadolu'da Yunanlıların propaganda ettiği gibi Rum nüfusun fazla olmadığı da ortaya çıkmıştır. Bölgede Türkler çoğunluktadır.
  • Yunanlıların bölgeyi işgali bölgeye egemen olmaya yöneliktir. Bölgenin güvenliğini sağlamaya yönelik değildir. Yani İzmir'in işgalinin haksız yere olduğu ileri sürülmüştür.
  • İzmir'den Yunan ordusu çekilerek; bölgeye itilaf devletlerinin güvenlik birimleri yerleşmelidir.
Amiral Bristol RaporuAmiral Bristol Raporunun önemi hem dünya hemde Osmanlı açısından büyüktür. Amiral Bristol Raporunu yine maddeler halinde sıralayabiliriz.
  • Yunanlıların Paris konferansına sahte rapor verdiği anlaşılmıştır. Ayrıca, mondros mütarekesinden sonra İzmir ve çevresindeki hristiyan halkın güvenliği tehlikeye düşmemiştir.
  • ABD Yunanlılar tarafından kandırıldığını görmüş, Wilson ilkelerinin uygulanmamasına kızarak aktif dünya siyasetinden çekilmiş, "Monroe Doktrini" uygulanmıştır.
  • İşgalin gereksiz ve haksız yere olduğu belirtilmiştir.
Amiral Bristol Raporu,Türk halkının milli mücadelesinin haklılığını ortaya koyan ilk uluslararası belgedir.
]]>
Musul Sorunu https://www.kurtulussavasi.gen.tr/musul-sorunu.html Tue, 04 Nov 2014 02:42:59 +0000 Musul Sorunu, Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde başlayıp Cumhuriyet'in ilk yıllarında dahi devam eden önemli sınır sorunlarından bir tanesidir. Osmanlı Devleti'nin hakimiyeti zamanında sınırları içerisinde yer alan bu top Musul Sorunu, Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde başlayıp Cumhuriyet'in ilk yıllarında dahi devam eden önemli sınır sorunlarından bir tanesidir. Osmanlı Devleti'nin hakimiyeti zamanında sınırları içerisinde yer alan bu topraklar, Sanayi İnkılâbı'ndan sonra birçok sömürgeci devletin gözde odağı olmuştur. Bu devletlerin başında da İngiltere gelmektedir. Çünkü bu topraklar petrol bakımından son derece zengin topraklardır. Bu özelliği nedeniyle de İngiltere, Fransa ve Almanya gibi blok devletler arasında da çekişmelere neden olmuştur. Bu bölge 1916 yılında yapılan Sykes Picot Antlaşması ile de Fransa'ya bırakılmıştır. Ancak Fransa İngiltere ile arasındaki menfaatler nedeniyle bu bölgeyi San Remo Konferansı'ndan sonra 1920 yılında da tüm haklarını İngiltere'ye bırakmıştır. Ancak her zaman Osmanlı Devleti'ne karşı art niyetli olan İngiltere bölgedeki Hristiyanlar'ın güvenliğini bahane ederek ve Mondros Ateşkes Antlaşması'nın 7. maddesini öne sürerek Musul'a tamamen hakim olmak için Osmanlı Devleti'nden bu bölgeyi kendilerine bırakmalarını istemiştir. Bu gelişmeler üzerine 1918 yılında Musul İngilizler'in işgaline uğramıştır.

Musul Sorunu Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti için sadece kaybedilen bir toprak değil, aynı zamanda Misak-i Milli için de önemli adımlardan bir tanesi olarak da ifade edilmiştir. Ancak Mondros Mütakeresi ile birlikte İtilaf Devletleri'nin güvenliklerini tehlikede gördükleri yerleri işgal edebilecekleri şeklindeki madde bu önemli bölgenin kontrol altında tutulmasını da zorlaştırmıştır. İngilizlerin bu bölgeyi işgal etmesiyle birlikte bölgede Türk Askerleri ve İngiliz askerleri arasında kontrolden çıkan bir durum meydana gelmiştir. Bu durum Lozan Konferansı'na da ayrıca konu olarak Yeni Türk Devleti ve İngiltere arasında uzun süren bir diplomatik krize neden olmuştur. Lozan Konferansı'nda Musul Sorunu görüşüldüğü sırada İngiltere bölgede bir ayaklanma çıkmasına neden olarak müdahale etme bahanesiyle Süleymaniye'yi topa tutmuştur. Gelişen bu olaylara tepki gösteren Türkiye, Lozan Konferansı'nın sekteye uğramasına neden olmuştur. Bu durumdan bir süre sonra 19 Mayıs 1924 yılında Türkiye ve İngiltere arasında İstanbul Konferansı düzenlenmiştir. Konferansta yapılan görüşmelerde Musul Sorunu'nu çözmek adına Türk temsilciler bu bölgenin uzun süre Osmanlı hakimiyetinde kaldığını ve bölgedeki Müslüman Türk ve Kürt nüfusunun çoğunlukta olduğunu ifade ederek Musul'un Misak-ı Milli sınırları içerisinde kalması gerektiğini ifade etmiştir. Ancak bu teklif İngiltere tarafından reddedilmiştir. Bu gelişmelerden sonra konu Milletler Cemiyeti'ne götürülmüştür. Burada yapılan görüşmelerde de Türk temsilciler aynı görüşleri ifade ederek bölgenin Türkiye'de kalması gerektiği söylemişlerdir. Musul Sorunu'nun çözülmesi için referandum yapılması gerektiği şeklinde teklifte bulunmuşlardır. Ancak İngiltere bölgedeki halkın bilinçsiz olmasından dolayı bu teklife karşı çıkmıştır. bu gelişme sonrasında da Musul Sorunu'nu çözmek adına Milletler Cemiyeti bir komisyon kurmuştur ancak somut bir sonuç alınamamıştır.

Musul Sorunu
Musul Sorunu'nun İngiltere lehine çözümlenmesinde İngiltere'nin bölgede yürüttüğü faaliyetler büyük ölçüde etkili olmuştur. Bölgenin petrol gücünü kaybetmek istemeyen İngiltere, o zamanki en büyük güç olmanın da avantajını kullanarak Milletler Cemiyeti'nden de kendi lehine bir karar çıkartmayı başarmıştır. Bu sıralarda bölgede yaşanan Şeyh Sait İsyanı'yla birlikte de bölgenin hakimiyeti artık Türkiye'nin kontrolünden çıkmış durumuna gelmiştir. 1925 yılında çıkan Şeyh Sait İsyanı bölgedeki Kürt halkının iç güvenliği bozduğu görüntüsü ortaya çıkarmak isteyen İngiltere ve bölgedeki hakimiyeti kendi lehine çevirmek isteyen Türkiye bir kez daha karşı karşıya gelmiştir. Ancak o zamana askeri anlamda zayıf olan Türkiye İngiltere'yle bir savaş yapmayı göze alamayarak İngilizlerle bir antlaşma yapmayı göze almıştır. 5 Haziran 1926 yılında yapılan bir a]]> Boğazlar Sorunu https://www.kurtulussavasi.gen.tr/bogazlar-sorunu.html Tue, 04 Nov 2014 02:36:42 +0000 Boğazlar Sorunu, İtilaf Devletleri tarafından ortaya atılmış, Çanakkale ve İstanbul Boğazları'nın stratejik öneminden faydalanabilmek adına Osmanlı üzerinde kurgulanan planlardan bir tanesi olarak tarihteki yerini almıştır Boğazlar Sorunu, İtilaf Devletleri tarafından ortaya atılmış, Çanakkale ve İstanbul Boğazları'nın stratejik öneminden faydalanabilmek adına Osmanlı üzerinde kurgulanan planlardan bir tanesi olarak tarihteki yerini almıştır. Boğazlar Sorunu sadece Osmanlı Devleti'ni değil diğer büyük Avrupa devletlerini de etkilemiş olan bir durumdur. Bu sorun bu devletler arasında kimi zaman büyük çekişmeler çıkmasına da neden olmuştur. Boğazlar Sorunu Kurtuluş Savaşı döneminde ortaya çıkmış bir durum değildir. Bu sorunun kökleri 18. yüzyıla kadar dayanmaktadır.

Rusya'nın 18. yüzyıldaki hükümdarı olan Büyük Petro o dönemde Karadeniz'e Boğazlara hakim olarak sıcak denizlere inme fikriyle dikkat çekmiştir. Çariçe 2. Katerina zamanında da devam eden bu politika doğrultusunda Küçük Kaynarca Antlaşması sonrasında Rusya bu amacını gerçekleştirebilmek adına eline bir fırsat geçirmiştir. Aslında bu durumdan daha önceki bir dönemde yani 1774 yılında da yine Rus gemileri İstanbul Boğazı'nı kuşatma girişiminde bulunmuştur. Ancak bu kuşatma girişimi başarısızlıkla sonuçlanmıştır. 18. yüzyılda Boğazlara hakim olmak isteyen sadece Rusya olmamıştır. 1798 yılında o dönemde yaptığı fetih hareketleriyle ön plana çıkan Napolyon, gözünü İstanbul'a dikmiştir. Boğazlar Sorunu'nun 18. yüzyıldaki bu ayağında başta Rusya olmak üzere tüm büyük Avrupa devletleri Napolyon'a karşı çıkarak Rusya Osmanlı Devleti ile karşılıklı yardımlaşma antlaşması imzalamışlardır. Ancak Fransa Osmanlı üzerine baskıda bulunarak bu antlaşmanın iptal edilmesini sağlamışlardır.

Boğazlar Sorunu
Osmanlı Devleti'nin zayıflamaya dönemlerde Boğazlar Sorunu daha da çok gündeme gelmeye başlamıştır. 1833 yılındaki Mısır Sorunu ile birlikte Rusya emellerine bir adım daha yaklaşmak adına girişimlerde bulunmuştur. Mısır Sorunu'nda Osmanlı Devleti'ne yardım eden Rusya, karşılığında Hünkar İskelesi Antlaşması ile birlikte boğazlar üzerinde bazı konularda söz hakkı elde etmiştir. Hünkar İskelesi Antlaşması Boğazlar Sorunu ile birlikte yeni bir meseleyi Şark Meselesi'ni de ortaya çıkarmıştır. Bu dönemde daha etkin olmak isteyen İngiltere Hünkar İskelesi Antlaşması'nın yerine başka bir antlaşma yapılması için girişimlerde bulunmuştur. Bu sırada Mısır valisi Mehmet Ali Paşa'nın yeniden ayaklanma çıkarması üzerine bu durumu fırsat bilen İngiltere Osmanlı Devleti'ne yardım ederek 1840 yılında Londra Antlaşması'nın imzalanmasını sağlamıştır. İstanbul'un fethinden bu yana Osmanlı Devleti'nin kontrolünde olan boğazlar için bu antlaşma bir dönüm noktası olmuştur. 1841 yılında Fransa'nın da bu antlaşmaya katılmasıyla birlikte antlaşma "Boğazlar Sözleşmesi" olarak adlandırılmıştır. Bu sözleşme ile birlikte Osmanlı Devleti boğazlar üzerindeki tek hakimiyet ve söz hakkını bir anlamda kaybetmiştir. Bu sözleşmeye göre;
  • Boğazlar Osmanlı Devleti'nde kalmıştır.
  • Ancak savaş zamanında boğazlar bütün devletlerin savaş gemilerine kapalı tutulacaktır. Ancak ticaret gemilerine açık olacaktır.
Boğazlar Sözleşmesi ile birlikte Boğazlar Sorunu farklı bir boyut kazanmıştır. Özellikle de Avrupa'nın büyük devletlerinin boğazlar üzerinde söz sahibi olmasıyla birlikte de artık devletler arasındaki çekişmeler de artmıştır. 1853 yılındaki Rusya'nın Eflak ve Boğdan'ı işgali de bunlardan bir tanesidir. Rusya'nın Eflak ve Boğdan'ı işgalinden sonra tedirgin olan Avrupa Devletleri kendilerini korumak ve Rusya'yı korkutmak için boğazlardan geçirerek Karadeniz'e savaş gemileri göndermişlerdir. Ancak Rusya bu gemilerle Boğazlar Sözleşmesi'nin ihlal edildiğini öne sürerek Kırım Savaşı için girişimlerde bulunmuşlardır. Bu savaş sadece o zaman için değil, ilerleyen zamanlar için de bir dönüm noktası olmuştur. Avrupa devletlerinin birbirlerine olan güvenin bitmesine neden olan bu olay 1. Dünya Savaşı'nın da temellerinin atılmasına da neden olmuştur.

Boğazlar Sorunu'nun önemi 1. Dünya Savaşı ile birlikte daha çok ön pl]]> Cumhuriyetin İlanı https://www.kurtulussavasi.gen.tr/cumhuriyetin-ilani.html Mon, 03 Nov 2014 04:15:43 +0000 Cumhuriyetin ilanı için ilk atılan adım TBMM'nin seçimini yenilemek oldu. TBMM'si cumhuriyeti ilan etmemiş olsa da görevini büyük bir titizlikle yerine getiren tarihi bir meclis olmuştur. Mustafa Kemal TBMM'sini yenileme kararı Cumhuriyetin ilanı için ilk atılan adım TBMM'nin seçimini yenilemek oldu. TBMM'si cumhuriyeti ilan etmemiş olsa da görevini büyük bir titizlikle yerine getiren tarihi bir meclis olmuştur. Mustafa Kemal TBMM'sini yenileme kararı aldıktan sonra yeni meclisin kurulmasına kadar yetiştirilmek üzere bir kısım arkadaşlarını yeni bir anayasa hazırlamak üzere görevlendirdi.Bu arkadaşlarının toplantılarına kendisi de zaman zaman iştirak ederek fikir ve tavsiyelerini sunmuştur. Bu toplantılarda milli hükümetin mahiyetinin Cumhuriyet olması gerektiğini belirtmiştir.


İkinci Meclis 11 Ağustos 1923'de toplandı. Cumhuriyetin ilanı bu ikinci meclis tarafından gerçekleştirilecektir. Lozan Barış Antlaşması 24 Temmuz 1923'de yeni meclis tarafından imzalanmış bu arada yaşanan bir kaç olay, Cumhuriyetin ilanı hazırlıklarını belirtmesi açısından oldukça önemlidir.

Mustafa Kemal Paşa'nın Hazırladığı Anayasa Değişikliği

Lozan Barış Antlaşması'ndan sonra Mustafa Kemak Paşa, özel kalem memuru olan Hasan Rıza Soyak'a içinde notların yazılı olduğu bir kağıt vererek ona şöyle demiştir: " Bunları al, müsvedde halindedirler, beyaz edeceksin. Yazılar karışıktır, dikkat et, okuyamadığın veya anlayamadığın yer olursa bana sorarsın. Bunları şimdilik yalnız sen ve ben bileceğiz. Amirlerine bile bahsetmene lüzum yoktur."

Hasan Rıza Soyak, Mustafa Kemal'den aldığı kağıtta yazanları okuyunca bunların 20 - 01 - 1921'de kabul edilen Teşkilat-ı Esasi Kanunu'nun devletin şekliyle ilgili maddelerini değiştiren ve Türk Devleti'ne " Cumhuriyet" şeklini kazandıracak taslak olduğunu görmüştür.

<Cumhuriyetin İlanı/div>
Mustafa Kemal Paşa Tarafından Hazırlanan Taslak Şu Şekildedir:
  • Türkiye Devleti'nin hükümet şekli Cumhuriyettir.
  • Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur.
  • Meclis, hükümetin inkısam ettiği idare şubelerini, icra vekilleri vasıtasıyla idare eder.
  • Türkiye Cumhurreisi, Umumi Heyet tarafından, Türkiye Büyük Millet Meclisi azası meyanından bir intihap devresi için seçilir. Reisin vazifesi yeni Cumhurreisin intihabına kadar devam eder. Tekrar intihap olunmak caizdir. Türkiye Cumhurreisi, devletin reisidir; bu sıfatla lüzum gördükçe Büyük Millet Meclisi'ne ve Vekiller Heyetine riyaset eder.
  • Başvekil, Cumhurreis tarafından ve meclis azası tarafından intihap olur. Diğer vekiller, Başvekil tarafından yine Meclis azası tarafından intihap olduktan sonra heyeti umumiyesi, Cumhurreis tarafından Meclisin tasvibine arz olunur. Meclis içtima halinde değilse, tasvip işi Meclis'in içtimaına talik olunur. 
Hasan Rıza Soyak metni düzenledikten sonra Mustafa Kemal'in emri üzerine Adliye Vekili Seyit Bey'e götürür. Mustafa Kemal Paşa, Seyit bey'in de okuyup mütalaa etmesini ama bu konunun sadece üç kişi arasında kalmasını ister. Seyit Bey bu metni okuduktan sonra çok hoşnut olur ve haddi olmamakla birlikte bir kaç ilavede bulunduğunu Hasan Rıza Soyak'a bildirir.

Mustafa Kemal'in Yabancı Bir Gazeteciye Cumhuriyet'le ilgili açıklaması

Wiener  Neue Freie Presse  muhabiri Lazar'a 22Eylül 1923'de verdiği demeç gerek ülkede gerek dış basında büyük yankı uyandırdı. Mustafa Kemal ilk defa bu beyanatta "Cumhuriyet" kelimesini kullanarak artık Cumhuriyetin ilan edilme gereksinimini anlatmıştır. Ertesi gün aynı demeç İlkadım gazetesinde de yayınlanmıştır. Gazeteci Lazar'ın sorusuna Mustafa Kemal Paşa'nın Cumhuriyetin ilanı ile ilgili verdiği cevap oldukça açık ve kesindi. " Yeni Türkiye Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nun ilk maddelerini tekrar edeceğim. " Mustafa Kemal'in Cumhuriyet'in ilanı ile ilgili demecinin hem içeride hem dışarıda yankısı büyük olmuştur. Fransanın tanınmış gazetesi, Le Temps, " Fransa kendi görüşlerini k]]> 1. Dünya Savaşı https://www.kurtulussavasi.gen.tr/1.-dunya-savasi.html Mon, 03 Nov 2014 04:11:27 +0000 I. Dünya Savaşı, Avrupa merkezli olan bu küresel savaş, 28 temmuz 1914 yılından başlayarak 11 Kasım 1918 1918 yılına kadar devam etti. I: Dünya Savaşı, II. Dünya Savaşı'na kadar '' Dünya Savaşı'', ya da '' Büyük Savaş I. Dünya Savaşı, Avrupa merkezli olan bu küresel savaş, 28 temmuz 1914 yılından başlayarak 11 Kasım 1918 1918 yılına kadar devam etti. I: Dünya Savaşı, II. Dünya Savaşı'na kadar '' Dünya Savaşı'', ya da '' Büyük Savaş'' olarak da adlandırılır. Savaşın taraflarından olan Osmanlı Devleti'ne göre bu savaş '' Genel Savaş'' anlamına gelen '' Harb-i Umumi '' anlamına gelirken halk arasında bu savaşa '' Seferberlik '' adı verilmiştir. I. Dünya Savaşı'na Amerika Birleşik Devletleri girene kadar ise savaş ABD için '' Avrupa Savaşı '' olarak adlandırılmıştır. O zamanın büyük güçleri iki tarafa ayrılarak I. Dünya Savaşı'nda yerlerini almışlardır.

Ayrılan bu büyük güçler İtilaf Devletleri ( Birleşik Krallık, Fransa Cumhuriyeti ve Rusya İmparatorluğu ), İttifak Devlerletleri ise ( Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya Krallığı ) Avusturya- Macaristan  yapılan anlaşmaya karşı savaşa geçtiği için İtalya savaşa girmemiştir. Bundan dolayı oluşturulan ittifaklar yeniden yapılandırılmıştır. Yapılan bu yapılandırma ile İtalya İtilaf Devletlerinin tarafına geçerek yeni devletlerin de bu savaşa girmesi ile genişlemiştir. Bu genişleme sonucunda 60 milyon Avrupalı da dahil olmak üzere, 70 milyon askeri personel tarihin en büyük savaşlarından biri için seferber olmuştur. Bu savaşta kullanılan yeni teknolojiler sayesinde silahların öldürme gücü çok muazzam bir şekilde artmıştır. Aynı miktarda savunma ve hareketlilikte gelişme olması sonucu yaklaşık olarak 9 milyon muaharip hayatını kaybetmiştir. Bundan dolayı yaşanılan I. Dünya Savaşı tarihinde ki en çok zayiat veren verilen beşinci savaş olmuş ve bu savaşa katılan devletlerde bir çok politik değişikliğe ve devrimlere yol açmıştır. 

1. Dünya Savaşı

Birinci Dünya Savaşı Nedenleri:

  • Avrupalı devletlerin sömürgecilik faaliyetleri,
  • Avrupalı devletlerin hammadde ve pazar arayışları,
  • İngiltere ve Fransa'nın, Almanya'ya karşı silahlanmaya başlamaları, 
  • Rusya'nın ideallerini gerçekleştirmek istemesi,
  • Balkanlar'da ki Slav-Germen çekişmeleri,
  • Fransız İhtilali'nin sonucunda doğan milliyetçilik akımı,
  • Fransa'nın Alsas-Loren'i Almanya'dan almak istemesi,
  • Avusturya-Macaristan prensinin  Saraybosna'da bir Sırplı bir milliyetçi tarafından öldürülmesi ( 28 Haziran 1914 )
  • Avusturya'nın ve Rusya'nın balkanlar üzerinde ki çıkar çatışmaları,
  • Siyasi birliklerini geç tamamlayan Almanya ve İtalya'nın siyasi dengeleri değiştirmeleri
I: Dünya Savaşı Öncesi Oluşan Bloklar:

Üçlü İttifak ( Bağlaşma ) Bloğu: 
  • Avusturya-Macaristan İmparatorluğu
  • Almanya
  • İtalya ( 1915 yılına kadar )
Üçlü İtilaf ( Anlaşma ) Bloğu:
  • İngiltere
  • Fransa
  • Rusya
İtalya İttifak ( Bağlaşma ) grubunda iken Antalya ve çevresinin kendisine bırakıldığı gizli yapılan Londra Antlaşması ile İtilaf devletlerinin olduğu gruba geçmiştir. Bulgaristan, Çanakkale Savaşı'ndan sonra İttifak devletlerinin olduğu gruba katılmıştır.

Osmanlı Devleti'nin I: Dünya Savaşına Girme Nedenleri:

  • İttihatçıların Almanlara karşı sempati duymaları,
  • Almanya'nın desteği ile devletin kurtulacağına inanılması, 
  • Osmanlı Devleti'nin Almanya ile gizli bir anlaşma yapması, ( 2 Ağustos 1914 )
  • Osmanlı Devleti'nin siyasi yalnızlıktan bunalarak kurtulmak istemesi,
  • Osmanlı Devleti'nin İngiltere ve Fransa'nın ekonomik baskılarından kurtulmak istenmesi,
  • Osmanlı Devleti'nin kaybettiği toprakları geri almak istemesi,
  • Osmanlı Devleti'nin coğrafyasının jeopolitik önemi.
Almanya'nın Osmanlı Devleti'ni I: Dünya Savaşı'nın İçine Çekme Nedenleri:
  • Almanya'nın Osmanlı Devleti'nde bulunan halifelik makamını kullanarak İngiliz ve Fransız sömürgelerinde bulunan Müslümanları ayaklandırmak istemesi,
  • Almanya'nın]]> Halifeliğin Kaldırılması https://www.kurtulussavasi.gen.tr/halifeligin-kaldirilmasi.html Mon, 03 Nov 2014 04:10:03 +0000 Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924), Osmanlı Hanedanı elinde bulunan halifelik sıfatının yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti tarafından kaldırılması olayıdır. Devletin laikleştirilmesi konusunda atılan en önemli adımd Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924), Osmanlı Hanedanı elinde bulunan halifelik sıfatının yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti tarafından kaldırılması olayıdır. Devletin laikleştirilmesi konusunda atılan en önemli adımdır. Halife sözcüğü, Arapça bir kelime olup Hz. Muhammed'in dünya işlerine vekalet etme anlamında kullanılır. Halifelik ya da Hilafet, İslami siyasi yönetimine verilen addır. Halifelik makamı Yavuz Sultan Süleyman'ın Memlük Devletine son vermesiyle Osmanlı Devleti'ne geçmiştir. 

Halifelik makamının birleştirici gücü ve fonksiyonu olması gerekir. Çoğu zaman aynı anda birkaç devlette görülmüştür. Başka bir devletteki halifeyi tanımayarak başka bir devlet kendi halifesini ilan etmiştir.  En önemli sorun ise hilafet makamının kaldırılmadığı sürece Türkiye Cumhuriyeti'nde yapılması gereken zorunlu inkılapların önünde bir engel olarak görülüyordu.


Halifeliğin Kaldırılmasını Hazırlayan Sebepler

Saltanatın kaldırılması ve IV. Mehmet'in (Padişah Vahdettin) İstanbul'dan sınır dışı edilmesinin ardından TBMM'nin seçmiş olduğu Abdulmecit Efendi, eski rejimi savunanların tek ve son umudu haline gelmiş ve bundan destek alan Abdulmecit Efendi, imzasını Halif- i Müslimin olarak atması kararlaştırılmışken ileride hanlık iddiasında bulunabileceğine işaret eden " Halife Abdulmecit bin Abdulaziz Han " olarak atmaya başlamıştı. Cuma Selamlığına Fatih'in kıyafeti ve başındaki sarıkla çıkmak istedi. Yeniden törenler düzenlemeye ve demeçler vermeye başladı. Bunun üzerine birçok İslam devletleri kendisine bağlılığını bildirmesiyle kendisini İslamın önderi olarak görmeye başladı. Bu durumdan rahatsız olan Mustafa Kemal, İzmir'deki ordu tatbikatı sırasında ordu komutanlarına düşüncesini açıklayarak halifeliğin kaldırılmasını meclis gündemine getireceğini belirtti. 

Halifeliğin kaldırılması

Halifeliğin Kaldırılması
1 Mart 1924 Yılında yapılan bütçe görüşmelerinde Halifeliğe ayrılacak ödeme konusu gündeme getirildikten sonra 3 Mart 1924'de kabul edilen yasa ile halifelik kaldırılmış ve ileride hilafet konusunda hak iddia etmemeleri için Osmanlı hanedanı üyelerinin de yurt dışına gönderilmelerine karar verildi. 5 Mart 1924 sabahı Abdulmecid Efendi ailesi ile bilikte Türkiye topraklarından ayrıldı.

Halifeliğin kaldırıldığı gün başka kararlar da alındı:
  • Osmanlı hanedanı yurt dışına çıkarıldı
  • Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabul edildi
  • Şerriye ve Evkaf Vekaleti kaldırıldı. Yerine Diyanet İşleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü kuruldu
  • Erkan-ı Harbiye Vekaleti kaldırıldı. Yerine Genel Kurmay Başkanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı kuruldu.
  • Yeni düzen yürürlüğe girdi
Halifeliğin Kaldırılmasının Sonuçları
  • Halifeliğin kaldırılması, laik düzene geçişin ilk adımıydı. 
  • Halifeliğin kaldırılması eski rejim taraftarlarını etkisizleştirmiş, iç ve dış politika da tam bağımsızlık sağlamıştır.
  • Ulusal egemenlik anlayışını güçlendirmiştir.
  • TBMM'ndeki karşıt görüşlerin etkisi azalmıştır.
  • Halifeliğe bağlı kurumlarda yeni düzenlemeler gerçekleştirilerek bu kurumların TBMM'ne geçişi sağlanmıştır.
  • Osmanlı hanedanı 155 kişilik bir ekiple yurt dışına çıkarılmıştır.
  • Halifeliğin kaldırılmasından sonra Şerif Hüseyin kendisini halife ilan etti. Bunun üzerine 9 ülke yöneticisi de kendilerini halife ilan ettiler.
]]>
Amasya Tamimi https://www.kurtulussavasi.gen.tr/amasya-tamimi.html Mon, 03 Nov 2014 04:07:47 +0000 Amasya Tamimi, tam bağımsız ve ulusal egemenliğe dayanan yeni Türkiye Cumhuriyetinin temellerini oluşturan ilk belge olması nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti açısından önemi büyüktür. 21 Haziran 1919 günü Amasya'da Saraydüz Amasya Tamimi, tam bağımsız ve ulusal egemenliğe dayanan yeni Türkiye Cumhuriyetinin temellerini oluşturan ilk belge olması nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti açısından önemi büyüktür. 21 Haziran 1919 günü Amasya'da Saraydüzü Kışlası'nda Mustafa Kemal Paşa önderliğinde Amasya Tamimi görüşmeleri başladı. 22 Haziran sabahına kadar devam edilen görüşmelerde çok önemli kararlar alındı.

Bir ihtilal bildirisi niteliği taşıyan Amasya Tamimi'nde ilk kez ulusal egemenlikten bahsedilmiştir. İstanbul Hükumeti'nin düşmanlarda esir olduğu belirtilerek İstanbul Hükumeti hiçe sayılmıştır. Milleti yine milletin azim ve kararının kurtaracağı vurgulanarak Kurtuluş Savaşının amacı ve yöntemi hakkında açıklama yapılmıştır.

Amasya Tamimi'nde Alınan Kararlar
  • Vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığı tehlikededir.
  • İstanbul Hükumeti'nin eli kolu bağlanmıştır ve aldığı sorumluluğun gereğini yerine getirememektedir.
  • Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.
  • Milletin içinde bulunduğu durumu gür sesle tüm cihana duyuracak ve her türlü baskıdan uzak bir heyetin varlığı zaruridir.
  • Anadolu'nun en güvenli yeri olan Sivas'ta hemen bir kongre kurulmalıdır.
  • Sivas Kongresi için tüm illerin her sancağından herkes tarafından güven kazanmış üç temsilcinin hemen yola çıkması gerekmektedir.
  • Her ihtimale karşı bu sır olarak kalmalı ve gelecek temsilciler yolda gelirken kendilerini tanıtmadan bölgeye intikal etmelidirler.
  • Doğu illeri adına da Erzurum'da bir kongre toplanacaktır. 
Mustafa Kemal kendisinin hazırladığı Amasya Tamimi'ni 9. Ordu Müfettişi sıfatıyla imzalamıştır. Bu bildiri 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir'e ve Cemal Paşa'ya da sunuldu ve onların da onayını aldıktan sonra bu bildiri 22 Haziran 1919'da tüm ülke mülki amir ve askeri komutanlara telgrafla Abdurrahman Rahmi Efendi tarafından ulaştırılmıştır. 

Amasya Tamimi
Nutukta ifade edilir ki , aslında bu taslak aslında dört madde olarak dikte edilmiştir. Bu taslak metninin sonunda, Mustafa Kemal'in, Kazım Karabekir'in, metnin tebliğ işlerinden sorumlu Hüsrev Bey'in, yaver Muzaffer Bey'in, nutukta adı geçmeyen bir sivil memurun imzaları vardır. Bu kişilerden başka imzalar da vardır. Fakat bu imza sahiplerinin adları nutukta geçmemektedir. Amasya Tamimi'ndeki Bu imzaların sahipleri İstiklal savaşını başlatan fakat Kurtuluş Savaşı sonrası Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası adı altında muhalif bir parti kurdukları için gözden düşen Rauf Orbay, Refet Bele ve Ali Fuat Paşa'dır.

Amasya Tamimi'nin Sonuçları
  • Türk İnkılabının ihtilal aşaması başlamıştır.
  • Amasya Tamimi ile Kurtuluş Savaşının amacı, yöntemi ve gerekçesi belirlenmiştir.
  • Amasya Tamimi'nde ilk kez egemenliğe dair bir yönetim tarzından bahsedilmiştir.
  • İstanbul Hükumeti ilk kez yok sayılmıştır.
  • Türk halkı hem İstanbul Hükumeti'ne hem de düşmana karşı mücadeleye çağrılmıştır.
  • Kurtarıcı olarak görülen padişah, manda ve himaye ve hilafet düşüncesinin yerini milliyetçilik almıştır.
  • Üstü kapalı olarak Heyet-i Temsiliye'nin oluşturulmasından bahsedildi.
  • Direniş esasları ilk defa yazılı hale getirildi.
  • Milletin bağımsızlığını ancak milletin azim ve kararının kurtarabileceği görüşüne varıldı.
  • İlk defa ulusal egemenlikten bahsedildiği için evrensel bir karar oldu.
  • Mudafa-i Hukuki Cemiyetlerinin birleştirilmesi için Sivas'ta bir kongrenin kurulmasına karar verilmiştir.
  • Ordunun asla terhis edilmemesi ve Erzurum'a gelen delegelerin direk Sivas'a katılması istenmiştir.
  • Amasya Tamimi ile Kurtuluş Savaşı resmen ilan edilmiştir.
]]> Ankara Antlaşması https://www.kurtulussavasi.gen.tr/ankara-antlasmasi.html Mon, 03 Nov 2014 00:15:23 +0000 Ankara Antlaşması, TBMM ile Fransa arasında 20 Ekim 1921 Türk- Fransız Cephesindeki faaliyetleri durdurmak için imzalanmıştır. Asıl politik kararları Lozan Anlaşması'na bırakarak, TBMM yönetimindeki bölgenin güney sınır Ankara Antlaşması, TBMM ile Fransa arasında 20 Ekim 1921 Türk- Fransız Cephesindeki faaliyetleri durdurmak için imzalanmıştır. Asıl politik kararları Lozan Anlaşması'na bırakarak, TBMM yönetimindeki bölgenin güney sınırının taslak olarak belirlenmesi konusunda iki tarafta mütabakata varmıştır. İngiltere, İtalya ve Yunanistan ile menfaatleri çakışan Fransa, Sevr Antlaşması'ndan üç ay önce TBMM ile ilişkilere başlayarak geçici mütareke yapmıştır. Fransızlarla Ankara Antlaşması'nın imzalanmasıyla birlikte yeni TBMM'nin mevcudiyetini kabul etmiş olmakla beraber bu ilişki daha ileriye gidememiştir.


Sakarya Savaşının kazanılması ve Sovyet Rusya ile Moskova Antlaşması'nın imzalanması, Türk - Fransız ilişkilerini de olumlu yönde etkilemiştir. Bu olay Fransa ile TBMM ile arasında imzalanacak Ankara Antlaşması'nın zeminini hazırladı. Fransız eski bakanlarından Henry Franklin Bouillon Ankara'ya gelerek Mustafa Kemal, Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal ve Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ile görüşmelerde bulundu. Fransa daha geniş bir ayrıcalık hayali ile görüşmelere gelmişti. Fakat umduğunun altında bulunca bir süre antlaşmayı askıya aldı. Çünki bu sırada Yunanistan bir taarruza hazırlanıyordu. Sakarya Meydan Muharebesi ile Yunanlılar denize dökülünce Fransa antlaşmayı imzalamak zorunda kaldı. Özellikle yeni Türk Devleti ve Misak-ı Milli sınırlarının üzerinde duruldu. Bu görüşmelerde ortak noktaya varılarak Ankara Antlaşması imzalandı.

Ankara Antlaşması'nın en önemli özelliği Fransa'nın TBMM Hükumetini resmi olarak tanıması ve İtilaf Devletleri Cephesinin bozulmuş olmasıydı. Bu antlaşma ile Türk milli egemenliğinin haklılığı bir itilaf devleti tarafından tanınmış oldu.
Ankara Antlaşması

Ankara Antlaşması'nın Maddeleri
  • Her iki tarafta bu anlaşmanın imzalanmasını müteakiben aralarındaki harbin bittiğini kabul ederler. Ordular ve ahali durumdan haberdar edilecektir.
  • Her iki taraf karşı tarafın esirlerini serbest bırakacak, esirlere yol paraları verilerek en yakın şehirlere bırakılacaktır.
  • Antlaşmanın imzasından en fazla iki ay sonra 8. maddedeki sınırın kuzeyine Türk askerleri, güneyine ise Fransız askerleri çekilecektir.
  • Hatay için özel bir idare usulü tesis edilecektir. Türk dili orada resmi dil olacaktır.
  • Osmanlı sülalesinin kurucusu olan Osman Gazi'nin dedesi olan Süleyman Şah türbesi Türk malı sayılacak ve Türk Devleti asker bulundurarak türbeyi koruyabilecek.
  • Ankara Antlaşması sonucu her iki taraf, boşaltılan arazide genel af ilan edecektir.
  • Seçilecek bir karma komisyon ile Suriye ve Türk Devleti arasındaki gümrük ilişkilerini düzenleyecek, bu komisyon kurulana kadar iki tarafta hareketinde serbest kalacaktır.
  • İskenderun Körfezi'nde Payas'tan başlayarak Kilis- Çobanbeyli istasyonuna gidecek demiryolu Türkiye'de kalmak üzere Çobanbeyli'den Nusaybin'e varacaktır. Payas ile Çobanbeyli istasyonları Suriye'de kalacaktır. 
  • Türk Hükumeti ile Suriye Kırık suyundan ortaklaşa faydalanacaktır. Suriye Hükumeti, msraflarını kendisi karşılamak üzere Fırat nehrinin Türk Hükumeti kısmından su alabilecektir. 375
Ankara Antlaşması'nın Önemi
  • Ankara Antlaşması ile güney cephesi kapanmış oldu. Böylece TBMM Hükumeti tüm ağırlığını diğer cephelere verebilecekti.
  • Hatay'ın kaybı ile Misak-ı Milli'den ilk defa taviz verilmiş oldu.
  • Ankara Antlaşması ile Suriye sınırı güvenlik altına alınmış oldu.
  • Güney illerimizdeki Ermeni meselesi'de çözülmüş oldu.
  • İlk defa bir İtilaf Devleti Misak-ı Milli'yi kabul etmiş oldu.
  • İtilaf Devletleri arasında dağılmanın başlangıcı oldu.
]]>
İtilaf Devletleri https://www.kurtulussavasi.gen.tr/itilaf-devletleri.html Mon, 03 Nov 2014 00:10:37 +0000 İtilaf Devletleri Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin bulunduğu İttifak bloğunun karşı safhasındaki bloktu. Savaş başlangıcında İtilaf yani Anlaşma bloğu kemik devletleri İngiltere, Fransa, Rusya ike İtilaf Devletleri Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin bulunduğu İttifak bloğunun karşı safhasındaki bloktu. Savaş başlangıcında İtilaf yani Anlaşma bloğu kemik devletleri İngiltere, Fransa, Rusya iken, İttifak (Bağlaşma) bloğununkiler Almanya, Avusturya-Macaristan, İtalya idi. Aslında savaşa katılan her ülkenin amaçları farklıydı fakat çıkar ilişkileri doğrultusunda devletler birbirleriyle anlaşma sağlayarak savaşın iki grup arasında şekillenmesini sağladılar. İtilaf grubu Osmanlı Devleti'nin son demlerini yaşadığı dünyada söz sahibi olmayı başarmış, büyük sömürgelere sahip ülkelerden oluşuyordu. İttifak grubundaki Almanya ise, dünya pastasından büyük paylar almaya istekli, güçlü görüntüsüyle neredeyse tek başına bir bloğu sahipleniyordu ve savaşın asıl sebeplerinden biriydi. 

İtilaf Devletleri Savaş Sebepleri

Birinci Dünya Savaşı’nın en genel sebeplerinden biri 1789 Fransız Devrimi sonrasında yayılan milliyetçilik akımıydı. Özellikle İngiltere ve Fransa dünyada elinde en fazla sömürge bulunduran devletlerdi. Bu iki İtilaf Devleti, elindeki sömürge ırkları kaybetmemek, yeni sömürgeler kazanmak ve halihazırda elinde bulunan ve Fransız Devrimi’nden etkilenerek bağımsızlık istemeye başlayan sömürgelerine gözdağı vermek istiyordu. Sanayi Devrimi sonrası ortaya çıkan ham madde ve pazar rekabetinin artması da İtilaf Devletleri için en önemli bir başka savaş sebebi idi.

İtilaf Devletleri

Savaşa katılan ülkelerin ortak amacı, dünya pastasından, yeni şekillenmeye başlayan akımlar doğrultusunda en fazla payı alabilmekti. Fakat savaşın ülkeleri İtilaf veya İttifak bloğuna itmesinde, bu genel savaş stratejisinde en güçlü tarafta olma isteğinin yanında bazı özel sebepler de vardı. İtilaf Devletleri bloğunun şekillenmesini sağlayan en geniş sebep, Almanya’nın oluşturduğu tehditti. En güçlü ülke konumundaki İngiltere, bundan oldukça rahatsızdı. İki devlet arasındaki rekabetin yanında Fransa’da Almanya’ya kaptırdığı Alsas-Loren bölgesini geri almak için Almanya ile mücadele içerisindeydi.

İtilaf Devletleri Açısından Savaş Sonuçları

Milyonlarca insanın ölümüne sebep olan savaş, ABD’nin savaşa katılması ile sona ermiş ve bloklar arası İtilaf Devletleri’nin galibiyetinin şekillendirdiği ağır şartlı antlaşmalar imzalanmıştır. İtilaf Devletleri savaşın mağlubu ülkeler ile şu antlaşmaları imzaladı: Almanya ile Versay Antlaşması, Avusturya ile Sen-Jermen, Macaristan ile Triyanon, Osmanlı Devleti ile Sevr Antlaşmaları imzalandı. Savaş sonunda İtilaf Devletleri’nin elindeki birçok sömürge devletine bağımsızlık hakkı tanınmış olsa da, yeni dünya rekabetinin yönünün değiştiği anlaşılıyordu ve bu aslında İtilaflar için büyük bir kayıp değildi. Bu ülkelerin mağlup devletlerle imzaladığı antlaşmalar ağır ekonomik şartlar getiriyordu ve ülkelerin iç işlerinde söz sahibi olma gibi hakları ediniyorlardı.

Tüm devletlerin kabul ettiği ve savaşın sonlanmasını sağlayan Amerika’da yayımlanmış Wilson İlkeleri’ni İtilaf Devletleri de kabul etmiş olsalar da bu, Amerika’yı karşılarına almamak için attıkları bir adımdır. Savaş sonunda imzalanan antlaşmalarda bu ilkelere uymamışlardır. Wilson İlkeleri’nde geçen her milletin kendi geleceğini belirleme hakkı görmezden gelinmiş ve yeni sınırlar bu ilke dikkate alınarak çizilmemiştir. (Bu İkinci Dünya Savaşı'nı hazırlayan bir sebep oldu.) Kazananların kaybedenlerden savaş tazminatı ve toprak almayacağı ilkesi de İtilaf Devletleri tarafından dikkate alınmamıştır.

]]>
Kuvayi-milliye https://www.kurtulussavasi.gen.tr/kuvayi-milliye.html Mon, 03 Nov 2014 00:06:30 +0000 Kuva-yi milliye Anadolu'nun Yunan, İngiliz, Fransız, İtalyan ve Ermeni birliklerince işgal edildiği dönemlerde, Osmanlı ordusunun silahlarının alınıp dağıtıldığı zorlu günlerde ortaya çıkan bir milli direniş örgütüne v Kuva-yi milliye Anadolu'nun Yunan, İngiliz, Fransız, İtalyan ve Ermeni birliklerince işgal edildiği dönemlerde, Osmanlı ordusunun silahlarının alınıp dağıtıldığı zorlu günlerde ortaya çıkan bir milli direniş örgütüne verilen isimdir. Aynı zamanda Kuva-yi milliye kurtuluş savaşının ilk savunma kuruluşudur. Kuva-yi milliye mevcudu 1919 yılına kadar 6.500-7.500 arasındadır. 1920 yılının ortalarında ise Kuva-yi milliye mevcudunun 15.000'e ulaştığı tahmin edilmektedir. kuvayi milliyenin ilk kıvılcımı 1918' de güney cephesinde dörtyol'da fransızlara karşı başlamıştır. Bunun nedeni ise Fransızların işgallerine Ermenileri ortak etmeleridir. Yerel sivil örgütlenmelerden ortaya çıkan Kuva-yi milliye düzenli ordulardan oluşan işgalci güçlere karşı bugünkü ismiyle bir gerilla savaşı uygulamıştır. İlk direniş olayları güneydoğu bölgesinde Fransızlara karşı olsa da örgütlü direniş İzmir'in ele geçirilmesinden sonra ege bölgesinde Kuva-yi milliye olarak başlamış ve yerel örgütlenmeler olarak yayılma göstermiştir. Kuva-yi milliyenin amaçlarının başında hiçbir devletin ve ulusun egemenliğini kabul etmeyerek, Türk milletinin kendi bayrağı altında rahatça yaşama hakkını ve bağımsızlığını oluşturma düşüncesidir.

 
Mustafa Kemal Paşa kuvayi milliye kuruluşunu şöyle açıklamaktadır; 
Hükümet merkezi, düşmanların şiddetli çemberi içindeydi. Siyasal ve askerî bir çember vardı. İşte böyle bir çember içinde yurdu savunacak, ulusun ve devletin bağımsızlığını koruyacak kuvvetlere emrediyorlardı. Bu biçimde yapılan emirlerle, devlet ve ulusun araçları temel görevlerini yapamıyorlardı. Yapamazlardı da. Bu araçları savunmanın birincisi olan ordu da, 'ordu' adını korumakla birlikte, elbette temel görevini yerine getirmekten yoksundu. İşte bunun içindir ki yurdu savunmak ve korumak olan temel görevi yerine getirmek, doğrudan doğruya, ulusun kendisine kalıyor. Buna Kuva-yi Milliye diyoruz...

Kuva-yi Milliye'nin oluşmasının nedenleri
  • Osmanlı'nın birinci dünya savaşından yenilgiyle çıkması
  • Mondros ateşkes antlaşmasına göre Türk ordusunun terhis edilmesi
  • İzmir'in yunanlılar tarafından işgal edilmesi
  • İtilaf devletlerinin Mondros ateşkes anlaşmasının hükümlerine tek taraflı uyarak Anadolu'yu işgal etmeye başlaması
  • İşgalcilerin Türk milletine zulüm etmeleri
  • Osmanlı devletinin Türk halkının can ve mal güvenliğini koruyacak güçte olmaması
  • Halkın milliyetçilik ve yurtseverlik anlayışına sahip olması
  • Halkın bağımsızlığına, bayrağına, hürriyetine ve egemenliğine kavuşma isteği
Kuvayi-milliye
Kuva-yi milliyenin faydaları ve özellikleri nelerdir
  • Milli mücadelenin ilk silahlı direniş gücüdür.
  • Anadolunun işgali üzerine başlayan bölgesel hareketlenmelerdir.
  • Kuva-yi milliye arasındaki ilişki azdır ve her birlik kendi bölgelerini kurtarmaya çalışmıştır. 
  • Tek bir merkeze bağlı birlikler değillerdir
  • Mondros ateşkes antlaşmasından sonra terhis edilen askerler de bu direnişe katılmışlardır.
  • Bu birliklerle işgalci güçlere büyük zararlar verilmiştir.
  • Düzenli ordunun oluşmasına zaman kazandırmıştır.
  • Halkın işgal altındayken son umudu bu birlikler olmuştur.
Kuva-yi Milliyenin dağılmasının nedenleri
  • Askerlik tekniklerini yeteri kadar bilmemeleri, dağınık ve düzensiz olarak mücadele etmeleri dağılmalarına neden olmuştur.
  • Düzenli orduları durduracak güce sahip olmamaları
  • İşgalleri tam olarak durduramamaları
  • Hukuk devleti anlayışına ters davranışlar içerisine girmeleri ve suçlu gördüklerini kendileri cezalandırmaları
  • Anadolunun kesin olarak kurtarılmak istenmesi
]]>
İzmir İktisat Kongresi https://www.kurtulussavasi.gen.tr/izmir-iktisat-kongresi.html Mon, 03 Nov 2014 00:00:24 +0000 İzmir İktisat Kongresi İzmir' de Banka-han binasında toplanan yeni Türkiye'nin ekonomik sorunlarının tartışıldığı bir kongredir. Yeni Türk devletinin temelleri 23 nisan 1920'de atılmıştı fakat en önemli sorunun ülkenin işg İzmir İktisat Kongresi İzmir' de Banka-han binasında toplanan yeni Türkiye'nin ekonomik sorunlarının tartışıldığı bir kongredir. Yeni Türk devletinin temelleri 23 nisan 1920'de atılmıştı fakat en önemli sorunun ülkenin işgallerden kurtarılması olarak görülmesi sebebiyle ekonomik sorunlarla ilgilenilememişti. Mustafa Kemal Atatürk askeri başarıların ekonomik başarılar ile devamı sağlanamadığında bir anlamı olmadığını biliyordu. Bu sebeple Mustafa Kemal İzmir İktisat Kongresini topladı. bu kongrenin toplanmasının amacı ekonomik kalkınmayı sağlamak için gerekli yöntemleri aramaktı.  

İzmir İktisat Kongresinde Alınan Kararlar
  • El işçiliği ve küçük işletmecilikten çıkılıp bir an önce fabrikasyona geçilmelidir.
  • Devlet, ekonomik gücü olan bir yapı haline gelmelidir. Özel sektör devlet tarafından desteklenmelidir. 
  • Özel sektöre destek ve kredi sağlayacak iki tane devlet bankası kurulmalıdır.
  • Yabancıların ürünlerinden kaçınılmalıdır ve dışarı ile rekabet içerisine girebilmek için sanayi bir bütünlük içinde olmalıdır.
  • Demir yollarının yapılmasına kısa sürede başlanmalıdır.
  • Amele kelimesi yerine işçilere işçi denmelidir.
  • İşçilere sendika hakkı tanınmalıdır.
  • Hammaddesi yurt içerisinde yetişebilen sanayi dalları kurulmalıdır.
  • Milli bankaların kurulması sağlanmalıdır.
  • Sanayi teşvik edilmelidir.
İzmir İktisat Kongresiİlk Oturumda Alınan Kararlar
  • Madde-1: Türkiye, milli hudutları dahilinde, lekesiz bir istiklal ile, dünyanın sulh ve terakki unsurlarından biridir.
  • Madde-2: Türkiye halkı hakimiyetine, kanı ve canı pahasına elde ettiğinden, hiçbir şeye feda etmez;ve milli hakimiyete müstenit olan meclis ve hükümetine daima zahirdir.
  • Madde-3: Türkiye halkı, tahribat yapmaz; imar eder. Bütün mesai iktisaden memleketi yükseltmek gayesine matuftur.
  • Madde-4: Türkiye halkı, sarf ettiği eşyayı mümkün mertebe kendi yetiştirir. Çok çalışır, vakitte, servette ve ithalatta israftan kaçar. Milli istihsali temin için icabında geceli gündüzlü çalışmak şiardır.
  • Madde-5: Türkiye halkı, servet itibari ile bir altın hazinesi üzerinde oturduğuna vakıftır. Ormanlarını evladı gibi sever, bunun için ağaç bayramları yapar ; yeniden orman yetiştirir. Madenleri kendi milli, istihsali için işletir ve servetlerini herkesten fazla tanımaya çalışır.
  • Madde-6: Hırsızlık, yalancılık, riya ve tembellik en büyük düşmanımız; taasubdan uzak dindarene bir selabet her şeyde esasımızdır. Her zaman fa ideli yenilikleri severek alırız. Türkiye halkı mukaddesatına, topraklarına, şahıslarına ve mallarına karşı yapılan düşman fesat propagandalarından nefret eder ve daima bunlarla mücadeleyi bir vazife bilir.
  • Madde-7: Türkler, irfan ve marifet aşığıdır. Türk, her yerde hayatını kazanabilecek şekilde yetişir; fakat her şeyden evvel memleketinin malıdır. Maarife verdiği kutsiyet dolayısıyla ( Mevlûdu şerif) Kandil günü, aynı zamanda bir kitap bayramı olarak tes'id eder.
  • Madde-8: Birçok harpler ve zaruretten dolayı eksilen nüfusumuzun fazlalaşması ile beraber sıhhatlerimizin, hayatlarımızın korunması en birinci emelimizdir. Türk mikroptan, pis havadan, salgından ve pislikten çekinir, bol ve saf hava, bol güneş ve temizliği sever. Ecdat mirası olan binicilik, nişancılık, avcılık, denizcilik gibi bedeni terbiyenin yayılmasına çalışır. Hayvanlarına da aynı dikkat ve himmeti göstermekle beraber cinslerini düzeltir ve miktarlarını çoğaltır.
  • Madde-9: Türk, dinine, milliyetine, toprağına, hayatına ve müessesatına düşman olamayan milletlere daima dosttur; ecnebi sermayesine aleyhtar değildir. Ancak kendi yurduna kendi lisanına ve kanununa uymayan müesseselerle münasebette bulunmaz. Türk, ilim ve sanat yeniliklerini nerede olursa olsun doğrudan doğruya alır ve her türlü münasebette fazla mutavas]]> Misakı Milli https://www.kurtulussavasi.gen.tr/misaki-milli.html Sun, 02 Nov 2014 23:41:20 +0000 Misak-ı Milli, Kurtuluş savaşının siyasi manifestosu olan son Osmanlı Mebusan Meclisi tarafından 28 Ocak 1920 tarihinde alınan ve Türkiye'nin kabul edebileceği barış koşullarındaki kırmızı çizgilerini belirten altı madd Misak-ı Milli, Kurtuluş savaşının siyasi manifestosu olan son Osmanlı Mebusan Meclisi tarafından 28 Ocak 1920 tarihinde alınan ve Türkiye'nin kabul edebileceği barış koşullarındaki kırmızı çizgilerini belirten altı maddelik bildirimdir. Bu bildiri mecliste " Ahd-ı Milli Beyannamesi " adıyla kabul edilmiş ve daha sonra " Misak-ı Milli " olarak anılmıştır. Büyük yemin anlamına gelen Misak-ı Milli ile günümüzdeki Türkiye'nin ufak sapmalar dışında sınırları çizilmiştir.

Osmanlı Hükumeti 11 Eylül 1919 yılında Sivas Kongresi'nin talepleri doğrultusunda seçim kararı aldı. Bu seçimde Anadolu'nun her ilinde Müdafa-i Hukuki Cemiyet'inin taraftarları kazandı. Seçilen adaylar Ankara'ya gelerek Mustafa Kemal ve Heyet-i Temsiliye üyeleriyle görüştüler. Bildiri metni bu görüşmeler sonunda son halini aldı. Heyet-i Temsiliye üyeleri tarafından imzalanan metin İstanbul'a gönderildi. 12 Ocak 1920 'de Meclis yönetim organlarını seçtikten sonra ilk iş olarak bildiriyi ele aldı ve Misak-ı Milli'yi kabul etti.

Beyannamenin maddeleriyle ilgili hala açıklanamayan bazı noktalar vardır. En önemlisi özgün metin Meclis-i Mebusan kayıtlarında yoktur. Bu durum beyannamenin Meclis oturumunda değil, Felah-ı Vatan grubunda imzalanmış olabileceği ihtimalini düşündürmektedir. Ankara'da kabul edilen 8 maddelik metinle İstanbul'da kabul edilen 6 maddelik metin arasında fark vardır. Ankara metninde bulunan savaş suçlularının cezalandırılması, İstanbul metninde çıkarılmıştır. Ankara metninde Milletler Cemiyeti'ni savunan madde İstanbul metninde çıkarılmıştır. Ankara metninde Mondros Mütarekesi'yle belirlenen sınırlar içinde yaşayan Osmanlı İslam çoğunluğu bölünmez bir bütün olarak vurgulanırken, İstanbul metninde " Mütareke sınırları içinde ve dışında yaşayan Osmanlı çoğunluğu " olarak değiştirilmiştir. Misak-ı Milli'nin sınırlar konusundaki bu belirsizliği kafa karıştırıcıdır.
 
Misakı Milli
Misak-ı Milli Kararları
Arap kökenli halkın oturduğu, aynı zamanda Mondros Mütarekesi imzalandığı tarihte yabancı devletlerin işgal ettikleri bölgelerin gelecekleri, halkın serbest ve kendi oylarıyla belirlenecektir. Mütareke sınırları içinde Osmanlı - İslam çoğunluğunun çoğunluk olarak yerleşmiş bulunduğu kısımların tümü gerçekte ya da hükmen nedenle birbirlerinden ayrılmayacak bir bütündür.
  • İlk serbest bırakıldıkları anda tekrardan kendi istekleri doğrultusunda Anavatan'a katılan Kars, Ardahan ve Batum'da gerekirse tekrardan bir oylama yapılacaktır.
  • Misak-ı Milli kararlarına göre Batı Trakya'nın hukuki durumu da halkın kendi vereceği oylarla belirlenecektir.
  • İstanbul ve Marmara Denizinin her türlü güvenliği, tehlikeden uzak tutulması, Boğazların ise ticaret gemilerine açılması ilgili devletler aralarındaki anlaşmalarla sağlanmalıdır.
  • Misak-ı Milli kararları doğrultusunda belirlenen ilkeler çevresinde azınlıkların hukuki hakları, komşu ülkelerde yaşayan müslümanların da aynı haklardan yararlanması koşuluyla azınlıkların hakları güvence altında olacaktır.
  • Türkiye'ni siyasi, adli ve mali olarak tam bağımsızlığı kabul edilecektir. Bu konularda hiçbir kayıt ve kısıtlama getirilmeyecektir.
]]> Teşkilatı Esasiye https://www.kurtulussavasi.gen.tr/teskilati-esasiye.html Sun, 02 Nov 2014 23:30:43 +0000 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu (20 Ocak 1921): Teşkilat-ı Esasiye yeni Türk devletinin ilk anayasasıdır. TBMM'nin  uzun çalışma ve görüşmelerinden sonra kabul edilmiştir. Bu anayasa  dağılan Osmanlı imparatorluğunun yerine ye Teşkilat-ı Esasiye Kanunu (20 Ocak 1921): Teşkilat-ı Esasiye yeni Türk devletinin ilk anayasasıdır. TBMM'nin  uzun çalışma ve görüşmelerinden sonra kabul edilmiştir. Bu anayasa  dağılan Osmanlı imparatorluğunun yerine yeni bir devletin kuruluşunu, hukuki yönden belirten ve varlığını sağlayan bir belgedir. Yeni anayasa aynı zamanda milli egemenliği hakim kılan ve vatanın kaderine TBMM'nin el koymasını mümkün kılan, hukuki ve siyasi meşru bir anayasadır. 

20 Ocak 1921'de kabul edilen anayasa, 23 asıl ve bir de ayrı madde halinde iki kısım olarak düzenlenmiştir. Devrin şartları anayasanın kısa olmasına vesile olmuştur. Sadece olağanüstü şartlar ve acil ihtiyaçları karşılama uğraşında olunmuştur. Anayasanın ruhunda ve mantığında  kuvvetler birliği sistemi hakimdir. Milli iradeyi temsil eden tek organ Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğu belirtilmektedir.

Teşkilat-ı Esasiye Kanununun Temel Maddeleri
  • Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.
  • Yürütme gücü ve yasama yetkisi, ulusun tek ve gerçek temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisin'de belirir ve toplanır.
  • Türkiye Devleti, Büyük Millet Meclisi'ne yönelir ve hükümeti "Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti" adını alır.
  •  Büyük Millet Meclisinin seçimi iki yılda bir yapılır. Seçilen üyelerin üyelik süresi iki yıl olup bu üyeler yeniden seçilebilirler. Eski meclisin görevi yeni meclis toplanıncaya kadar sürer. Yeni bir seçim yapılmayacağı anlaşılırsa, toplantı dönemi bir yıl daha uzatılabilir. Büyük Millet Meclisi üyelerinin her biri, Kendisini seçen ilin; ayrıca bütün ulusun vekilidir. 
  • Büyük millet meclisi Genel Kurulu, kasım ayı başında çağrısız toplanır.
  • Şer'i Hükümlerin yerine getirilmesi, bütün yasaların korunması, değiştirilmesi,kaldırılması, antlaşma, barış yapılması ve savaşa karar verilmesi gibi temel haklar Büyük Millet Meclisinindir. Yasalar ve tüzükler düzenlenirken, halkın işine en uygun ve zamanın gereklerine en elverişli din ve hukuk hükümleriyle töreler ve önceki işlemler temel olarak alınır. Bakanlar Kurulunun görev ve sorumluluğu özel yasayla belirtilir.
  • Büyük Millet Meclisi, çeşitli bakanlıkları, özel yasasına göre seçtiği bakanlar aracılığı ile yönetir. Meclis Yürütme işleri için bakanlara yönerge verir ve gerektiğinde bunları değiştirir.
  • Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca seçilen başkan, bir dönem süresince Büyük Millet meclisi başkanıdır. Bu kimlikle Meclis adına imza atmaya ve Bakanlar kurulun kararlarını almaya yetkilidir. Bakanlar Kurulu üyeleri, içlerinden birini kendilerine başkan seçerler. Ancak Büyük Millet Meclisi başkanı Bakanlar Kurulunun da başkanıdır.
  • Kanun-ı Esasinin, bu maddelerle çelişki teşkil etmeyen hükümleri eskiden olduğu gibi yürürlükte kalmaya devam edecektir.
Teşkilatı EsasiyeKanun-ı Esaside Yapılan 5 Değişiklik
  • 11 Nisan 1928 tarih ve 1222 sayılı Kanunla Teşkilat-ı Esasiye Kanununun 2, 16, 26 ve 28'inci maddelerinde,
  • 10 Kanunuevvel 1931 tarih ve 1893 sayılı Kanunla Teşkilat-ı Esasiye Kanununun 95'inci maddesinde,
  • 5 Kanunuevvel 1934 tarih ve 2599 sayılı Kanunla Teşkilat-ı Esasiye kanununun 10 ve 11'inci maddelerinde,
  • 10 kanunuevvel 1937 tarih ve 3272 sayılı Kanunla Teşkilat-ı Esasiye Kanununun 2, 44, 47, 49, 50, 61, 74 ve 75'inci maddelerinde ve
  • 10 Teşrinisani 1937 tarih ve 3272 sayılı Kanunla Teşkilat-ı Esasiye Kanununun 44, 47, 48, 50 ve 61'inci maddelerinde olmak üzere, beş değişiklik yapılmıştır. 
]]>
Tbmm Açılması https://www.kurtulussavasi.gen.tr/tbmm-acilmasi.html Sun, 02 Nov 2014 22:46:04 +0000 Türkiye Büyük Millet Meclisi, İtilaf Devletlerinin işgaline direniş gösteren Türk milletinin oluşturduğu irade ile 23 Nisan 1920'de kurulan ve Türk milletinin verdiği anayasa yetkisiyle yasama görevi yapan Türkiye Cumhuri Türkiye Büyük Millet Meclisi, İtilaf Devletlerinin işgaline direniş gösteren Türk milletinin oluşturduğu irade ile 23 Nisan 1920'de kurulan ve Türk milletinin verdiği anayasa yetkisiyle yasama görevi yapan Türkiye Cumhuriyetinin anayasal devlet organıdır. Diğer anayasal devlet organlarından üstün olmamakla beraber yasama yetkisiyle yasa ve kanun hazırlar.
Mustafa Kemal hep Meclis-i Mebusan'ın İstanbul'da değil Ankara'da toplanmasını savunuyordu. Çünkü işgal atındaki İstanbul'da toplanmak riskli olmaktaydı. Fakat Heyet-i Temsiliye'nin aldığı kararla İstanbul'da toplandı ve Meclis-i Mebusan üyelerini seçmek için seçim yapıldı. Her bölgede Müdafa-i Hukuki Cemiyeti temsilcileri kazandı. Bu seçimleri kazanarak yeni açılacak Meclis-i Mebusan'a üye olan kişilerle Heyet-i Temsiliye görüşme yaparak bu kişilere Misak-ı Milli kararlarını kabul ettirdi. Meclis-i Mebusan'da yapılan çalışmalar sonucu Misak-ı Milli kararları kabul edildi.


Mustafa Kemal Meclis-i Mebusan'da başkan seçilmek istiyordu. Fakat İngiliz işgal güçleri 18 Mart 1920'de Heyet-i Temsiliye milletvekillerini tutuklayarak sürgüne yolladılar. Bu tutuklamalarla beraber Meclis-i Mebusan kapandı. Bunun üzerine Mustafa Kemal 21 Nisan 1920'de yayınladığı bir bildiri ile Meclisin Ankara'da toplanacağını duyurdu. 23 Nisan 1929 Cuma günü Hacı Bayram-ı Veli Camii'nde kılınan Cuma namazı sonrası dualarla  Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı.
TBMM'ni Oluşturan Üyeler Üç Gruptan Oluşmuştur
  • Seçimle belirlenenler.
  • Kapatılan Mebusan Meclisi'nden gelenler.
  • Sürgünden dönen 14 milletvekili.
TBMM' 120 milletvekili ile toplanmış ve zamanla 390 sayısına ulaşmıştır. Günümüzde 550 milletvekili temsil ediyor. 24 Nisan 1920 tarihinde ikinci toplantısında Mustafa Kemal Atatürk'ü Meclis Başkanı seçti.
 
Mustafa Kemal Atatürk'ün İlk Önergesi
  • Hükümet kurmak acilen gereklidir.
  • Geçici kaydıyla bir hükümet reisi atamak veya padişah vekili tanımak doğru değildir.
  • TBMM'nin üzerinde bir güç yoktur.
  • TBMM yasama ve yürütme yetkisine sahiptir.
  • Meclisten ayrılacak bir kurul meclise vekil olarak hükümet işlerini görür.
  • Meclis başkanı hükümetin de başkanıdır.
  • Padişah ve halifenin durumu, bulundukları baskıdan kurtulduktan sonra meclis tarafından görüşülecek ve durumları hakkında karar verilecektir.
Tbmm AçılmasıTBMM'nin Açılmasının Önemi
  • TBMM'nin açılmasıyla yeni Türk Devleti kuruldu.
  • " Geçici bir resi tanımak doğru değildir " diyerek meclisin devamlılığını ve bağımsızlığını dile getirmiştir.
  • TBMM'nin üstünde bir güç yoktur denirken İstanbul Hükumeti yok sayılmıştır.
  • İlk TBMM'nde güçler birliği ilkesi ve " Meclis Hükümeti Sistemi" kabul edilmiştir.
TBMM'nin Özellikleri
  • TBMM'nin açılmasıyla birlikte Heyet-i Temsiliye'nin görevi sona ermiştir.
  • TBMM, meclis Hükümeti Sistemi ile çalışmıştır.
  • TBMM kurucu meclistir.
  • İlk meclis çok farklı düşünceye sahip kişilerden oluşmuştur. Bu kadar farklı bir fikrin bir arada durması tek bir düşünce içindir. Vatanın bütünlüğünün korunması içindir.
  • TBMM Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasını sağlamıştır. Olağanüstü koşullarda çalışıp yorulan Birinci TBMM 1 Nisan 1923 tarihinde yenilenme kararı almış ve 11 Ağustos 1923 yılında İkinci TBMM açılmıştır.
]]> Londra Antlaşması https://www.kurtulussavasi.gen.tr/londra-antlasmasi.html Sun, 28 Sep 2014 06:14:08 +0000 Londra Antlaşması 30 Mayıs 1913'te imzalanmış olan ve Birinci Balkan Savaşı Sonucunda Bulgaristan'ı destekleyen Avrupalı Devletlerin yaptığı görüşmeler sonucunda Bulgaristan Krallığı ile Osmanlı Devleti arasında imzalanan b Londra Antlaşması 30 Mayıs 1913'te imzalanmış olan ve Birinci Balkan Savaşı Sonucunda Bulgaristan'ı destekleyen Avrupalı Devletlerin yaptığı görüşmeler sonucunda Bulgaristan Krallığı ile Osmanlı Devleti arasında imzalanan bir antlaşmadır. Bu antlaşma Osmanlı'nın şartları olsa da antlaşmayı kabul etmek zorunda kaldığı görülmektedir. Antlaşmadan kârlı çıkan taraf Bulgaristan Krallığı olmuş ve Osmanlı'nın yalnızca Bulgaristan'la bir sınırı kalmıştır. 


Londra Antlaşması Maddeleri
  • Osmanlı Devletinin batıda kalan sınırı Midye-Enez hattı olacaktır.
  • Osmanlı devleti Arnavutlu ile Ege Adalarının geleceğinin saptanmasını büyük devletlere bırakacaktır. 
  • Selanik, Güney Makedonya ve Girit Yunanistan'a bırakılacaktır.
  • Kavala, Dedeağaçla beraber Gelibolu yarımadası dışındaki tüm Trakya Edirne de dâhil olmak üzere Bulgaristan sınırlarına katılacaktır.
  • Orta ve Kuzey Makedonya Sırbistan'a verilecektir.
Antlaşma maddelerine bakıldığında en kârlı çıkan devletin Bulgaristan Krallığı olduğu görülmektedir. Bulgaristan'ın Batı Trakyanın büyük bir bölümüne sahip olması Ege Denizinde hakimiyet kurmasını sağlamıştır. Ancak İkinci Balkan Savaşında Enver Paşa komutasında bulunan Türk Ordusu Midye-Enez hattını geçecek ve bu antlaşmayı ihlal edip Edirne ve Kırklareli'yi geri alacaktır.

Londra Antlaşması
Londra Antlaşmasının Genel Sonuçları
  • Bulgaristan Ege Denizine ulaşmış ve bu bölgede Birinci dünya Savaşının sonuna kadar hüküm sürmüştür. 
  • Ordu içine siyasetin karışması nedeniyle Birinci Balkan Savaşının kaybedildiğini düşünen Mustafa Kemal Paşanın haklı olduğu anlaşılmıştır.
  • Antlaşma sonrasında İttihat ve Terakki Partisinin resmi olarak iktidara geçmesi söz konusu olmuştur.
  • İkinci Balkan Savaşının başlamasıyla Londra Antlaşması hükümleri geçersiz hale gelmiştir.
]]>
Kurtuluş Savaşındaki Cepheler https://www.kurtulussavasi.gen.tr/kurtulus-savasindaki-cepheler.html Sun, 28 Sep 2014 06:12:44 +0000 Kurtuluş Savaşı Cepheleri Doğu Cephesi, Güney Cephesi ve Batı Cephesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Her birinde Kurtuluş Savaşını etkileyen önemli gelişmelerin yaşandığı bu cephelerden özellikle Batı Cephesi en stratej Kurtuluş Savaşı Cepheleri Doğu Cephesi, Güney Cephesi ve Batı Cephesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Her birinde Kurtuluş Savaşını etkileyen önemli gelişmelerin yaşandığı bu cephelerden özellikle Batı Cephesi en stratejik olayların geliştiği cephe olarak gözümüze çarpmaktadır.


Doğu Cephesi

Brest Litovsky Antlaşmasıyla Rusların Doğu Anadolu ve Kafkas bölgelerini boşaltmasından sonra Kafkasya'da Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan bağımsız devletleri kurulmuştur. Rusların boşaltmış olduğu bölgede savaş devam ettiğinden dolayı Türkler bölgeye yerleşememiş ve savaş sonunda Mondros Ateşkes Antlaşmasının imzalanmasından sonra Türklerin bölgeden uzaklaşmaya başlaması Ermenilerin bu bölgedeki etkinliğinin artmasına yol açmıştır. Ermeniler Doğu Anadolu^da hak iddia etmişler ve Gümrü, Iğdır, Arpçay ve Araş ırmaklarına kadar ilerlemişlerdir. Bunun üzerine TBMM, Kazım Karabekir komutanlığndaki Doğu Cephesini açmıştır. Ermenilerle yapılan savaşın sonrasında Gümrü, Kars ve Sarıkamış geri alınarak 3 Aralık 1920'de Gümrü Antlaşması yapılmıştır. Antlaşma sonrasında Ermenilerin işgal ettikleri yerleri boşaltıp Doğu Anadoludaki bütün siyasi dileklerinden vazgeçtikleri, Doğu Anadolu ve Ardahan'ın büyük bir bölümünün bugünkü sınırlarına kavuştuğu görülmektedir.

Doğu Cephesinin TBMM'nin uluslararası alanda kazandığı ilk askeri siyasi başarısı olması bakımından önemli olduğu görülür. Ayrıca bu başarının etkisiyle Gürcistan da Ardahan, Artvin ve Batum'u boşaltıp TBMM ile barış imzalar. Bu cephede elde edilen zafer sayesinde Ruslardan Kurtuluş Savaşı sırasında gelecek olan yardımların da yolu açılır. Cephede zafer elde edilmesiyle cephe kapatılarak buradaki birliklerin batıya kaydırıldığı görülür.

Güney Cephesi

Kurtuluş Savaşındaki Cepheler
Ülkenin güneyinde bulunan Urfa, Antep, Maraş, Adana ve Çukurova bölgelerindeki Fransız işgali sebebiyle Sivas kongresinden sonra oluşturulan Temsil Heyetinin bölgeye subaylar göndererek halkı örgütlemesi üzerine bölgede Kurtuluş Savaşı Cepheleri arasındaki yerini alan Güney Cephesi kurulur. Bölgede her ne kadar Kuvayı Milliye ve halk etkinlikleri sayesinde Fransızların ilerleyişi durdurulmuş olsa da Sakarya Meydan Savaşından sonra Fransızlarla imzalanan Ankara Antlaşması ile cephenin kesin olarak kapatıldığı görülmektedir.

Batı Cephesi

Kurtuluş savaşı sırasında mücadele verilen cepheler içerisinde en çok mücadele verilen cephe olarak karşımıza çıkan Batı Cephesinde Birinci İnönü savaşı, İkinci İnönü savaşı, Kütahya Eskişehir Savaşları, Sakarya Meydan Savaşı, Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Savaşı yapılmıştır. Bunlar arasında Birinci İnönü Savaşı düzenli ordunun Batı cephesindeki ilk başarısı olması bakımından önemi büyüktür. Bu cephede yapılan savaşlardan sonraki gelişmelere bakacak olduğumuzda ise Birinci İnönü savaşından sonra Sovyet Rusya'ya Moskova Antlaşması imzalanmış, Teşkilat-ı Esasi kabul edilmiş, İstiklal Marşı kabul edilmiş, Londra Konferansı toplanmış ve Türk Afgan dostluk antlaşması imzalanmıştır. Kütahya Eskişehir Savaşları sonrasında Mustafa Kemal meclisin tüm yetkilerini de alarak Başkomutanlığa getirilmiş ve seferberlik ilan etmiştir. Ayrıca doğacak aksaklıkları önleyebilmek için de tekrar İstiklal mahkemelerinin kurulduğu görülür.

Kurtuluş Savaşı Cepheleri arasında yer alan Batı Cephesindeki önemli gelişmelerden biri olan Sakarya Meydan Savaşının sonucunda ortama baktığımızda ise Türk tarafının son savunma savaşını yaptığı ve artık saldırı durumuna geçtiği görülmektedir. Bu andan sonra bölgede Yunanlar savunma yaparken Türkler saldırı konumuna geçmiştir. Önce İtalyanların sonra da Ankara Antlaşmasıyla Fransızların Anadolu'yu boşalttıkları görülür. Anlaşma Devletlerinden Fransa'nın ilk kez TBMM ve Misak-ı M]]> Ermeni Meselesi https://www.kurtulussavasi.gen.tr/ermeni-meselesi.html Tue, 16 Sep 2014 02:27:14 +0000 Ermeni Meselesi, Yüzyıllar boyunca Osmanlı İmparatorluğu'nun hakimiyetinde yaşamış olan Ermeniler, 1915'te Taşnak ve Hıncak adlı çeteler oluşturup Doğu Anadolu'daki Türk köylerini basıp oradaki köylüleri katletm Ermeni Meselesi, Yüzyıllar boyunca Osmanlı İmparatorluğu'nun hakimiyetinde yaşamış olan Ermeniler, 1915'te Taşnak ve Hıncak adlı çeteler oluşturup Doğu Anadolu'daki Türk köylerini basıp oradaki köylüleri katletmiştir. Bu Ermeni isyancıların hedefi Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı ve Almanlara karşı savaşan İngiliz, Fransız, Arap ve Rus askerlere destek vermekti. Ruslar ve Fransızlar Ermenileri ikna edebilmek için Osmanlı İmparatorluğu'nun yerine "Büyük Ermenistan" adlı bir devletten söz ederler. Bu devleti gerçekleştirmek amaçlı Ermeniler Osmanlılara karşı ayaklanmış ve çoğu Türkler ile Kürtler olmak üzere 523.000 Osmanlı vatandaşı katledilmiştir. Ermeni ölü sayısı tam olarak belli değildir. Bazı insanlar ise, tarih boyunca 1.5 ve 2 milyon arasında Ermenilerin öldüğünü yazmışlardır. O tarihte Ermenileri Bizans'ın zulmünden kurtaran ve onlara insanca yaşam hakkını veren, Selçuklu Türkleri olmuştur. Fatih döneminde ise, Ermenilere din ve vicdan özgürlüğü en üst derecede verilmiş, Ermenilere din ve sosyal faaliyetleri idare etmek için onlara Ermeni Patrikliği kurulmuştur. Osmanlı hakimiyetinde olan Ermeniler dini vazifelerini tam bir zaruriyet içinde yerine getirirken, kendi din adamlarını da yine kendilerinin tayin etmelerine izin verilmiş. Ermeniler Osmanlı İmparatorluğuna isyan eden son Hıristiyan millet olarak adlandırılmıştır.

Tarihsel olarak bakıldığında; Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Kafkasya'nın güneyinde bir Ermenistan Devleti kurulmuş. İltifat Devletleri Mondros Ateşkes Anlaşması'nın 24. maddesi ile Doğu Anadolu'yu Ermenilere vermek için plan yapılmıştır. Sevr Antlaşması ile de Doğu Anadolu'da büyük bir Ermeni Devleti kurulması için karar alınmıştır. Bu arada Ermeni askerleri ve çeteleri cesaret alarak 1920'de Anadolu'ya karşı yeniden saldırıya geçtiler. Fakat Ermenilerin ve Rusların da yardım etmesiyle yeni saldırılara girişiyle Türk ordusunu harekata geçmeye mecbur bırakıldı. Ordumuz Sarıkamış ve Kars'ı kurtarmıştır. Savaşırken savunmasız insanları öldürmenin ne kadar acı verdiğini anlayan Ermeniler barışa çağrı yaptılar. Her iki taraflar için Gümrü Antlaşması imzalanır. "2 Aralık 1920"deki bu antlaşma TBMM Hükümetinin ilk askeri ve siyasi başarısı olmuştur. Ermeniler bu antlaşmaya yönelik Doğu Anadolu'ya ait toprak isteklerinden vazgeçmişlerdir. Bunun sonucunda Ermeni meselesi çözüme ulaşmıştır. Gümrü Antlaşması ile çizilen doğu sınırı ardından Sovyetler Birliği ile imzalanan Moskova Antlaşması ile son şeklini almıştır.

Ermeni Meselesi

Ermeni isyanı ve katliamları; Berlin Antlaşması'nın imzalandığı dönemde Ermeni meselesi iki yönde gelişmiştir. Bunun ilki, Batılı devletlerin Osmanlı İmparatorluğu üzerinde olan baskı ve müdahaleleridir. İkincisi ise, Anadolu, Suriye ve Rumeli'de yaşayan Ermeniler Anadolu'nun değişik yerlerinde, genellikle Doğu Anadolu ve Klikya'da yeraltında örgütlenerek silahlanmış olmalarıdır. Bu isyanları Osmanlı kuvvetlerince durdurulması, dünya kamuoyuna propaganda amaçlı "Müslümanlar Hıristiyanları katlediyor" sözüyle bahsedilmiş ve Ermeni meselesi giderek uluslararası bir mesele niteliği kazanmıştır. Ermeniler, Türk halkına verdiği en büyük zararı, Birinci Dünya Savaşı sırasında giriştikleri katliamlarda vermişlerdir. Bu savaşta Ermeniler, Ruslar hesabına casusluk yaparak, seferberlik gereği olan askere alınma çağrısını dikkate almayıp askerden kaçmış, askere gelip eli silah tutanlara ve silahları ile birlikte Rus ordusunun tarafına geçerek, "vatana ihanet" suçunu hepsi birden işlemişlerdir. Tarih Anadolu'nun söz konusu olduğuna göre katledilenlerin Ermeniler değil Türkler olduğunu açıkça yazılmıştır.

]]>
Mondros Ateşkes Antlaşması https://www.kurtulussavasi.gen.tr/mondros-ateskes-antlasmasi.html Tue, 16 Sep 2014 02:18:43 +0000 Mondros Ateşkes Antlaşması 30 Ekim 1918'de Birinci Dünya Savaşı'nı sonlandırmak amacıyla Limni Adasının Mondros Limanında Bahriye Nazırı Hüseyin Rauf Orbay'ın başkanlığındaki Osmanlı Heyeti ile İngiliz Amirali Calthorp'un Mondros Ateşkes Antlaşması 30 Ekim 1918'de Birinci Dünya Savaşı'nı sonlandırmak amacıyla Limni Adasının Mondros Limanında Bahriye Nazırı Hüseyin Rauf Orbay'ın başkanlığındaki Osmanlı Heyeti ile İngiliz Amirali Calthorp'un başkanlığını yaptığı İtilaf Devletleri Heyeti arasında imzalanmıştır. Osmanlı için çok ağır şartlara sahip olan bu antlaşma, aslında Osmanlı Devletinin fiilen sona erdiğini gösteren ve Osmanlı İmparatorluğu'nun herhangi bir yerinde İtilaf Devletlerinin güvenliğini tehdit edici bir durum sonucunda işgal edilmesi hakkını tanıyan bu antlaşmanın Osmanlı hükumetinin kayıtsız şartsız kendini düşmana teslim ettiği anlamına geldiği görülmektedir.

Bu antlaşmada bulunan bazı maddeler doğrudan Osmanlı Hükumetinin iradesini yok saymakta ve özellikle 7. madde ile memleketin her yerini itilaf devletlerine paylaşma hakkını verdiğinden dolayı İtilaf Devletleri daha barış antlaşmasının imzalanmasını beklemeden Türk topraklarının taksimine başlaması bakımından ateşkesten çok teslim olma özelliği taşıdığını söyleyebiliriz.


Mondros Ateşkes Antlaşmasının Başlıca Hükümleri
  • İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının açılması, Karadeniz'e serbestçe geçişin sağlanması konusunda kararlar İtilaf devletleri tarafından alınacaktır.
  • Osmanlı sularında bulunan tüm torpil tarlalarıyla birlikte torpido ve kovan mevzilerinin yerleri gösterilecek, bunları taramak ve kaldırmak için yardım edilecektir.
  • Karadeniz'de bulunan torpiller hakkında bilgi verilecektir.
  • İtilaf Devletlerinin ve Ermeni esirleri kayıtsız şartsız İstanbul'da teslim edilecektir.
  • Hudutların korunması ve iç asayişin sağlanması dışında Osmanlı ordusu ivedilikle dağıtılacaktır.
  • Osmanlı savaş gemileri teslim olacak ve onlara İtilaf devletleri tarafından gösterilen Osmanlı limanlarında gözetim altında bulundurulacaktır.
  • Güvenliklerini tehdit edecek bir durum söz konusu olursa İtilaf Devletlerinin herhangi bir stratejik yeri işgal etme hakkı bulunacaktır.
  • İtilaf devletleri Osmanlı Demir Yollarından faydalanacak ve Osmanlı Ticaret gemileri de İtilaf Devletlerinin hizmetinde bulunacaktır.
  • İtilaf Devletleri Osmanlı limanları ve tersanelerinde bulunan vasıtalardan faydalanabilecektir.
  • Toroslarda bulunan tüneller İtilaf Devletlerine ait olacaktır.
  • İran içlerinde ve Kafkasya'da bulunmakta olan Osmanlı kuvvetlerinin işgal ettikleri yerlerden geri çekilmeleri gerekmektedir.
  • Hükumet haberleşmesi dışındaki telsiz, telgraf ve diğer iletişim kanallarının denetimi İtilaf Devletlerinin eline verilecektir.
  • Ticari, askeri ve denizle ilgili madde ve malzemelerin tahrip edilmesi önlenecektir.
  • Türkiye İtilaf devletlerinin kömür, mazot ve yağ maddeleri ihtiyaçlarını karşılayacaktır. İhracat için başka ülkelerle anlaşmaları söz konusu olmayacaktır.
  • İtilaf Devletlerinin zabıtası tüm demir yollarını denetim altına alacaktır.
  • Irak, Suriye, Yemen, Asir ve Hicaz'da bulunan kuvvetlerin en yakında bulunan İtilaf Devletleri kumandanlarına teslim olmaları gerekmektedir.
  • Bingazi ve Trablusgarp'ta bulunan Osmanlı subayları en yakında bulunan İtalyan Garnizonuna teslim olacaktır.
  • Bingazi ve Trablusgarp'ta bulunan Osmanlı işgali altındaki limanlar İtalyanlara bırakılacaktır.
  • Asker ve Sivil olan Alman ve Avusturya uyruklu kişiler bir ay içinde Osmanlı topraklarını terk edecektir.
  • Hem askeri teçhizatın teslimine hem Osmanlı Ordusunun terhisine hem de nakil araçlarının İtilaf devletlerine teslim edilmesiyle ilgili verilecek bir emir derhal yerine getirilecektir.
  • Bir üye İtilaf devletleri adına, iaşe nezaretinde çalışacak, bu ülkelerin ihtiyaçlarını temin edecek ve bu üyenin istediği her bilgi kendisine verilecektir.
  • Osmanlı savaş esirleri İtilaf Devletlerinin gözetimi altında kalacaktır.
  • Osmanlı Hükumeti merkezi devletlerle olan bütün ilişkilerini kesecektir.
  • Altı vilayet adı verilmiş olan yerlerde bir kargaşa olursa bu vilayetlerin herhangi bir kısmını i]]> Çerkez Ethem İsyanı https://www.kurtulussavasi.gen.tr/cerkez-ethem-isyani.html Fri, 12 Sep 2014 12:12:01 +0000 Çerkez Ethem isyanı, Milli Mücadele içinde yer alan diğer isyanlardan daha farklı sebeplere sahiptir. Bu ayaklanmanın etnik bir sebebi olmadığı gibi, bölgesel bir nedene de dayanmamaktadır. Vatan savunmasında kendi bi Çerkez Ethem isyanı, Milli Mücadele içinde yer alan diğer isyanlardan daha farklı sebeplere sahiptir. Bu ayaklanmanın etnik bir sebebi olmadığı gibi, bölgesel bir nedene de dayanmamaktadır. Vatan savunmasında kendi birliğiyle görev yapan Çerkez Ethem'in, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kurulmasından sonra düzenli ordunun içinde yer almak istememesi yüzünden başlattığı isyandır. Bunun farklı sebepleri bulunmaktadır. Bu isyan 1. İnönü Savaşı'nda bastırılmıştır. Kendi birliği olan Kuva-yi Seyyare ile başarılı hizmetleri olan Çerkez Ethem, bundan sonra Yunan ordusuna teslim olduğundan, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından vatan haini ilan edilmiştir.

    Çerkez Ethem isyanının sebepleri

    Ankara valisini yetkisi dışında yargılama girişimi: Yozgat ayaklanmasını bastıran Çerkez Ethem, Ankara valisi Yahya Galip Bey'i yargılamak için 26 Haziran 1920 tarihinde Yozgat'a çağırmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanı olan Mustafa Kemal Atatürk, Çerkez Ethem'in bu emrini reddetmiştir.

    İstiklal mahkemeleri hakkında verilen karara karşı çıkma: TBMM tarafından 18 Eylül 1920 tarihinde kaçak askerlerin ve casusların yargılamasında İstiklal Mahkemelerini kurmuş olması, Çerkez Ethem ve kardeşleri tarafından kabul görmemiştir. Askerlerin ve casusların eskiden olduğu gibi, birliklerin önünde infaz edilmesine devam edeceklerini bildirerek, mahkemeyi tanımadıklarını bildirmişlerdir.

    Asker toplama konusunda İçişleri Bakanlığına engel olma: Çerkez Ethem Yozgat ayaklanmasının bastırılmasından sonra, 1920 yılında Yozgat civarlarından asker toplamaya başlamış. Normalde asker toplama yetkisinin TBMM tarafından İçişleri Bakanlığına verilmesi yüzünden, İçişleri Bakanı Albay Refet Bele buna karşı çıkmıştır. Çerkez Ethem bunun karşılığında İçişleri Bakanına hakaret eden bir telgraf göndermiş ve Batı Cephesindeki asker toplama faaliyetini devam ettirmiştir. Eskişehir Karacaşehir'de kurulan müfrezeyi Kütahya'ya alarak, Cephe Komutanlığının denetiminde bırakmamıştır.

    Çerkez Ethem İsyanı

    Batı Cephesinin iki kısma ayrılmasına karşı çıkılması: TBMM 9 Kasım 1920 tarihinde Batı Cephesi Komutanlığını iki bölüme ayırmış, ancak Çerkez Ethem ve kardeşleri bu karara karşı çıkmıştır. Buna sebep Çerkez Ethem'in Güney cephesi komutanı Albay Refet Bey'e  güvenmemesi, batı cephesinin eskiden olduğu gibi Albay İsmet Bey'in komutasında kalmasını istemesidir. Çerkez Ethem bu isteklerinde ısrarcı bir tutum sergilemiştir. 

    Düzenli ordunun kurulmasına direnç gösterilmesi: TBMM hükümetinin düzenli ordu kurma ve Milli Kuvvetlerin buna katılması kararına karşı çıkan Çerkez Ethem ve taraftarları, buna karşı olduğunu belirten davranışlar sergilemeleri ayaklanmanın başlamasında etkili olmuştur.

    TBMM hükümetine başkomutanlık yetkisinin verilmesine karşı çıkma: Düzenli ordunun kurulma kararı başkomutanlık yetkisinin yani ordunun sevk ve idaresinin TBMM hükümetine vermekteydi. Bu karara da karşı çıkılmıştır.

    Çerkez Ethem'in kuvvetlerine 1. Kuva-yi Seyyare adının verilmesine karşı çıkma: Düzenli ordu kurulması çalışmalarında, kuvvetlerin birbirinden ayırt edilebilmesi için, 1. Kuva-yi Seyyare adı verilmesi karara bağlanmıştır. Bu karara karşı çıkan Çerkez Ethem kuvvetlerine Umumi Kuva-yi Seyyare adını vermiştir. Kendisini de komutan olarak ilan etmiştir. Bu bağımsız komutanlık isteğinden kaynaklanmaktadır.

    Yüzbaşı Tevfik Bey'le Cephe Komutanlığı arasında olan çekişmeler: Batı Cephesi Komutanlığı halkın güvenliği için sahra jandarma bölüğü kurulmasına karar vermiştir. Yüzbaşı Tevfik Bey bunun kendisini denetlemek için kurulduğunu düşünmüştür. Bu nedenle Atatürk'e telgraf çekerek Batı Cephesini tanımadığını bildirmiştir.

    Çerkez Ethem isyanının başlaması

    Çerkez Ethem kendisinin hakim olduğu alanda TBMM hükümetini tanımamı]]> Şeyh Sait İsyanı https://www.kurtulussavasi.gen.tr/seyh-sait-isyani.html Fri, 12 Sep 2014 12:07:15 +0000 Şeyh Sait İsyanı ilk olarak Diyarbakır'a bağlı Ergani ilçesinin Eğil bucağındaki Piran köyünde meydana gelen isyanla başlamıştır. Önce Derhani'nin ele geçirildiği isyanda daha sonra bir alayı geri çekilmeye mecbur etmiş v Şeyh Sait İsyanı ilk olarak Diyarbakır'a bağlı Ergani ilçesinin Eğil bucağındaki Piran köyünde meydana gelen isyanla başlamıştır. Önce Derhani'nin ele geçirildiği isyanda daha sonra bir alayı geri çekilmeye mecbur etmiş ve bir süvari alayını da pusuya düşürmüşlerdir. Böylelikle Elazığ'ı da ele geçirmişler, bunun üzerine askerler Diyarbakır'a gitseler de bu harekattan bir sonuç alınamamıştır. Şubat 1925 ve Nisan 1925 arasında gerçekleşen ayaklanma Anadolu'da, merkezi yönetime karşı girişilen geniş çaplı bir kürt ayaklanması olarak geçmektedir.


    Şeyh Sait İsyanının Sebepleri:
    • Cumhuriyet'in ilan edilip halifeliğin kaldırılmasıyla birlikte, yeni yönetim biçiminin kendi çıkarlarına aykırı düşmesi sonucu bazı kişilerin "Din elden gidiyor" propagandası yaparak halkın bir kısmını teşvik etmesi
    • Şeyh Sait ve adamlarının hilafet ve saltanat rejimini geri getirmek istemeleri
    • Terakkiperver Cumhuriyet Partisinin sert muhalefet gerçekleştirmesi ve laiklik karşıtı görüşlere sahip olması
    • O dönemde görüşülmekte olan Musul meselesini İngiltere'nin kendi çıkarları doğrultusunda çözebilmek amacıyla bölge halkını kışkırtması ve ayaklanmaları için destekte bulunması
    • Doğu ve Güneydoğu'da ayrılıkçı akımların meydana gelmesi
    Şeyh Sait İsyanının Gelişimi

    Ülkede uygulanan yeni rejim Cumhuriyet ve hilafetin kaldırılmasının ardından bazı kesimlerin kendi çıkarları doğrultusunda halkı kışkırtmaları sonucunda Şeyh Sait isimli bir kişinin etrafında topladığı cahil kişilerle hükümete karşı ayaklanması ile birlikte isyan başlamış olur. Bu isyanın temel amacı Türkiye Cumhuriyeti'ni yıkarak Osmanlı Devleti düzenini geri getirmekti. 13 Şubat 1925'te Piran köyünde başlayan isyan kısa sürede Elazığ, Erzurum, Muş, Bitlis ve Diyarbakır'da etkili bir hale gelerek bölgeye yayılır. İngilizlerin de isyancılara silah yardımında bulunması isyanın daha da büyümesi üzerinde etkili olur. O dönem hükumetin başında Ali Fethi Okyar bulunmaktaydı ve çok partili rejime geçilmesi için denemeler yapılıyordu. Ancak hükumet isyanı bastırma konusunda başarısız olunca istifa eden Ali Fethi Okyar'ın yerine İsmet Paşa geçmiş ve yeni bir hükümet kurmuştur. Aldığı askeri ve siyasi önlemlerle İsmet Paşa isyanı bastırmıştır.

    Şeyh Sait İsyanı
    Şeyh Sait İsyanının Bastırılmasıyla Alınan Önlemler
    • Bölgede huzurun sağlanabilmesi ve ayaklanmanın tekrar etmemesi için bölgeye ordu gönderilir.
    • Doğu ve Güneydoğu'da bölgesel olarak seferberlik ilan edilir.
    • 4 Mart 1925'de 1929 yılına kadar devam edecek olan Takrir-i Sükun Yasası çıkarılır.
    • İstiklal Mahkemeleri kurularak suçlular cezalandırılır.
    Şey Sait İsyanının Sonuçları
    • Ayaklanma bastırılmış olsa da isyan sırasında Türk Ordusu yıpranmıştır.
    • 5 Haziran 1925'de Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ayaklanmada etkisi olduğu gerekçesiyle kapatılır.
    • Ayaklanmanın ortaya çıkması Musul sorunuyla yeterince ilgilenilememesine yol açmış ve 1926'da Ankara Antlaşması ile Irak İngiltere'ye verilmiştir.
    • Türkiye Cumhuriyetine ve inkılaplara karşı yapılmış olan ilk isyan bastırılmıştır.
    • Bu dönemde hükumetin başarısızlığı ülkenin henüz çok partili hayata geçiş için uygun olmadığını göstermiştir ve ilk deneme başarısız olmuştur. Bu durum demokrasinin de tam anlamıyla uygulanamadığını göstermektedir.
    ]]>
    Sevr Antlaşması https://www.kurtulussavasi.gen.tr/sevr-antlasmasi.html Fri, 12 Sep 2014 12:05:30 +0000 Sevr Antlaşması 1. Dünya Savaşını sona erdiren antlaşma olarak karşımıza çıkmaktadır. Savaşı kazanan İtilaf Devletlerinin yenilgiye uğratmış olduğu diğer ülkeler olan Almanya, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan ile der Sevr Antlaşması 1. Dünya Savaşını sona erdiren antlaşma olarak karşımıza çıkmaktadır. Savaşı kazanan İtilaf Devletlerinin yenilgiye uğratmış olduğu diğer ülkeler olan Almanya, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan ile derhal barış antlaşması imzalamasına rağmen Osmanlı Devleti ile yapacakları anlaşma konusunda İtilaf Devletlerinin kendi aralarındaki uyuşmazlıklar sebebiyle bu antlaşmanın geciktiği görülmektedir. Aslında yapılacak olan antlaşmasının gecikmesinin asıl sebebi İtilaf Devletlerinin Osmanlının topraklarını paylaşma konusunda anlaşmazlıklar yaşamalarıdır. Elbette bunun dışında başka sebepler de bulunmaktadır.


    Sevr Antlaşmasının Hazırlanmasını Geciktiren Sebepler
    • İtilaf Devletlerinin Osmanlı Devletini nasıl paylaşacakları konusunda tam olarak karar verememeler
    • İngiltere ve İtalya arasında İzmir'in Yunanlara verilmesiyle ortaya çıkan anlaşmazlıklar
    • Türk halkının işgal kuvvetlerine karşı tepki göstermesi
    Sevr Antlaşmasının Hazırlandığı Ortam

    18 Ocak 1919'da toplanan Paris Barış Konferansında İtilaf Devletleri Osmanlı Devletinin parçalanmasına karar vermiştir. Bu konferans sırasında Osmanlının parçalanmasını hedef alan maddelerin ilke gibi görüldüğünü söyleyebilmek mümkündür. 24 Nisan 1920'de toplanacak olan San Remo Konferansına katılarak belirlenen anlaşma maddelerinin Osmanlı Devletine duyurulması için İtilaf Devletleri Osmanlıdan bir temsilci gönderilmesini ister. Konferansa Tevfik Paşa başkanlığında bir heyet gönderilir, ancak Tevfik Paşanın antlaşma maddelerinin bağımsızlığı tehlikeye düşürücü niteliklere sahip olması sebebiyle bu düşüncesini bildirerek geri dönmesi söz konusudur. 

    Sevr Antlaşması
    Anlaşmanın derhal yürürlüğe girmesini isteyen Yunan kuvvetleri 22 Haziran 1920'de Balıkesir, Bursa, Uşak ve Nazilli'yi işgal eder. bunun yanı sıra Trakya'dan da saldırıya geçerek Tekirdağ'a kadar olan toprakları da işgal ederler. Durum böyle olunca İstanbul Hükumeti antlaşmanın kabul edilmesine karar verir. Her ne kadar bu durumun anayasaya göre Mebusan Meclisi'ne danışılarak karar verilmesi gerekiyor olsa da Meclis kapatılıp dağıtıldığı için Padişah ve Sadrazam tarafından barış görüşmelerinin başlatılması ve kabul edilebilmesi için 22 Temmuz 1920'de Saltanat Şurası toplanır. 

    Saltanat Şurası'nda bulunan üyelerden sadece Rıza Paşa antlaşmanın kabul edilmemesi gerektiği yönünde oy kullanır. Bunun üzerine Bağdatlı Hadi Paşa, Rıza Tevfik Bey ve Reşat Halis Beyden oluşan şura Fransa'ya gider ve Paris yakınlarında bulunan Sevr kasabasında 10 Ağustos 1920'de Sevr Antlaşması imzalanır.

    Sevr Antlaşmasını İmzalayan Devletler
    • Osmanlı Devleti
    • İngiltere
    • Fransa
    • İtalya
    • Japonya
    • Belçika
    • Ermenistan
    • Yunanistan
    • Polonya
    • Hicaz
    • Romanya
    • Çekoslovakya
    • Sırp-Hırvat-Sloven Devletleri
    Antlaşma her ne kadar pek çok ülke tarafından imzalanmış olsa da Türk milleti tarafından hiçbir zaman kabul görmemiş ve uygulamaya konulamamış bir antlaşma olarak tarihteki yerini alır.

    Sevr Antlaşması Maddeleri
    • İstanbul Osmanlı Devleti'nin başkenti olarak kalacak, ancak Osmanlı devletinin antlaşma maddelerine uymaması durumunda İstanbul Türkler'den alınacaktır.
    • Çanakkale ve İstanbul Boğazı her zaman tüm devletlerin gemilerine açık tutulacak, uluslararası bir komisyon boğazları yönetecek; ancak bu komisyonda Türk üye bulunmayacaktır. Ayrıca bu komisyonun ayrı bir bütçesi ve bayrağı olacaktır.
    • Anadolu'nun doğusunda iki yeni devlet kurulacaktır.
    • Ege Bölgesinin büyük bir bölümüyle İzmir Yunanlılara verilecektir. Ayrıca Midye-Büyükçekmece çizgisinin batısında bulunan Trakya bölümü de Yunanlıların olacaktır.
    • Arabistan ve Irak İngiltere'ye]]> Trablusgarp Savaşı https://www.kurtulussavasi.gen.tr/trablusgarp-savasi.html Sat, 06 Sep 2014 04:54:46 +0000 Trablusgarp Savaşı; 1911 ve 1912 yılları arasında Osmanlı Devleti ile İtalya arasında bugünkü Libya toprakları için gerçekleşen bir savaştır. Birinci Dünya Savaşı, Balkan Savaşları, vs. birçok önemli çarpışma arasında bazen


      Trablusgarp Savaşının sebepleri
      Bilindiği gibi 1900'lü yılların başından itibaren Osmanlı Devleti iyice dağılma sürecine girmiş; küllerinden yeni bir cumhuriyet doğmak üzere tüm imparatorluk parçalanmaya başlamıştır. Özellikle bağımsızlığını kazanmış Balkan devletlerinin bir olarak Osmanlı Devleti'ne savaş açması sonucu patlak veren Balkan Savaşı, Osmanlı Devleti'ni her yönden yıpratmış ve çok ağır bir darbe indirmiştir. Balkan devletlerinin bağımsızlıklarını kazanarak parçalar halinde küçük güçler oluşturması da İtilaf Devletlerinin güvenliği açısından daha iyi olduğu için, Osmanlı Devleti uluslararası sahada da kendine bir destek bulamamıştır.

      Tüm Akdeniz bu şekilde hassas dengelerle örülmüşken ve ilişkiler en ufak bir darbede yıkılabilecek domino taşlarına benzemekteyken; Almanya'nın ardından İtalya da kendi içinde siyasi birliğini tamamlayarak yeni bir sömürücü güç olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Birlikten öncesinde çok şiddetli iç karışıklıklar ve iç savaşlar yaşayan İtalyanlar; nihayetinde birleşmiş ve bugünkü sınırlarıyla hemen hemen aynı olan İtalya Krallığını oluşturmuştur. İç işlerini toparladıktan sonra büyümeyi düşünecek duruma gelen İtalya; dönemin temel kuralı gereği pazarını genişletmek için sömürge arayışına girmiştir. 

      Trablusgarp Savaşı
      Kuzey sınırları güçlü Avrupa devletleriyle çevriliyken; Fas, Cezayir, Tunus, Mısır gibi Kuzey Afrika ülkeleri de çoktan İngiltere ve Fransa'nın mandası olmuşken ve Amerika, Avustralya gibi yeni dünyadan sömürge elde etmek İtalya için çok masraflıyken tek mantıklı seçenek; İtalya'nın son derece yakınında bulunan Trablusgarp'ı işgal etmesi olmuştur. Kağıt üstünde Trablusgarp'ın sahibi olan Osmanlı Devleti'nin durumu zaten yukarıda anlatıldığı gibi olduğu için, ayrıca İngiltere ve Fransa kendi Kuzey Afrika sömürgeleri arasında tampon bir bölge oluşmasına sıcak baktıkları için İtalya; Trablusgarp Savaşı'nı başlatma konusunda herhangi bir uluslararası sorunla da karşılaşmamıştır. 

      Trablusgarp Savaşı'nın başlangıcı ve gelişimi
      Yukarıda belirtilen görünür sebeplerden ve arka plandaki sebeplerden ötürü 29 Eylül 1911 yılında İtalya'nın saldırısı ile fiilen Trablusgarp Savaşı başlamıştır. Trablusgarp Savaşı boyunca İtalyanlar Osmanlı kuvvetleri ve yerel direnişçiler ile çarpışmak zorunda kalmış ve tahmin edilenden epey fazla zorluklarla karşılaşmışlardır. Cephede adam adama çarpışmalarda direnişi kıramayan İtalya, bir süre sonra yeni hamleler yaparak Trablusgarp Savaşı'na devam etmek zorunda kalmıştır. Bunun için; karada kullanılmak üzere çeşitli askeri araçlarla ve keşif-saldırı uçaklarıyla İtalyan kuvvetleri desteklenmiştir. Ayrıca; Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp Savaşıyla bağlantısını zayıflatmak amacıyla Ege Denizi'nde bulunan on iki ada da İtalyan donanmasınca işgal edilmiştir. 

      İtalyanların kara savaşlarında bu kadar güçlü bir direnişle karşılaşmalarının başlıca sebebi; Trablusgarp Savaşı'na gönüllü olarak katılan bazı cesur ve fedakar Osmanlı subaylarıdır. Bu subayların arasında Mustafa Kemal Atatürk (Derne Komutanı Kurmay Binbaşı Mustafa Kemal), Enver Paşa (Bingazi Komutanı Kurmay Binbaşı Enver) gibi sonradan tarihte çokça rastlanacak isimler de vardır. Fakat Trablusgarp'a direkt olarak ulaşmayı denemek sakıncalı ve tehlikeli olduğu için; bu subaylar gizli yollarla savaş bölgesine gelebilmişler ve direnişi tekr]]> İzmirin İşgali https://www.kurtulussavasi.gen.tr/izmirin-isgali.html Tue, 02 Sep 2014 02:24:19 +0000 İzmirin işgali, 1. Dünya Savaşı'ndan sonra Paris'teki uluslararası barış konferansı sonrasında İzmir şehrinin 15 Mayıs 1919 tarihinde Yunanistan Krallığı tarafından işgal edilmesiyle başlayan, 9 Eylül 1922 tari İzmirin işgali, 1. Dünya Savaşı'ndan sonra Paris'teki uluslararası barış konferansı sonrasında İzmir şehrinin 15 Mayıs 1919 tarihinde Yunanistan Krallığı tarafından işgal edilmesiyle başlayan, 9 Eylül 1922 tarihinde Türk ordusunun şehre girmesine kadar devam eden işgaldir. İtilaf devletlerinin izniyle gerçekleştirilen işgali, Yunan Yüksek Komiseri Aristidis Stergiadis komuta etmiştir. Osmanlı İmparatorluğu ve Yunan Krallığı arasında 1. Dünya Savaş'ı sırasında bir askeri çatışma olmamasına rağmen, işgalin yapılması İtilaf Devletleri arasında tartışma yaratmıştır. Buna izin veren İtilaf Devletlerinin gerçek amacı, İtalyanların Anadolu'da olan toprak kazancını dengelemektir. İtalya, Fransa ve Birleşil Krallık arasında 26 Nisan 1917 tarihinde yapılan St Jean de Maurienne antlaşması, İzmir'in Yunan işgali nedeniyle uygulanamamıştır. Yunanlılar bu eylemi Kurtuluş Savaşımızda Türk İtalya Ulusal Hareketinde yakınlaşmaya sebep olmuştur. İşgal sırasında İzmir şehriyle birlikte Ayvalık, aralarındaki sahil şeridi, Selçuk ve Belkahve 'ye kadar olan alan ve Çeşme Yarımadası 'da işgal edilmiştir. 1920 yılında Yunanlılar İzmir'den hareket edip Bursa, Kütahya, Eskişehir ve Afyon dahil olmak üzere Batı Anadolu'da büyük bir bölgeyi işgal etmiştir.   

      İzmir'in işgal kararının alınması ve uygulanması

      İzmir'in işgal edilme kararı Şubat 1919 tarihinde Yunanistan başbakanı Venizelos'un teklifiyle, İngiltere başbakanı Lloyd George tarafından söyleniştir. Bu öneriye ABD başkanı Wilson ilk başta karşı çıksa da, 25 Mart olayının sonrasında bu tutumunu yumuşatmıştır. 7 Mayıs 1919 tarihinde ABD, İngiltere, Fransa Yunan donanmasının şehre gönderilmesini kabul ettiler. Alınan karar 15 Mayıs'ta uygulanarak, İzmir işgal edilmiştir.

      Yunan işgali barış antlaşması imzalanana kadar devam edecek bir güvenlik tedbiri olarak sunulmuş, İzmir Yunanistan'a ilhak edilmemiş, sadece Yunan askeri kontrolünde bir Türk vali yönetiminde olmuştur. 10 Mayıs 1920 tarihinde imzalanan Sevr Antlaşması gereğince, İzmir şehri ve Ayvalık 5 yıl süreyle Yunan işgalinde ve Osmanlı egemenliğinde kalacak, bu süreç sonunda hangi devletin yönetimine katılacağı halk oylamasıyla belirlenecekti. Türk ve dünya kamuoyunda İzmir şehrinin işgal edilmesi, Türk ulusuna yapılan bir hakaret ve Yunan halkına yönelik bir hareket olarak değerlendirilmiştir.

      İzmirin İşgali

      İzmir'in işgalinin nedenleri

      İşgalin en önemli sebebi sahte raporla bölgede bulunan Rum sayısının Türk sayısından daha fazla olduğunun gösterilmesidir. Bu nedenle İzmir'in Yunanlılara verilmesine karar verilmiştir. ABD başkanı buna karşı çıksa da, daha sonra bu kararı İtalyanların Akdeniz'e izinsiz asker çıkarma girişiminden sonra yumuşamıştır. İtalyanların Anadolu'ya sefer başlatmasından endişe ettiğinden, Yunanlıların İzmir üzerindeki hak iddialarına daha sıcak bakmıştır. Bu hareketin İtalyanları cezalandırmak olarak görmüştür. Rumlara yapılan zulüm hikayeleri karşısında, İzmir'in Yunanlılar tarafından işgal edilmesine onay vermiştir.

      İzmir'in işgali

      İşgalden önce 14 Mayıs günü İzmir istihkamları işgal edilmiştir. Karaburun ve Uzunada İngilizler tarafından, Urla ve Foça Fransızlar, Yenikale Yunanlılar tarafından işgal edilmiştir. 15 Mayıs 1919 günü İtilaf Devletleri donanmasıyla Yunan askerleri İzmir rıhtımına çıkmıştır. İzmir'de bunlara karşı koyabilecek askeri birlik sayısı sadece 200 kişiden oluşuyordu. Birliklerin başındaki Ali Nadir Paşa Yunanlılara karşı konulmamasını, silahların İtilaf devletlerine teslim edilmesini emretmiştir. Yunan askerleri İzmir'de bulunan Rumların sevinç gösterileriyle geçit töreni yapmış, askerlere ateş açan Hasan Tahsin bir Yunan askerine ateş açarak öldürmüş, daha sonra kendi Yunanlılar tarafından öldürülmüştür. Bu eylem tarihimizde Türk Kurtuluş Savaşını başlatan ilk kurşun olarak kabul edilir. Yunanlıların açtığı ateş Türk askerlerinin teslim olmasına kadar devam etmiştir. Askerl]]> Amasya Görüşmeleri https://www.kurtulussavasi.gen.tr/amasya-gorusmeleri.html Fri, 01 Aug 2014 01:46:44 +0000 Amasya görüşmeleri; gerek Kurtuluş Savaşı'nın ve Anadolu'daki bağımsızlık mücadelesinin, gerekse Türk tarihinin çok önemli bir noktasıdır. İtilaf Devletleri'ne karşı yerel bazda verilen mücadeleler Amasya görüşmeleri ve kongre

      Bilindiği gibi Anadolu'da milli mücadeleye daha etkili bir şekilde devam etmek adına bir Heyet-i Temsiliye (Temsil Heyeti) oluşturulmuştur. Bu heyet; Anadolu'daki mücadelenin tüm hareketlerinden ve kararlarından sorumlu, dış kurumlarla görüşmeye yetkili bir heyetti. Dolayısıyla Amasya görüşmeleri de Temsil Heyeti tarafından gerçekleştirilmiş; İstanbul Hükümeti ile yapılan görüşmeler sonucunda bazı kararlar alınmıştır. Amasya görüşmelerine İstanbul Hükümeti adına Salih Paşa katılmıştır. Yani bir bakıma Amasya görüşmelerinin temel amacı; İStanbul Hükümeti ve Anadolu'daki Temsil Heyeti'nin yönetimde fiilen yarattığı ikiliği sonlandırmak ve İstanbul Hükümeti'ni mümkün olduğunca milli mücadeleye çekmektir. Bu amaçla yapılan yoğun müzakereler tam olarak 2 gün sürmüş (20-22 Ekim) ve görüşmeler sonunda, 22 Ekim 1919 günü Amasya görüşmeleri olarak anılan bildiri yayımlanmıştır. 

      Amasya Görüşmeleri
      Amasya görüşmelerinde alınan kararlar:
      • Yabancı devletlere ve bu devletlerin tüccarlarına Türk sınırları içerisinde; Türk devletinin menfaatini ve geleceğini tehlikeye atılacak şekilde kapitülasyon ve ayrıcalıklar verilmesi kesinlikle reddedilmiştir.
      • İstanbul Hükümeti; Anadolu ve Rumeli başta olmak üzere tüm Osmanlı sınırları içerisindeki mücadeleyi hukuki sahada yürütmekte olan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ni resmi bir kurum olarak tanımıştır. (Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti; önceki kongrelerde alınan kararlar sonucu kurulmuştur,. Temel amacı; milli mücadeleyi hukuki ve diplomatik alana taşımak, milli mücadelenin haklılığını bu yollarla kanıtlamaktır.)
      • Birinci Dünya Savaşı'ndan yenilgiyle ayrıldıktan sonra teslim şartlarını konuşmak üzere Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında yapılması planlanan görüşmeye Temsil Heyeti'nden de birkaç kişinin katılması kabul edilmiştir.
      • İstanbul'un İngiliz işgalinde olması, dolayısıyla pek de güvenli olmaması sebebiyle Meclis-i Mebusan'ın İstanbul dışında toplanması uygun görülmüştür. (Amasya görüşmelerinin en kritik kararlarından biridir.)
      • Türk topraklarının hangi amaçla olursa olsun düşmana verilmesinin teklifinin bile yapılamayacağı; Türk toprağını düşmana terk etmek için hiçbir geçerli mazeret olamayacağı kabuk edilmiştir.
      Amasya görüşmelerinde alınan kararların önemi
      • Amasya görüşmeleri sonucu meydana gelen en önemli durum; İstanbul Hükümeti'nin bir elçi göndermesi sonucu Temsil Heyeti'ni fillen tanımış olmasıdır. Resmen tanıması ise; birtakım olayların geçmesinden sonra, ileri yıllarda gerçekleşecektir. Yani Amasya görüşmelerinde Temsil Heyeti henüz resmi muhattap olmamıştır. Fakat kağıt üstünde gözükmeyen bir şekilde sözünü geçirmeye başlamıştır.
      • Temsil Heyeti'nin tanınmamasına karşılık olarak; Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti resmen tanınmıştır. Böylece bu cemiyet; faaliyet alanını epey genişletme imkanı bulmuş ve milli mücadelenin propaganda kanadını da ilerleyen yıllarda başarıyla devam ettirmiştir.
      • Meclis-i Mebusan konusunda ise orta yol sağlanmış, meclisin açılması, fakat mutlaka İstanbul'da bulunması uygun görülmüştür. Yani Salih Paşa Amasya görüşmeleri sırasında Meclis-i Mebusan'ın İstanbul dışında toplanmasını onaylasa da; bu karar sonradan İstanbul Hükümeti tarafından yumuşatılmıştır. Fakat sonraki zamanlarda]]> Son Osmanlı Mebusan Meclisi https://www.kurtulussavasi.gen.tr/son-osmanli-mebusan-meclisi.html Thu, 12 Jun 2014 13:30:55 +0000 Son Osmanlı Mebusan Meclisi, 12 Ocak 1920 tarihinde İstanbul'da toplanmıştır. Misak-ı Milli'nin kabul edilişi açısından oldukça önemlidir. Erzurum ve Sivas kongrelerinde meclisin toplanması gündeme getirilmiş ve ardından Amasya Görü
      Meclisin açılması kararının ardından 7 Ocak 1919'da mebus seçimleri yapılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk de bu seçime Erzurum'dan girmiş ve vekil olmaya hak kazanmıştır. Aynı Mustafa Kemal gibi Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin diğer birçok mebus adayı da, vekil gösterildikleri yerlerden meclise girmeyi başarmışlardır.

      Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a gitmesinin pek uygun olmaması nedeniyle, meclisin açılacağının kesinleşmesinin ardından, kendisi cemiyetin diğer üyelerini görüşmek amacıyla Ankara'ya çağırdı. Son Osmanlı Mebusan Meclisi'ne dahil olan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üyeleri Ankara'da toplandı ve Mustafa Kemal kendilerinden bazı isteklerde bulundu :
      • Kendisinin meclis başkanı olmasının sağlanması
      • Mecliste Müdafaa-i Hukuk Grubu'nun oluşturulması
      • Misak-ı Milli Kararları'nın mecliste kabul edilmesinin sağlanması
      Mustafa Kemal Paşa'nın bu üç isteğinden yalnızca sonuncusu gerçekleşmiştir. Kendisi yerine Reşat Hikmet Bey meclis başkanlığına getirilmiştir. Ayrıca Müdafaa-i Hukuk Grubu oluşturulamamış ve onun yerine de padişah yanlısı Felah-ı Vatan Grubu kurulmuştur. Son Osmanlı Mebusan Meclisi 28 Ocak 1920 tarihli gizli oturumda Misak-ı Milli Kararları'nı kabul etmiştir. 

      Son Osmanlı Mebusan Meclisi
      Misak-ı Milli Kararları

      1 - Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz.

      2 - Osmanlı Devleti'nin 30 Ekim 1918 tarihinde ateşkes yapıldığında düşman işgali altında bulunan Arap memleketlerinin durumu halkın serbestçe verecekleri oylarla belirlenmelidir.

      3 - Halkın oyları ile Anavatan'a katılan üç sancakta (Kars, Ardahan, Batum) gerekirse halk oyuna başvurulmalıdır.

      4 - Türkiye ile yapılacak barışa bırakılan Batı Trakya'nın hukuki durumunun tespiti de halkın tam bir özgürlükle vereceği kararlara uygun olmalıdır.

      5 - Hilafet merkezi ve Osmanlı Devleti'nin başkenti olan İstanbul ile Marmara Denizi'nin güvenliği her türlü tehlikeden korunmalıdır. İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının dünya ticaret ve ulaşımına açılması konusunda bizimle diğer ilgili devletlerin birlikte vereceği kararlar geçerlidir.
      6 - Azınlıkların hakları, komşu memleketlerdeki Müslüman halkın haklarının korunması şartı ile kabul edilecektir.
      7 - Milli ve iktisadi gelişmemizi sağlamak amacıyla tam bir serbestiyet sağlanması, siyasi, adli ve mali gelişmemize engel olan sınırlamaların kaldırılması gerekir. Hissemize düşecek borçların ödenmesi de bu esasa aykırı olmayacaktır.

      Misak-ı Milli Kararları'nın Önemi ve Sonuçları
      Son Osmanlı Mebusan Meclisi tarafından kabul edilen Misak-ı Milli Kararları'nın belki de en önemli sonucu İstanbul'un düşman devletler tarafından işgal edilmesidir. Alınan kararların çoğunluğunun demokratik çözümler üretmesine rağmen, söz konusu kararlar işgal devletlerinin hoşuna gitmemiştir. Bu durum da Mustafa Kemal'in meclisin İstanbul dışında toplanması gerektiği görüşünün desteklenmesine yol açmıştır. 

      İtilaf Devletleri İstanbul'u 16 Mart 1920 tarihinde işgal ederek meclisin çalışmalarını engellemiş ve hatta bazı vekilleri sürgüne göndermiştir. Bu durum milli mücadelenin yolunu açmış ve İstanbul'dan kaçan birçok değerli isim Anadolu'da milli mücadele saflarına katılmıştır. 

      Misak-ı Milli devletin oldukça demokratik bir düşünce ile hareket edeceğini gözler önüne sermiştir. Daha önceden sağlanan imtiyazlara sınırlama getirilmiş ve ancak belirli şart]]> Galiçya Cephesi https://www.kurtulussavasi.gen.tr/galicya-cephesi.html Thu, 12 Jun 2014 13:27:45 +0000 Galiçya cephesi, Birinci Dünya Savaşı (1914 - 1918) sırasında genel olarak Doğu Cephesi olarak adlandırılan bölgede bulunan, Avusturya - Macaristan İmparatorluğu ve Rus orduları arasında meydana gelen savaşlara ev sahipliği yapmış t
      Galiçya Cephesi'ne Avusturya - Macaristan İmparatorluğu, birinci, üçüncü ve dördüncü ordular ile ikinci orduya bağlı ordu grubu ve süvari alayları ile seferberlik birliklerini kapsayan bir güçle dahil olmuştur. Buna karşılık Ruslar, dördüncü ve beşinci ordular ve daha sonrasında onlara katılan üçüncü ve sekizinci ordular ile savaşa girmiştir. Rus kuvvetlerine bağlı toplam asker sayısı 1.200.000 iken, Avusturya - Macaristan güçleri ise 950.000 askerden ve Osmanlı 15.Kolordusu'ndan  oluşmaktaydı.

      Galiçya Cephesi'nde gerçekleşen savaşların hemen öncesinde Avusturya - Macaristan İmparatorluğu Genelkurmay Başkanı, Rus Ordusu'nun Doğu Cephesi'ne olası bir askeri yığınak yapabilme durumunu önceden engellemek için, Polonya Krallığı'na hızlı bir taarruz kararı aldı. Ardından bu taarruz için kuzey orduları olarak anılan birinci ve dördüncü orduları görevlendirdi. Planın devreye sokulmasından hemen sonra Rus Ordusu da dördüncü ve beşinci ordularıyla savunma hattı oluşturarak Avusturya - Macaristan askeri birliklerinin ilerlemesini durdurmak amacındaydı. Fakat, daha sonradan üçüncü ve sekizinci Rus orduları Güneybatı Cephesi Komutanı tarafından Doğu Galiçya'ya taarruz ile görevlendirildi. En başta Avusturya - Macaristan Ordusu Genelkurmay Başkanı, Alman birliklerinin de taarruza destek olacaklarını ümit etmişti. Fakat, söz konusu bölgeye yakın Alman birlikleri savunma amaçlıydı ve bu nedenle istenen destek sağlanamadı. Bu durum Avusturya - Macaristan için Galiçya Cephesi'nin kaybını hızlandırmıştır. 

      Galiçya Cephesi
      Galiçya Cephesi'nde dört ana muharebe gerçekleşmiştir : 
      • Krasnik Muharebesi
      • Komarow Muharebesi
      • Gnila Lipa Muharebesi
      • Rawa Ruska Muharebesi
      Krasnik Muharebesi Lublin dolaylarında gerçekleşmiş ve bu muharebede Avusturya - Macaristan üçüncü ordusu ile Rus dördüncü ordusu karşılaşmıştır. Bu muharebede Avusturya - Macaristan birlikleri Rus güçlerini geri püskürtmeyi başarmış ve yaklaşık 6.000 Rus askeri esir alınmıştır.

      Avusturya - Macaristan birliklerinin Rus Ordusu'nu çevreleme çabaları her ne kadar gerçekleşmemiş olsa bile, Komarow Muharebesi'de 20.000 Rus askerinin esir edilmesi ile sonuçlanmıştır. Bu muharebede Avusturya - Macaristan dördüncü ordusu ile Rus beşinci ordusu çarpışmıştır.

      Gnila Lipa Muharebesi, Avusturya - Macaristan kuvvetleri açısından bakıldığında tam bir bozgun olarak nitelendirilebilir. Daha önceki muharebelerin kaybı üzerine kuzeye doğru çekilmeye başlayan Rus birliklerine son bir darbe vurmak adına Avusturya - Macaristan Ordusu mutlak bir taarruza kalkmıştır. Fakat, bozguna uğrayan Rus dördüncü ve beşinci ordularına takviye kuvvet olarak yetişen Rus üçüncü ve sekizinci orduları sayesinde muharebe Rusların lehine sonuçlanmıştır.

      Rus birliklerinin mutlak zaferiyle sonuçlanan Galiçya Cephesi Gnila Lipa Muharebesi'nin ardından, toparlanan beşinci orduya taarruz emri verilmiştir. Avusturya - Macaristan güçlerine katılar Sırbistan birliklerine rağmen Doğu Galiçya bu son taarruz ile kaybedilmiş ve Rusların kontrolü altına girmiştir.

      Galiçya Cephesi'nde gerçekleştirilen tüm savaşların neticesinde, Avusturya - Macaristan İmparatorluğu tarafında 30.000 asker esir düşmüş ve 40.000 asker hayatını kaybetmiştir. Bunun yanı sıra 9]]> Kütahya Eskişehir Savaşı https://www.kurtulussavasi.gen.tr/kutahya-eskisehir-savasi.html Wed, 07 May 2014 21:38:12 +0000 Kütahya Eskişehir Savaşı 10 Temmuz 1921 ve 24 Temmuz 1921 tarihleri arasında Yunanistan ile Ankara Hükümeti ordusu arasında gerçekleşen savaştır. Muharebeyi kaybeden Ankara Hükümeti kuvvetleri Sakarya Nehri'nin doğusuna çek Kütahya Eskişehir Savaşı 10 Temmuz 1921 ve 24 Temmuz 1921 tarihleri arasında Yunanistan ile Ankara Hükümeti ordusu arasında gerçekleşen savaştır. Muharebeyi kaybeden Ankara Hükümeti kuvvetleri Sakarya Nehri'nin doğusuna çekilmek zorunda kalmıştır.

      Yunanlılar, Aslıhanlar ve Dumlupınar Muharebeleri ile Kütahya-Eskişehir Muharebeleri arasındaki üç aylık zaman içinde Anadolu'daki kuvvetlerini 11 tümen ve 1 süvari tugayına çıkartarak daha da güçlenmiş bir durumda 10 Temmuz 1921'de Bursa-Eskişehir; Bursa-Tavşanlı-Kütahya; Uşak-Dumlupınar-Seyitgazi istikametlerinde üç ayrı koldan taarruza geçtiler.

      1, 3, 4 ve 12. Gruplar ile bir Mürettep Kolordu olmak üzere; 15 piyade tümeni, 4 süvari tümeni ve 1 süvari tugayından meydana gelen Türk Kuvvetleri ise İnönü-Kütahya-Döğer mevzilerinde savunma için hazırlanmışlardı.

      Türk Ordusu'nun imha edilmesini ve Afyon, Eskişehir, Kütahya gibi stratejik noktaların işgalini amaçlayan Yunanlılar; İnönü ve Kütahya tahkim edilmiş mevzilerine çatmak yerine zayıf kuvvetlerle tutulmuş olan Türk Kuvvetlerini güney kanattan kuşatmak üzere harekete geçtiler..

      I ve II. İnönü Muharebelerinin aksine, Bursa Bölgesi'nde hareketsiz görünen Yunan Ordusu, Afyon Cephesin'de başlangıçta 12., müteakiben de 2. Türk Kolorduları bölgesine taarruza geçti. Afyon'u işgal eden ve 12. Kolorduya büyük zayiat verdirerek Afyon doğusuna çekilmeye zorlayan Yunanlılar, müteakiben taarruzlarını Altıntaş-Seyitgazi istikametinde yoğunlaştırdılar. 15 Temmuz 1921'de 4. Tümen komutanı Yarbay Mehmet Nâzım Bey Yumruçal'da hayatını kaybetti.

      Kütahya Eskişehir Savaşı

      Yunan birlikleri 17 Temmuz'da İsmet Paşa komutasındaki Garp Cephesi kuvvetlerini, Mehmet Nazım Bey'in öldüğü Yumruçal-Nasuhçal etrafında cepheyi yarıp Kütahya'yı ele geçirdi. Aynı gün Fevzi Paşa ile birlikte cepheye gelerek Garp Cephesindeki TBMM kuvvetlerinin kuşatma tehdidi altına girdiğini gören Mustafa Kemal Paşa Türk ordusunun çekilmesini emretmek zorunda kaldı: Batı Cephesi birlikleri önce süratle Eskişehir-Seyitgazi hattına, daha sonra da Sakarya Nehri doğusuna ricat edecekti. Bu ricat, Türk Ordusu'nun elde kalmasını sağlayıp, kuşatılarak yok edilmesinin önüne geçti.

      O zamana kadar Garp Cephesinin başında olan İsmet Paşa yerine bizzat Mustafa Kemal Paşa ve Fevzi Paşa komutayı ele aldı. Askerliğin gereği bunu gerektiriyordu ve süratle yerine getirilmeliydi. 19 Temmuz günü Eskişehir de düşünce, Fahrettin Bey komutasındaki 5. Süvari Grubu ve 1. Gruba bağlı Türk birlikleri Sakarya Nehrinin doğusuna geriledi. TBMM, 3 Ağustos 1921'de İsmet Paşa'yı Genelkurmay Başkanlığı görevinden azlederek, aynı zamanda Başbakan ve Milli Savunma Bakanı da olan Fevzi Paşa'yı bu vazifeyle de görevlendirdi. Aynı zamanda Meclis Başkanı Mustafa Kemal Paşa'yı Türk Ordusu Başkomutanlığı'na geçirdi.

      ]]>
      Balkan Devletleri https://www.kurtulussavasi.gen.tr/balkan-devletleri.html Wed, 30 Apr 2014 11:58:34 +0000 Balkan devletleri; halk arasında Rumeli olarak da bilinen, Türkiye'nin de topraklarının bulunduğu (Trakya), Ege Denizi ile Karadeniz arasında kalan büyük bir yarımada şeklindeki bölgedir. Balkan devletlerinin bu bölgedeki tarihi çok hare
      1.Arnavutluk: Batıda Ege Denizine kıyısı bulunan, nadir Müslüman Balkan devletlerinden biridir. Bölgeye antik çağdan bilinen tarihe kadar birçok kavmin göç etmesi, yerleşmesi ve el değiştirmesinden sonra günümüz Arnavut milleti bölgede yaşamaya başlamıştır. Osmanlı Devletinin Balkanlara yaptığı akınlar sonucunda 15.yy'da Türk topraklarına katılmıştır. O zamandan yakın tarihe dek Arnavutlar Türk kültürüyle yakın etkileşimde bulunmuşlar; Arnavut diline birçok Türkçe kelime geçmesiyle beraber, Arnavutların yaklaşık %70'i Müslümanlığı kabul etmiştir. Günümüzdeki Arnavutluk devleti; NATO, Avrupa konseyi, İslam Konferansı, Karadeniz Ekonomik İşbirliği gibi önemli oluşumlara üyedir. Arnavutça, ülkede en çok konuşulan ve resmi dildir. Başkenti Tiran'dır.

      2.Bulgaristan:Balkanların güneydoğusunda bulunan, Türkiye'nin de komşularından biri olan bir Balkan devletidir. Bulgarlar, tarih boyunca Türklerle belki de en çok etkileşimde bulunan Balkan milletidir. Zaten günümüz Bulgar milletinin yapısında kültürel, etnik, vs. birçok açıdan da Türkler etkili olmuştur. Osmanlı Devleti'nin Balkan akınlarıyla beraber 14 ve 15. yy'larda Bulgaristan da Osmanlı hakimiyetine girmiş, 1908'de kazanılan tam bağımsızlığa kadar bu egemenlik devam etmiştir. Günümüzde Bulgaristan'da 1 milyona yakın Türk yaşamakta ve bölgedeki geleneklerini, kültürlerini aynen devam ettirmektedir. Bulgarca bu devletin resmi dilidir. Başkenti Sofya'dır.

      3.Bosna-Hersek:Balkanların iç kesimlerinde bulunan, federe denilebilecek bir yapıya sahip Müslüman Balkan devletidir. Devlet bünyesinde Boşnak, Hersekli, Sırp, vs. birçok unsur yaşasa da bu devletin vatandaşları genel olarak Boşnak olarak adlandırılır. 20.yy'da varlığını sürdüren sosyalist Yugoslavya Devleti'nin dağılmasından sonra 1990'lı yıllarda bağımsızlığını kazanmıştır. Boşnakça ülkede en çok konuşulan ve resmi dildir. Başkent Saraybosna'ır. 

      Balkan Devletleri
      4.Hırvatistan: Balkanların batısında bulunan; binden fazla adasıyla meşhur Balkan devletidir.Bölgede yaşayan halk olan Hırvatlar; resmi kabule göre 7.yy'dan beri bu bölgededir ve o günden beri Hırvatistan'ın yerlisidir. Tarih boyunca etnik yapısını ve Hıristiyanlığını en iyi koruyan Balkan milletlerinden biri olan Hırvatlar, birçok önemli Avrupa oluşumuna üyedir. Devletin resmi dili Hırvatça'dır ve çok küçük azınlık grupları dışında ülkenin hemen her yerinde de Hırvatça konuşulur. Başkenti Zagrep'tir. 

      5.Yunanistan: Balkanların güneyinde bulunan, Türkiye'nin de komşularından biri olan Balkan devletidir. Yunanistan Balkan devletleri arasında en köklü geçmişe sahip devletlerden biridir denebilir. Antik çağlardan beri eski Yunan, Roma, vs. birçok büyük medeniyetten etkilenerek varlığını sürdüren Yunanistan; Osmanlı Devleti'nin Balkan fetihlerinden sonra uzun bir dönem Türk egemenliğinde yaşamış, sonrasında ise 19. yüzyılda Avrupalı devletlerin de yardımıyla tam bağımsızlığını kazanmıştır. Devletin resmi dili Yunancadır. Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus; günümüz Yunancası ile]]> İttihat Ve Terakki https://www.kurtulussavasi.gen.tr/ittihat-ve-terakki.html Sat, 12 Apr 2014 07:03:58 +0000 İttihat ve Terakki; 1889 yılında kurulan, Kanun-i Esasi ve 2.Meşrutiyetin Osmanlı Devleti'nde uygulanarak devletin bu anayasal düzende işlemesine ön ayak olmuş cemiyetin ismidir. Var olduğu dönemdeki ismi İttihat ve Terakki Fırkası olan
      İttihat ve Terakki'nin kuruluşu ve büyümesi
      Aslında İttihat ve Terakki ilk olarak kurulduğunda gizli ve illegal bir teşkilattı. Şöyle ki; 1889'da askeriyeli ve tıp öğrencileri tarafından yasadışı yollarla devlette kanuna dayalı düzeni geri getirmek uğrunda gizli bir teşkilat olarak kurulan İttihat ve Terakki; zamanla memleket çapındaki diğer küçük teşkilatlarla birleşerek ve kendine yeni taraftarlar kazandırarak kısa sürede beklenenden çok daha fazla güç kazanmıştır. Kuruluşu olan 1889'dan bu yana gelişimini bu şekilde devam ettiren İttihat ve Terakki; artık 1909 yılına gelindiğinde Osmanlı Devlet tarihinde bir ilk olarak padişaha kafa tutabilecek seviyede bir muhalif grup olarak varlığını açık açık göstermiş, 1909-1918 yılları arasında devleti iktidar olarak yönetmek üzere yönetimi ele geçirmiştir. 
      1909 yılında devlet yönetiminin İttihat ve Terakki tarafından ele geçirilmesine kadarki süre içerisinde cemiyet üyeleri daha çok örgüt yapılanması, örgüt üyelerinin eğitilmesi, vizyon ve misyonun geliştirilmesi gibi İttihat ve Terakki'nin iç yapısıyla ilgili çalışmalara yönelmiştir. Üyelerinin çoğu genç öğrencilerden oluşan bu teşkilat; o kadar başarılı bir istihbarat uygulamıştır ki; Sultan Abdülhamid bile cemiyetin varlığından kuruluşundan ancak üç yıl sonra; 1892'de haberdar olmuştur. 

      İttihat Ve Terakki
      İttihat ve Terakki'nin fiili eylemlere başlaması
      Bu bahsedilen dönem sonrasında İttihat ve Terakki küçük çapta eylemlerde bulunmaya başlamış; padişaha Kanun-i Esasi'yi ve Meşrutiyet yönetimini yürürlüğe koymasına yönelik çağrılar yapan mitingler düzenlemiş, afişler bastırmıştır. Eyleme geçilen bu dönem boyunca İttihat ve Terakki; özellikle öğrencilerden olmak üzere inanılmaz sayıda taraftar kazanmış, ayrıca üyelerinin bulunduğu iş alanına sonradan çok işine yarayacak bir grup, askerler de katılmıştır. Yapılan eylemlerin yer yer sıcak çatışmalara dahi dönüştüğü bu dönem; çoğu İttihat ve Terakki üyesi gerek yurt içinde, gerek yurt dışında sürgüne gönderilerek cemiyet faaliyetlerinde aktif olamamaları için çalışılmıştır. Fakat Paris, Brüksel, Cenevre, vs. Avrupa kentlerine giden cemiyet üyeleri burada da vazgeçmemiş; İttihat ve Terakki'nin Avrupa ayağını kurmuşlardır. İttihat ve Terakki'nin bir ilki olarak, cemiyetin Avrupa teşkilatını kuran ve yaygınlaştıran kişi Paris'te bir tıp öğrencisi olan Ahmet Rıza Bey'dir.

      1908'e kadarki süre boyunca İttihat ve Terakki yukarıda bahsedildiği gibi gelişim gösterdikten sonra; Balkanlarda İttihat ve Terakki eylemleri padişahın ciddiye alması gereken boyutlara ulaştı. 3 Temmuz 1908'de Resne'de Kolağası Niyazi Bey; yaklaşık 400 kişiden oluşan kuvvetleriyle dağa çıkarak fiilen bir ihtilal hareketine girmiş oldu. Bu hamleden sonra İstanbul'a Kanun-i Esasi'nin yürürlüğe konması ve Meşrutiyet'in ilan edilmesine yönelik bir telgraf çekildi. Karşılıklı yapılan birkaç eylem ve hamleden sonra 23-24 Temmuz gecesi Kanun-i Esasi'nin yürürlüğe girmesi padişah tarafından kabul edildi ve İttihat ve Terakki amacına ulaşmış oldu. Meşrutiyet'in de ilan edilmesiyle kurulan hükümet tamamen İttihat ve Terakki'nin kontrolünde, merkez komitesinin izin verdiği doğrultuda işlev görerek faaliyetlerini sürdürdü. Yani İttihat ve Terakki; direkt olarak hükümet olmayı değil, seçilen hükümet]]> Saltanatın Kaldırılması https://www.kurtulussavasi.gen.tr/saltanatin-kaldirilmasi.html Sat, 05 Apr 2014 00:59:43 +0000 Saltanatın Kaldırılması, Diğer adı ile Padişahlık düzeninin sona ermesi. 1 Kasım 1922 tarihinde gerçekleşmiştir. Mudanya Ateşkes Antlaşmasından sonra Lozan Barış Antlaşması için Türkiye adına Türkiye Büyük Millet Mecl Saltanatın Kaldırılması, Diğer adı ile Padişahlık düzeninin sona ermesi. 1 Kasım 1922 tarihinde gerçekleşmiştir. Mudanya Ateşkes Antlaşmasından sonra Lozan Barış Antlaşması için Türkiye adına Türkiye Büyük Millet Meclisi ile birlikte İstanbul Hükümeti de çağrılmış olması sebebiyle iki başlılık olmaması açısından Mustafa Kemal Atatürk tarafından Osmanlı Hükümetinin kaldırılması teklif edilmiştir.

      Büyük bir mücadelenin sonucunda galip gelen Türk halkı Mustafa Kemal Atatürk'ün kurmuş olduğu Ankara Hükümeti etrafında tek yürek olmuş İstanbul Hükümeti sembolik olarak kalmıştır. Kurtuluş Savaşı sonucunda Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalanmış, ardından kalıcı olması açısından Lozan Barış konferansı düzenlenerek taraf olarak Türkiye'de çağrılmıştır. Fakat karşısında tek başına Ankara Hükümetini görmek istemeyen işgalci devletler Türkiye'yi zor durumda bırakıp istediklerini uygulayabilmek amacıyla hem Ankara hemde İstanbul Hükümetlerini davet etmiştir. 

      Bunun Türkiye adına vahim sonuçlar doğuracağını bilen Mustafa Kemal Atatürk ivedi olarak Saltanatın kaldırılması amacıyla kendisi ile birlikte bir çok Mebusla Meclise teklif vermiştir. Bu teklif üzerine Mecliste bazı görüş ayrılıkları ortaya çıkmıştır. Bunun sebebi ise Padişahın vasıflarından biri olan Halifeliğin de kalkacak olmasıdır. Bazı Mebuslar halifeliğin kalkmaması gerektiğinin, gerekirse halifeliğin meclis tarafından yürütülmesinin mümkün olabileceği yönünde fikir belirtmişlerdir. 

      Saltanatın Kaldırılması
      Fakat ilk olarak saltanatın kaldırılması gerekmekte idi Bu durum karşısında Atatürk Söz alarak tarihi bir konuşma yaptı: Hakimiyet ve Saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye müzakereyle, münakaşa ile verilemez. Hakimiyet, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. Osmanlı oğulları zorla Türk Milletinin hakimiyet ve saltanatına zorla el koymuşlardır. Bu tasallutlarını altı asırdan beri devam ettirmişlerdir. Şimdi de Türk Milleti bu mütecavizlerin hadlerini ihtar ederek, hakimiyet ve saltanatını bil fiil alin yeniden almış bulunuyor. Bu emri vakidir. Mevzu bahis olan millete saltanatını, hakimiyetini bırakıp bırakmama meselesi değildir. Mesele zaten emri vaki olmuştur. Burada toplananlar Meclis ve herkes meseleyi tabii görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır. Fakat İhtimal bazı kafalar  kesilecektir.  Bu kesin kararın ardından İstanbul Hükümeti istifa etmiş ve Padişah Vahdettin'in üzerinde sadece halifelik vasfı kalmıştır.  Yurdu terk ederek İngiltere'ye gittiği için meclis tarafından Veliahd Abdulmecit'i halife seçti. Ardından 3 Mart 1924 tarihinde halifelik de tamamen kaldırıldı. 

      Saltanatın Kaldırılmasının Sonuçları: 
      • Milli egemenliğin sağlanması adına ilk ve en önemli adımdı.
      • Artık Türkiye adına tek ve seçilmiş bir idare vardı.
      • Bu adımla din ve devlet işleri birbirinden ayrılmış oldu.
      • Bu ilk adımdı. Ardından Cumhuriyetin kurulmasına giden yolda bir çok reformlar yapıldı.  
      • Ankara Başkent olarak ilan edildi.
      Saltanatın kaldırılması ile başlayan süreç Cumhuriyetin ilan edilmesine kadar devam etmiş, tek adamlık dönemi sona erdirilerek halk tarafından seçilen meclisin aldığı kararlar la ülke yönetilmeye başlamıştır. Savaşta omuz omuza mücadele eden halk ülke yönetiminde de söz sahibi olmuştur. Bu sayede Türkiye hızla gelişen dünya teknoloji ve sanayi sektöründe yerini almış ve pay sahibi konumuna gelmiştir.    
      ]]>
      Kars Antlaşması https://www.kurtulussavasi.gen.tr/kars-antlasmasi.html Sat, 05 Apr 2014 00:40:40 +0000 Kars Antlaşması, Sovyetler Birliği döneminde, birliğin himayesinde bulunan üç cumhuriyet; Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan ve Türkiye Cumhuriyeti arasında 13 Ekim 1921'de imzalanan antlaşmadır. Kars antlaşmasıyla doğu sınır Kars Antlaşması, Sovyetler Birliği döneminde, birliğin himayesinde bulunan üç cumhuriyet; Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan ve Türkiye Cumhuriyeti arasında 13 Ekim 1921'de imzalanan antlaşmadır. Kars antlaşmasıyla doğu sınırı kesin olarak çizilmiş, daha önce birçok kez TBMM hükümetini meşgul eden Doğu Cephesi, Ermeni Sorunu gibi durumlar ortadan kaldırılmıştır. 

      Kars Antlaşması TBMM, Sovyetler Birliği, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan adına katılan yetkililerce katılınan Kars Konferansı'nda görüşülüp imzalanmıştır. 20 maddeden ve eklerinden oluşan Kars Antlaşması, aslında temel olarak Moskova Antalşması'nın hükümlerine dayanır. Ama Ermeni Sorunu gibi daha bölgesel ve TBMM'yi daha çok ilgilendiren konuları görüşmek üzere biraz daha detaylandırılmış ve farklı bir antlaşma halini almıştır. Konferansa TBMM tarafından Doğu Cephesi Kumandanı Kazım Karabekir Paşa  başkanlığında; anlaşmanın görüşüleceği konuları ilgilendiren uzmanlar ve ileri gelenlerin oluşturduğu bir heyet gitmiştir. Diğer ülkelerden de aynı şekilde yetkili kişiler katılmıştır.

      Kars Antlaşması
      Kars Antlaşmasının maddeleri
      • İstanbul güvenli olduğu sürece boğazda ticaret yapılabilecek
      • Azeri Türklerinin yoğun olarak yaşadığı Nahcıvan bölgesine özerklik verilecek
      • Batum Gürcistan'a verilecek
      • Antlaşma tarafları hiçbir şekilde birbirine zorla antlaşma imzalatmaya çalışmayacak
      • Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan'a daha önce verilmiş olan kapitülasyonlar kaldırılacak
      • Antlaşma tarafları, antlaşmadaki herhangi bir devletin tanımadığı antlaşmayı tanımayacak
      • Her devlet kendi himayesindeki karşı devletin vatandaşlarına iyi davranacak, azınlık haklarını gözetecek
      Kars Antlaşmasının önemi
      Kars antlaşması tarihte üzerinde çok durulmayan, sorunsuz bir şekilde imzalanıp çözülen bir antlaşma olsa da son derece önemlidir. Çünkü o dönem için doğudaki sorunların tamamen halledilmesiyle TBMM Hükümeti batıya yoğunlaşma fırsatı bulmuş ve batı cephesindeki başarılarını daha rahat bir şekilde gerçekleştirmiştir. Ayrıca Kars Antlaşması, bağımsız olmasa da başka bir Türk devletiyle yapılmış olan (Azerbaycan) önemli bir antlaşmadır. O dönem için Ermenilerin çıkarabilecekleri olası sorunların önüne geçilmiş; o günden beri de antlaşma da değişikliğe ihtiyaç duyulmadan doğu sınırları korunmuş, günümüze kadar verilmiştir. Kars Antlaşması'nın kayıp olarak nitelendirebilecek tek bir yönü, daha önce Misak-ı Milli sınırları içerisinde kabul edilen Batum'un, ilkelerden taviz verilerek Gürcistan'a bırakılmasıdır. Fakat bu da politika ve daha önce bahsedildiği gibi batıya yoğunlaşma amacıyla doğudaki sorunları kalıcı olarak çözme düşüncesi adına mantıklı bir tavizdir. 

      Yalnız belirtilmesi gereken bir durum vardır ki; Sovyetler Birliği'nin dağılması ile bağımsızlığını kazanmış olan Ermenistan, antlaşmanın Sovyetler Birliği tarafından imzalanmış olması gerekçesiyle Kars Antlaşması'nı tanımamaktadır. Bugün Ermenistan'a göre geçerli olan antlaşma Sevr Antlaşması'dır. Ayrıca Dağlık Karabağ Bölgesi'nin işgali başta olmak üzere Azerbaycan Türkleriyle ilgili yaşanan birçok sorunun kaynağı da Ermenistan'ın Kars Antlaşması'nı tanımamasıdır. 
      ]]>
      Paris Barış Konferansı https://www.kurtulussavasi.gen.tr/paris-baris-konferansi.html Sat, 05 Apr 2014 00:33:32 +0000 Paris Barış Konferansı, I. Dünya Savaşı'nı bitiren antlaşmaların hazırlandığı uluslar arası bir konferanstır. Farklı gruplara bölünmüş 32 devletin temsilcileri katılmıştır. Bu devletler, İttifak Devletleri
      Paris Barış Konferansı, I. Dünya Savaşı'nı bitiren antlaşmaların hazırlandığı uluslar arası bir konferanstır. Farklı gruplara bölünmüş 32 devletin temsilcileri katılmıştır. Bu devletler, İttifak Devletleri ile savaşmış ya da onlara savaş ilan etmiş devletlerdi. Konferans 18 Ocak 1919'da, Alman İmparatorluğu'nun kuruluşunun yıl dönümünde açıldı. Fransızlara Urfa, Antep ve Maraş verilmiştir. Devletin batısı başta İzmir'in işgali olmak üzere Yunan işgaline maruz kalmıştır. Konferansın kararlarına hakim devletler; İngiltere, Fransa, ABD ve İtalya ise Macaristan ile 4 Haziran 1920 tarihinde Trianon Antlaşması'nı imzalamışlardır.

      Konferansta savaş sırasında imzalanmış olan gizli antlaşmaların uygulanması kararına varılmış, İngiltere ve Fransa Wilson İlkeleri'ne tamamen ters düşmemek için “savaş tazminatı” yerine “savaş onarımı”, “sömürgeciliğin” yerine ise “manda sistemini“ gündeme getirerek uygulanmasına neden olmuşlardır.

      I. Dünya savaşının askeri safhasının ateşkes antlaşmalarıyla sona ermesinin ardından galip devletler imzalanacak olan antlaşmaların maddeleri üzerinde karşılıklı olarak anlaşmak ve kendi aralarındaki siyasi, ekonomik problemleri çözümlemek amacıyla 18 Ocak 1919’da Paris’te toplanmış, konferansa ittifak devletlerine karşı savaş açmış olan başta itilaf devletleri olmak üzere toplamda 32 devlet bir araya gelmiştir. Konferansa katılan devletlerin tamamının üye olacağı Milletler Cemiyeti kurulmuş, cemiyetin hedefinin; dünya devletlerinin haklarını eşit olarak korumayı amaçlayacağı savunulmuş ancak bu cemiyetin sadece itilaf devletleri tarafından kurulmuş olması cemiyetin fiilen taraflı davranmasına sebep olmuştur.

      İtilaf devletlerinin konferansta savaştan galip ayrılmalarının verdikleri rahatlıkla Wilson İlkelerini göz ardı ederek yenilen devletlere imzalatmak amacıyla ağır şartlar taşıyan antlaşma taslakları hazırlamaları sonucunda itilaf devletlerinin tarafında olan ABD bu konferanstan sonra Avrupa ile olan ilişkilerini alt düzeye indirmiştir.

      Paris Barış Konferansı
      Konferansta Almanya, Avusturya-Macaristan ve Bulgaristan ile imzalanacak olan barış antlaşmalarının taslakları hazırlanmasına rağmen Osmanlı Devleti ile imzalanacak olan antlaşmanın esaslarının daha sonra belirlenmesi kararlaştırılmış bunda daha önce Rusya’ya verilmesi planlanan bölgelerin Rusya’nın savaştan çekilmesi nedeniyle yeniden paylaşımının gerektiği düşüncesi etkili olmuştur. Konferansa katılan Ermeni temsilcileri Doğu Anadolu’ da bağımsız Ermenistan kurulması fikrini ilk kez bir uluslar arası konferanstal belirtmişlerdir, bu istekleri de İtilaf Devletleri tarafından destek almıştır. İngiltere ve Fransa daha önce İtalya’ya vermeyi tasarladıkları İzmir ile çevresinin Yunanistan tarafından işgal edilmesini kabul etmişler, bu kararın alınmasında “Yunanistan’ın İzmir çevresindeki Rumların Müslüman Türkler tarafından öldürüldüğü” şeklinde propagandasının etkili olması yanında, asıl sebep Boğazlara çok yakın olan bu bölgede İtalya’nın İngiliz çıkarlarını tehdit edebilecek bir güç olmasından çekinilmesi olmuştur. Bu sebeple İtalya ile itilaf devletleri arasında Paris konferansı sırasında ilk görüş ayrılıkları ortaya çıkmıştır.

      Milletler Cemiyetinin ilkelerini karara vardıran, Almanya ile Versailles antlaşması, Avusturya ile Saint-Germain antlaşması, Bulgaristan ile Neuilly antlaşmasını imzalayan itilaf devletleri, 22 Nisan 1920'de Osmanlı Devleti'ni, Paris Barış Konferansına çağırmışlardır.
      ]]>
      Havza Genelgesi https://www.kurtulussavasi.gen.tr/havza-genelgesi.html Sat, 08 Feb 2014 03:32:09 +0000 Havza Genelgesi, 28-29 Mayıs 1919 Mustafa Kemal Atatürk'ün Samsun'a çıktıktan sonra ilk resmi tepkisi olması sebebiyle tarihte büyük bir öneme sahiptir. Atatürk, Bu genelgeyle  halkın işgallere tepki göstererek milli bilincin uya Havza Genelgesi, 28-29 Mayıs 1919 Mustafa Kemal Atatürk'ün Samsun'a çıktıktan sonra ilk resmi tepkisi olması sebebiyle tarihte büyük bir öneme sahiptir. Atatürk, Bu genelgeyle  halkın işgallere tepki göstererek milli bilincin uyandırılmasını amaçlamıştır.

      Ülkenin askeri ve mülki amirlerine hazırladığı genelgeyi telgraf çeken Atatürk, bu genelgenin gerçekleşmesiyle, yurdun değişik yerlerinde mitingler düzenlenmesine ve ülkenin dört bir yanında işgale karşı halkın direnme bilincini yerleştirmiştir.

      Atatürk'ün milli mücadele fikri etrafında yurttaşlarını birleştirmeyi amaçladığı bu genelgede yer alan içerikleri şu şekilde sıralayabiliriz:

      • İşgallerin protesto edilmesiyle büyük ve heyecanlı direniş mitingleri düzenlenecektir.
      • İstanbul Hükümet'inin askeri ve mülki amirlerine telgraflar çekilecektir.
      • İşgale yönelmeye çalışan büyük devletlerin yöneticilerine uyarı telgrafları çekilecektir.
      • Atatürk'ün İtilaf Devletlerini işgal bahanesi altında tutmak istememesi nedeniyle Hristiyan halkına zarar verilmeyecektir.
      • Millerin geleceğini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.
      • Genelgede yönetim her türlü kontrol ve denetimden uzak kılınacaktır.

      Havza Genelgesi'ni önemli kılan etkenlerden biri olarak da milli mücadele döneminde yayımlanan ilk ulusal genelge olmasını sayabiliriz. Ayrıca genelgeden sonra Mustafa Kemal'in 8 Haziran 1919'da İstanbul Hükümeti Harbiye Nezareti tarafından geri çağrılmasına rağmen emre uymayıp Amasya'ya geçmesi de bu genelgeyi önemli kılan eylemler arasında sayılmaktadır.

      Havza Genelgesi

      Havza Genelgesi'ni önemli kılan bir diğer etken de Kurtuluş Savaşı'nın ilk sinyalini veriyor olmasını sayabiliriz. Zira Atatürk Samsun'a çıktıktan sonra İzmir'in işgal edilmesine özellikle İstanbul yönetiminin sessiz kalması, halkın yapılan işgaller karşısında bastırılarak sessizliğe itilmesi, Atatürk'ü bu başkaldırışa mecbur kılmıştır.

      Milli mücadelenin tam iradeyle halkın damarlarında işlemesini amaçlayan ve bunu direnişlerde yöntem olarak belirleyen Atatürk amacına ulaşmıştır. Başarısını gören, halkı isyana teşvik ettiğini düşünen ve İngilizler'in baskısıyla İstanbul Yönetimi'nin Atatürk'ü görevden alma çabaları başarısız olmuştur.

      Ülkede milli mücadele iradesini canlandırmayı amaçlayan ve başaran Atatürk'ün yayımladığı bu genelgeye diğer ülkelerden de gelen tepkiler elbette olmuştur. Yine de Atatürk mevcut yönetim birimlerini(askeri  ve milli örgütler) dağıtılmayacak, komuta bırakılmayacak ve başkalarına teslim edilmeyecektir.

      Havza Genelgesi'ne gösterilen Tepkiler Ve Sonuçları

      • Özellikle İtilaf Devletlerinin genelgeye olan tepkileri doğrultusunda 67 Türk aydınını tutuklayarak Malta'ya sürgüne göndermeleri de genelgenin olumsuz tepkileri arasında yer almaktadır.
      • Hükümetin ileri gelenlerine protestoların ve halkın gücünün bitmeyeceği mesajını telgraf çeken Atatürk'ü İstanbul Hükümeti geri çağırdığı hâlde kabul etmeyerek cevaben göndermiş olduğu telgrafda "Anadolu'da başlayan ulusal hareketin hiçbir gücün durduramayacağı" mesajını bildirmiştir.
      • Bu genelge doğrultusunda İstanbul Hükümeti 9. Ordunun adını 3. Ordu olarak değiştirmiştir.
      • Kömür ve benzin yetersizliği sebebiyle geri dönemeyeceği bahanesini öne süren Mustafa Kemal oyalama taktiği uygulamıştır. Padişah'ın iradesiyle yönetime atandığını belirten Atatürk çağrılara cevap vermemiş ve sonrasında Amasya'ya geçmiştir.
      • Genelge'nin sonucunda ilk kez İstanbul Yönetimi yok sayılmıştır.
      • Halkın işgallere ve direnişlere karşı sessiz kaldığı bu dönemlerde Atatürk'ün yayımladığı genelgeler ve uyguladığı yöntemlerle, beklenen ve özlenen bir lider konumunda sahneye çıkarak önemli makam ve mevki sahib]]> Gümrü Antlaşması https://www.kurtulussavasi.gen.tr/gumru-antlasmasi.html Tue, 04 Feb 2014 00:40:42 +0000 Gümrü antlaşması, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Kurtuluş Savaşı sırasında uluslararası alanda Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti ile imzalamış olduğu ilk antlaşmadır. 3 Aralık 1920 tarihinde imzalanan antlaşm Gümrü antlaşması, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Kurtuluş Savaşı sırasında uluslararası alanda Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti ile imzalamış olduğu ilk antlaşmadır. 3 Aralık 1920 tarihinde imzalanan antlaşma sayesinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ve Misak-ı Milli'yi ilk tanıyan devlet Ermenistan olmuştur. Antlaşmayla Doğu cephesi kapanmış, buradaki askerler ve silahlar Ankara'ya gönderilmiştir. Aynı zamanda TBMM'nin siyasi ve askeri başarısı olarak kabul edilen bir antlaşmadır. 

        Gümrü antlaşmasını hazırlayan etkenler nedir

        Mondros Ateşkes Antlaşmasının imzalanmasından sonra Osmanlı Devleti Brest Litovsk barış antlaşmasının açık hükümlerine rağmen, Kafkasya cephesinde bulunan birliklerini geriye çekmek zorunda kalmıştı. Ermeniler ise, Bolşevik rejiminden aldıkları destekle 1919 yılında Doğu Anadolu bölgesindeki bazı yerleri işgal altına almıştı. Bu esnada TBMM Bekir Sami Bey başkanlığındaki bir heyeti Moskova'ya göndermişti. Heyet TBMM ve Sovyetler arasında yapılacak antlaşma için, Brest Litovsk antlaşmasına istinaden bazı hususları belirlemiştir. 20 Ağustos 1920 tarihinde iki devlet arasında olumlu görüşmeler başlatılmıştır. Buna rağmen Sovyetler Kafkasya bölgesindeki TBMM hükümetine ait olan bazı bölgelerin Ermenistan'a verilmesini isteyince, antlaşma yapılmaktan vazgeçilmiştir. Bu gelişmelerin sonrasında Doğu Cephesi komutanı Kazım Karabekir Misak-ı Milli sınırlarında olan Kars, Sarıkamış, Ardahan, Batum, Artvin ve Iğdır'ı alarak, Gümrü'yü işgal etmiştir. Bunun üzerine 22 Kasım 1920 tarihinde Gümrü'de barış görüşmeleri başlatılmıştır. TBMM ile Ermenistan arasında imzalanan antlaşma neticesinde, doğuda devam eden harekat sona ermiş oldu.  

        Gümrü Antlaşması

        Gümrü antlaşmasına göre alınan kararlar

        • Kars ve çevresi TBMM'ye geri verilecektir.
        • Ermenistan'ın TBMM aleyhine diğer ülkelerle yaptığı antlaşmalar kaldırılacaktır.
        • Doğu sınırı Aras nehrinden Çıldır gölüne kadar uzanacak şekilde çizilmiştir.
        • TBMM çıkarlarına aykırı olan Sevr antlaşması gibi antlaşmaları Ermenistan'da kabul etmeyecektir.
        • TBMM ve Ermenistan sınırlarında yaşayan iki devletin vatandaşları, herkesle eşit haklara sahip olacaktı.
        • İki devlet arasında en kısa sürede diplomatik ilişkiler başlayacak, iletişim ağları kurulacaktır.
        • TBMM koruyuculuğunda olan Nahçıvan ve İtur kendi kaderlerini tayin edeceklerdir.
        • Ermenistan zor duruma düşer, saldırıya uğrarsa, TBMM askeri yardımda bulunacaktır.
        • Ermenistan'ın silah ithal etmesi yasaklanmıştır.
        • İki devlet birbirine savaş tazminatı ödemek zorunda bırakılmayacaktı.
        • Ermeni ordusunun antlaşmada belirlenen sayıda olması halinde, Türk ordusu Ermeni topraklarını boşaltmayı kabul etmiştir.  

        Antlaşmanın imzalanmasının ardından, Ermenistan Kızıl Ordu'nun işgaline uğramış ve Erivan bölgesinde Sovyet Ermeni Cumhuriyeti kurulmuştur. Yeni hükümetin kurulmasıyla Gümrü antlaşmasının onayı askıya alınmış, dolayısıyla yürürlüğe girmemiştir. Bölgede kazanılan zafer Doğu sınırlarının belirlenmesine katkıda bulunmuştur. 16 Mart 1921 tarihinde Moskova, 13 Ekim 1921 tarihinde ise Kars antlaşması imzalanarak, Türkiye ve Ermenistan sınırları belirlenmiştir. Gümrü antlaşmasının  önemi ise, TBMM hükümetinin imzalamış olduğu ilk antlaşma olmasındandır. 

        ]]>
        2. İnönü Savaşı https://www.kurtulussavasi.gen.tr/2.-inonu-savasi.html Sat, 11 Jan 2014 05:00:28 +0000 2. İnönü Savaşı, 23 Mart 1921'de Yunan hücumuyla başlayan, milli mücadeledeki en kritik savaşlardan biridir. TBMM Hükümetinin geleceği, milli mücadele ruhunun tazelenmesi, İtilaf Devletleri'nin tutumu, vs. birçok açıdan çok önemli
      2. İnönü Savaşı aslında Yunanlıların hırsının ve aceleyle durumu lehlerine çevirme arzularının bir sonucudur. Öncesinde yapılan 1.İnönü Savaşı'nda istedikleri sonucu alamayan Yunanlılar, anlaşma şartlarının görüşüleceği Londra Konferansı toplanmadan önce eski itibarlarını kazanmak ve Anadolu'da askeri açıdan yeniden güçlü duruma geçmek için 23 Mart 1921'de Afyon ve Eskişehir olmak üzere iki cepheden birden saldırıya geçtiler. Böylece tarihe 2.İnönü Savaşı olarak kaydedilen muharebe başladı. Resmi kayıtlara göre Yunanlılar 40.000 cıvarı tüfek, 400'e yakın makineli tüfek, 114 top ve 1200 süvari ile hücuma geçmiştir. Buna karşılık Türk ordusu, 2. İnönü Savaşı'nda 24.000 tüfek, 200 cıvarı makineli tüfek, 4900 süvari ve 150 cıvarı topla savunmasını yapmıştır. O dönemin şartlarını ve tarafların düşüncelerini göz önüne alırsak 2. İnönü Savaşı'nın nedenleri şu şekilde sıralanabilir:

      • 1.İnönü Savaşında istediklerini elde edemeyen Yunanlıların 2. İnönü Savaşında zorbalıkla Türk Hükümetine Sevr Antlaşması'nı kabul ettirmek istemeleri
      • Ciddi boyutta güç toplamaya başlayan düzenli Türk ordusunu daha fazla büyümeden yok etmek istemeleri
      • Yunanlıların Avrupa'nın gözünde yeniden itibar sağlamak istemeleri
      • İç Batı Anadolu bölgesini ele geçirerek Yunanlıların cepheleri arasında kesintisiz bir bağlantı ve ulaşım ağı oluşturmak istemeleri
      2. İnönü Savaşı
      2.İnönü Savaşı'nda Türk ordusunun karargahı Eskişehir'deydi ve ordunun başında Tuğgeneral(Mirliva) İsmet Paşa görevlendirilmişti. Savaşın Eskişehir cephesinde Türk ordusu başarılı olmuş ve Yunanlılar istedikleri sonucu alamamışlardı. Eskişehir'de geri çekilmek zorunda kalan Yunanlılar buna rağmen Afyon cephesinde ilk dört gün epey başarılı olmuşlar ve Ankara Hükümeti için tehlikeli olacak boyutta bölgeler ele geçirmişlerdi. Fakat Afyon cephesindeki Yunan birlikleri de Eskişehir'deki yenilginin haberini alınca tekrar Afyon'un batısına çekilmek zorunda kalmışlar, böylece 2.İnönü Savaşı Türk ordusunun başarılı savunmasıyla sonuçlanmıştır. Eskişehir hattında Türk ordusunun başarılı olmasında etkili olan kişi, sonradan bölgeye gelip yetkiyi devralan, Milli Savunma Bakanı Fevzi Paşa olmuştur. Nüfusu ve içinde bulunduğu şartlardan dolayı kendisinden beklenmeyecek bir hücum emri vererek Yunanlıları gafil avlamış, Türk ordusunun süvari çokluğunu avantaja çevirerek Yunanlıların 2. İnönü Savaşını ağır kayıplarla kaybetmelerini sağlamıştır.

      2. İnönü Savaşının Türkiye, Yunanistan,hatta tüm dünyada etkili olacak dönüm noktaları olmuştur. Bunları sıralarsak:
      • O güne kadar Yunanistan'ın arkasında olan İngiltere tutumunu değiştirmeye başlamış, hemen akabinde İtilaf Devletleri savaşta tarafsız olduklarına dair bir bildiri yayınlamışlardır.
      • Fransa, TBMM hükümetini fiilen tanımıştır ve temsilcileriyle görüşmeye başlamıştır.
      • Yunanistan Kocaeli'den de çekilmek zorunda kalmıştır.
      • Kurulması birçok tartışmaya sebep olan düzenli ordu başarısını ve kalitesini kanıtlamış, ülkede bir ordu ve devlet disiplini oluşmuştur.
      • Halkın TBMM Hükümeti ve ordusuna olan güveni artmış, milli mücadele ruhu pekişmiştir.
      • İtalya Anadolu'dan kademeli olarak çekilmeye başlamıştır.
      • İlk defa batılı olmayan bir millet, sömürgeci Avrupa güçlerine karşı mücadelesinde başarılı olarak, diğer sömürge milletlerine de mücadelelerinde ilham kaynağı olmaya başlamıştır.
      2.İnönü Savaşı'ndan sonra Türk ordusunun adeta talihi dönmüştür. Yunanlıların aşama aşama Batı Anadolu'dan atılmasını, Avrupa ile başarılı görüşmelerin yapılıp bağımsızlığın kazanılmasını sağlayan kilit noktalardan biri 2.İnönü Savaşı olmuştu]]> 2. Balkan Savaşı https://www.kurtulussavasi.gen.tr/2.-balkan-savasi.html Tue, 07 Jan 2014 05:41:34 +0000 2. Balkan Savaşı, Osmanlı Devleti ve Balkan devletleri arasında Balkan toprakları paylaşımı konusunda çıkan anlaşmazlık sebebiyle patlayan, Balkan Savaşları olarak bilinen savaşların ikincisidir. Savaşa Osmanlı Devleti, Sırbistan,
      2. Balkan Savaşı bir bakıma 1. Balkan Savaşı'nın bir sonucudur. Çünkü 1. Balkan Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin yenilmiştir ve genç Balkan devletleri köklü Osmanlı Devleti kadar bir otorite sağlayamamışlardır. Ayrıca ele geçirdikleri toprakların dağıtımı da Balkan Devletlerinin kendi aralarında anlaşmazlığa düşmelerine sebep olmuştur. Bulgaristan'ın savaş sonunda en çok toprak kazanan ülke olması ve Ege kıyılarına kadar ulaşması, başta Yunanistan olmak üzere tüm Balkan devletlerini hoşnutsuzluğa sürüklemiştir. Yunanistan'ın çabalarıyla Bulgaristan'a karşı bir ittifak oluşturan diğer Balkan devletleri (Yunanistan, Romanya, Karadağ, Arnavutluk), Bulgaristan'a savaş açarak 2. Balkan Savaşı'nı başlatmışlardır. Bunlardan ayrı olarak Romanya da Balkanların bu buhranlı ve çalkantılı durumundan faydalanıp karlı çıkabilmek için Bulgaristan'a karşı kurulan ittifağa katılmıştır. Osmanlı Devleti ise 1. Balkan Savaşı'nda kaybettiği toprakları kısmen de olsa geri kazanabileceğini düşünmüş ve Enver Paşa'nın kararı ile o da Bulgaristan'a savaş açmıştır. Bulgaristan'ın zor durumundan faydalanan Osmanlı Devleti; 2. Balkan Savaşı'nda Edirne ve Kırklareliyi geri almıştır. 2. Balkan Savaşı'nın bir diğer ilginç ayrıntısı ise; Edirne ve Kırklareli'nin tek bir çatışmaya dahi girilmeden geri alınmış olmasıdır. 
      2. Balkan Savaşı
      2.Balkan Savaşı sonunda devletler kendi aralarında bazı anlaşmalar imzalamışlardır. Bu anlaşmalardan ilki 10 Ağustos 1913'tür. Bu anlaşma Balkanlardaki toprak kavgasının tatlıya bağlanmasına yeterli olmamış, Bulgaristan'ın genel hakimiyeti devam etmiştir. Daha sonra 20 Eylül 1913'te 2. Balkan Savaşı'nın Osmanlı Devleti ile Bulgaristan arasında imzalanan anlaşması kabul edilmiştir. Bu anlaşma ile Meriç Nehri iki ülke arasında sınır olarak kabul edilmiş; dolayısıyla Edirne, Kırklareli, Dimetoka ve Kırkağaç Osmanlı Devleti'ne kalmıştır. Ayrıca Bulgaristan'da yaşayan Türklerin hakları güvence altına alınmış ve isterlerse Osmanlı Devleti'ne serbestçe göç edebilme hakkı tanınmıştır. Ayrıca bu anlaşma ile bugünkü Türkiye-Bulgaristan sınırı hemen hemen çizilmiştir.

      2. Balkan Savaşı'nın diğer anlaşmalarından biri; Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında imzalanan 14 Kasım 1913 Atina anlaşmasıdır. Bu anlaşma ile Yanya, Girit, Selanik Yunanistana bırakılmış, On İki Ada'nın durumu Avrupalı devletlerin arabuluculuğuna bırakılmış ve Yunanistan'da yaşayan Türklerin aynı şekilde hakları güvence altına alınmıştır. Osmanlı Devleti'nin 2. Balkan Savaşı'nda epey zararlı çıktığı bir anlaşmadır. 

      2. Balkan Savaşı'nın son anlaşması ise Türkiye ile Sırbistan arasında imzalanan 13 Mart 1914 İstanbul Anlaşmasıdır. Osmanlı Devleti ile Sırbistan'ın kara sınırı olmadığı için bu anlaşmada kayda değer pek bir karar yoktur. 

      2.Balkan Savaşı'nın Osmanlı Devletinin, Balkanların, hatta Avrupa'nın gidişatında önemli etkileri olmuştur. 2. Balkan Savaşı'ndan itibaren epey zarara giren Bulgaristan'ın, 1. Dünya Savaşı'na girmesinde aldığı bu yenilgi etkili olmuştur. Aynı şekilde Osmanlı Devleti de savaştan sonra ordunun eksiklerini fark etmiş, Alman işbirliği ile orduyu modernize etmek istemiştir. Böylece Almanlar ile yakınlaşma sağlanmıştır. Daha sonra Almanya 1. Dünya Savaşı'na girdiğindeyse, Osmanlı Devleti'nin de İttifak Devletleri safında savaşa girmesinde bu yakınlık etkili olmuştur. 

      Ayrıca, daha sonraki savaşların ve gelişmelerin yorumlanması açısından önemli bir ayrıntı olarak; Mustafa Kemal Atatürk Edirne'nin geri alındığı]]> 1. Balkan Savaşı https://www.kurtulussavasi.gen.tr/1.-balkan-savasi.html Tue, 31 Dec 2013 03:31:49 +0000 1. Balkan savaşı, 8 Ekim 1912 ile 30 Mayıs 1913 tarihleri arasında Sırbistan, Bulgaristan, Karadağ ve Yunanistan Krallıklarından oluşan Balkan Birliği ile Osmanlı Devleti arasında geçen savaştır. Bu savaşla Balkan 1. Balkan savaşı, 8 Ekim 1912 ile 30 Mayıs 1913 tarihleri arasında Sırbistan, Bulgaristan, Karadağ ve Yunanistan Krallıklarından oluşan Balkan Birliği ile Osmanlı Devleti arasında geçen savaştır. Bu savaşla Balkan ülkeleri Osmanlı Devletinin Balkanlardaki topraklarının çoğunu ele geçirmiştir. Osmanlı Devleti bu savaşla Edirne ve Kırklareli 'ye kadar olan yerleri Balkan devletlerine vermek durumunda kalmıştır.  

      1. Balkan savaşı öncesinde yaşananlar

      Bulgaristan Berlin antlaşmasıyla umduğunu bulamamış, bağımsızlığını elde ettikten sonra Balkanlarda etkili olmaya başlamıştır. Sırbistan'da Bosna-Hersek'in ilhakıyla aynı politikalarla hareket etmeye başlamıştır.1912 yılında ise Rusya, Sırbistan ve Bulgaristan arasında arabuluculuk yapmaya başlamıştır. Yapılan bu ittifaka Karadağ ve Yunanistan'da katılmıştır. Balkan devletleri Makedonya'yı da ele geçirmek maksadıyla 8 Ekim 1912 tarihinde Osmanlı Devletine savaş ilan etmişlerdir.

      1. Balkan savaşının başlaması

      Savaş başladığında Sırplar ve Bulgarlar Makedonya'da, Karadağlılar ve Sırplar Sancak'ta, Bulgar ordularının bir kısmı da Trakya'da konuşlanmıştır. Osmanlı ordusu bu ittifaka karşı dörde bölünmüş ve hazırlıklar tamamlanmıştır. Bulgaristan Balkan ülkeleri arasında en güçlü ve eğitimli orduya sahipti. Kendine hedef olarak Makedonya ve Trakya'yı seçmişlerdi. Ana kuvvetleri Trakya'da teşkilatlanmıştı. Sırbistan Osmanlı Devletinin Vardar ordusunu yenmeyi planlamıştı. Ana kuvvetleri üç ordu halinde Üsküp'e ilerleyip, bir tümenle bağımsız tugay Yeni Pazar sancağında Karadağlılarla birleşerek harekat düzenleyecekti. Yunanistan ise müttefikler arasında en zayıf kara ordusuna sahipti. Fakat deniz gücüne sahip tek ülkeydi. Bu diğer müttefikler için önemli bir unsurdu. Böylece Osmanlılar Anadolu'da bulunan birliklerini Avrupa'ya nakledemeyecekti. Yunanistan zaten bu sebeple ittifak arasına kabul edilmişti. Osmanlı Devleti ise sorunlarla uğraşıyordu. 2. Meşrutiyet'in sonrasındaki siyasi sorunlar devam ediyordu. Ordunun bir bölümü Trablusgarp'ta İtalyanlarla, bir kısmı da Yemen'de isyanı bastırmakla  uğraşıyordu. Anadolu'dan takviye alınmadan Rumeli'de ordu kurmakta çok zordu. Siyasi çekişmelerden ordu içindeki yenilikler yapılmamıştı. Rumeli'de bulunan ikmal yolları sorunluydu. En büyük sorun ise savaş öncesinde ordudaki askerlerin önemli bir kısmının yaş haddinden terhis edilmiş olmasıydı. Böylece tecrübeli askerlerden yoksun bir ordu oluşmuş oldu. Ordularının tamamı eksik sayıyla ve teçhizatla savaşmıştır.

      1. Balkan Savaşı

      1. Balkan savaşı ve Londra Konferansı

      Osmanlı ordusunun durumu Balkanları korumaya yeterli değildi. Bu yüzden Balkan Birliği devletleri bu savaştan zaferlerle ayrılmıştır. Bulgarlar Doğuda Trakya'nın büyük bir kısmını, Yunanlılar Selanik, Serfice, Bozcaada, Sakız, Limni ve Midilli'yi, Sırplar Üsküp, Priştine ve Manastır'ı, Karadağlılar Sırplarla birlikte Arnavutluk'u paylaştılar. Bu ağır yenilginin ardından Osmanlıların barış istemesiyle Londra Konferansı düzenlenmiştir. Bununla Osmanlılar toprakları açısından büyük kayıplar yaşamıştır. Avrupa'da bulunan toprakların %83'ü kaybedilmiştir. Ayrıca Ege adaları, On iki ada ve Girit kaybedilmiştir. Bulgaristan en fazla toprak alan ülke olmuştur. Karadağ ise en az toprak alan ülke olmuştur. Osmanlılar Kırklareli'ne kadar olan tüm topraklarını kaybetmiştir. Buna rağmen ülkelerin bu paylaşımdan memnun olmaması yüzünden 2. Balkan savaşı başlamıştır. 

      ]]>
      Zafer Bayramı https://www.kurtulussavasi.gen.tr/zafer-bayrami.html Wed, 11 Dec 2013 13:11:48 +0000 Zafer Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal bayramıdır ve düşman işgalinden kurtuluşunu simgeler. 1922 senesinde 26 Ağustos'da başlayıp, Mustafa Kemal Atatürk'ün liderliğinde 4 gün sürmüş ve 30 Ağustos tarihinde zafer Zafer Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal bayramıdır ve düşman işgalinden kurtuluşunu simgeler. 1922 senesinde 26 Ağustos'da başlayıp, Mustafa Kemal Atatürk'ün liderliğinde 4 gün sürmüş ve 30 Ağustos tarihinde zaferle sonuçlanmıştır. 30 Ağustos tarihinde düşmanlar henüz Türkiye Cumhuriyeti sınırlarını terk etmemiş olsalar da tam olarak yenilgileri 30 Ağustos'da gerçekleştiği için Zafer Bayramı bu tarihte kutlanmaktadır ve aynı zamanda resmi tatildir.  

      Elde edilen galibiyet Büyük Taarruz olarak bilinen Başkomutanlık Meydan Muharebesi aracılığıyla gerçekleşmiştir ve ülke topraklarını işgal eden düşman birliklerine karşı 26 Ağustos 1922 günü Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki Türk Ordusu taarruza geçmiştir. Taarruz sonucunda kısa bir süre içerisinde düşman mevzileri etkisiz hale getirilmiş, 4 gün süren mücadele sonucunda 30 Ağustos 1922 tarihinde düşman birliklerinin etrafı sarılarak mağlup edilmişlerdir. Yenilgiye uğrayan Yunan birlikleri daha sonra İzmir'e kadar takip edilmiş, 9 Eylül 1922 tarihinde İzmir'in de kurtuluşu ilan edilerek galibiyet sağlanmıştır. 

      Büyük Taarruz, Kütahya, Dumlupınar civarında Türk ve Yunan askerleri arasında yapılmış olup, tam tarih olarak 30 Ağustos'da gerçekleşmiştir. Öncesinde Sakarya Meydan Muharebesi'nin sonucu olarak Yunanlılar İngilizlerden yardım talebinde bulunmuş ancak bu talepleri reddedilmiştir fakat yardım talepleri reddedilmesine rağmen mevcut hükümetin de baskılarıyla Anadolu'da kalmaya devam etmiş, Türkiye topraklarından çekilmemişlerdir. Türkiye, İngiltere ile ortak bir yol bulamayacağını anladığında taarruza geçme kararı almıştır. Daha sonrasında seferberlik ilan edilmiş, eksiklik olduğu düşünülen bölgelere askerler yerleştirilmiştir. Bu esnada Yunan Ordusu da herhangi bir taarruz ihtimaline karşılık Türk Ordusu'na üstünlük sağlayabilmek adına birçok kamyon, uçak ve otomobil tahsis etmiştir ki bu onlara Türk Ordusuna karşı fazlasıyla keşif ve lojistik açısından üstünlük sağlamıştır. Bu şekilde açık arazide karşı tarafa göre çok daha başarılı olabileceklerini, karşı tarafın oluşturabileceği herhangi bir sığınak ya da benzeri bir alanı kolaylıkla teşhis edebileceklerini düşünüyorlardı. 

      Zafer Bayramı
      Mustafa Kemal Atatürk'ün taarruz hazırlıklarını büyük bir gizlilikle yürütmesi düşmanın galibiyet ihtimalini oldukça düşürmüştür. Sonuç olarak Yunan Ordusu teknik üstünlüğüne rağmen yenilmiş ve cephanelerini, silahlarını, savaş malzemelerini, savaşta ölen askerlerini bırakarak bölgeyi terk etmek zorunda kalmıştır. Mustafa Kemal Atatürk bölgeyi gezerken mevcut tablonun insanlık adına büyük bir utanç olduğunu ancak ülke topraklarını savunmak zorunda olduklarını belirtmiştir ve askerlerine düşman işgalinden tamamen kurtulabilmek için Akdeniz'e kadar ilerlemeleri emrini vermiştir. Böylece Büyük Taarruz, Türkiye tarihinde uzun bir aradan sonra alınmış en büyük zaferlerden biri olarak tarihe geçmiş, Kurtuluş Savaşı'nın da netleşerek, kesin bir sonuca ulaşmasına neden olmuştur. 
      ]]>
      Suriye Filistin Cephesi https://www.kurtulussavasi.gen.tr/suriye-filistin-cephesi.html Wed, 11 Dec 2013 13:11:28 +0000 Suriye Filistin cephesi 1917 yılından itibaren faal olarak savunma yapılan bir cephedir. Bu cephe Bağdat’ı geri kazanabilmek amacıyla 7. Ordunun kurulması ile faaliyet kazanmıştır. Suriye Filistin cephesinde İngiliz o Suriye Filistin cephesi 1917 yılından itibaren faal olarak savunma yapılan bir cephedir. Bu cephe Bağdat’ı geri kazanabilmek amacıyla 7. Ordunun kurulması ile faaliyet kazanmıştır. Suriye Filistin cephesinde İngiliz ordularına karşı mücadele verilmiştir. Almanya’nın müttefiki durumunda bulunulması nedeni ile ordunun ihtiyacı olan yardımı sağlamıştır. 6. Ve 7. Ordular bir araya gelerek yıldırım ordularını oluşturmuştur. Suriye Filistin cephesinde kurulan yıldırım ordularının komutanlığına Alman general Falkenhayn getirilmiştir. Ordunun kurulması üzerinden kısa süre geçmiştir 1918 yılında Falkeynhayn’nın yerine general Limon von Sanders getirilmiştir. Yıldırım ordularının bünyesindeki 7. Ordunun komutanı Mustafa Kemal Atatürk idi. Suriye Filistin cephesini koruyan yıldırım ordularını oluşturan asker sayısının çok üzerinde bir asker sayısı olan İngiliz orduları (tahmini olarak 400.000’den fazla askeri bulunuyordu) kendilerine karşı savunma yapan yıldırım ordularını geçerek Suriye içlerine doğru ilerlemeye başladı. Bu taarruzun sonucunda Şam düştü ve düşman eline geçti. Suriye Filistin cephesindeki yıldırım ordularının Halep şehrinde İngiliz ordusuna karşı savunma hattı oluşturulma görevi Mustafa Kemal’e bırakıldı. Suriye Filistin cephesinde kurulan savunma hattında başarılı olup İngiliz ordusunu durdurmayı başardı. Suriye Filistin cephesindeki bu başarıdan sonra Mustafa Kemal Yıldırım ordularının komutanlığına getirildi.

      Suriye Filistin cephesinin açılma nedeni :

      Bu cephe, Süveyş ve Irak savaş bölgelerinde yenilgiye uğrayan Osmanlı ordularını tamamen bölgeden çıkarma amacı ile açılmıştır.

      Osmanlılar’ın içerisinde bulunan Arap kökenli kişileri kışkırtarak bölgeyi kendi kontrolleri altına almak isteyen İngilizler tarafından açılan bir cephedir.

      Suriye Filistin Cephesi

      Suriye Filistin cephesi ne gibi sonuçlara yol açmıştır

      Bu cephede girişim tamamen Alman kontrollü orduda dolayısı ile Osmanlılarda olmasına rağmen Suriye Filistin cephesi  kaybedilmiştir. Çünkü Araplar düşman kuvvetlere yardım etmesiyle İngiliz orduları başarılı olmuştur. Osmanlı ordularının Süveyşte başarısız olup yenilgiye uğramaları üzerine İngiliz orduları hem Aden körfezinden hemde Süveyş bölgesinden Osmanlının içlerine doğru ilerlemeye başlamışlardır. Suriye Filistin cephesi sonrası İngilizler ile ortaklık kurarak “arap ülkelerini kralı” olarak kendini ilan eden Arapların Mekke emiri Hüseyin İbn Ali isyanı sonrası Medine’de olan Osmanlı garnizonları dışındaki tüm Osmanlı garnizonları teslim olmak zorunda kalmışlardır. Suriye Filistin cephesinin sonuçlarından biri ise İngiliz kuvvetlerinin ciddi kayıplar vermelerine rağmen kuzeye doğru ilerlemelerini sürdürmüşlerdir.  1916 yılının sonlarına doğru Suriye Filistin cephesi ile başlayan yenilgiler giderek artmaya başlamıştır. General Allenby tarafından Filistin’in ele geçirilmesi ile beraber artık Suriye Filistin cephesinde verilen mücadeleler iyice etkisiz hale gelmiştir. Suriye Filistin cephesi mücadelesi 30 ekim 1918 tarihinde yenilgiye uğrayan Osmanlının Mondros antlaşmasını imzalamasıyla misak-ı milli’nin Suriye sınırları belirlenmiştir. Suriye Filistin cephesinde en son kazanılan zaferlere meydan olmuştur. Mustafa Kemalin komutasında bulunan 7. Ordunun direnç göstermesi de Mondros ateşkes antlaşmasının imzalanması ile sona ermiştir ve sonu olarak İngilizler Suriye’yi tamamen kontrol altına almışlardır.

      ]]>
      Misaki Milli Nedir https://www.kurtulussavasi.gen.tr/misaki-milli-nedir.html Fri, 06 Dec 2013 08:51:52 +0000 Mısak-ı Milli, Türklerin Kurtuluş Savaşının siyasi manifestosu olan altı maddelik bir bildiri adıdır. İstanbul' da toplanan son Osamanlı Meclisi tarafından bu bildiri 28 Ocak 1920 yılında oybirliği ile kabul edilmiştir ve kabul edild
      Misak-ı Milli' de Alınan Kararlar

      Erzurum ve Sivas civarlarında oluşan kongrelerinde saptanıp ve ardından olgunlaştırılan ilkeler doğrultusunda son Osmanlı Mebusan Meclisi tarafından gizli oturumda oy birliği ile 28 Ocak 1920 tarihinde alınan ve Türkiye' nin kabul edebileceği barış koşullarını açıklayan 6 maddelik bildiridir. Mısak-ı Milli temelinde Ulusal Kurtuluş ve Bağımsızlık savaşlarının bir programı niteliğindedir.Misaki Milli Nedir

      6 Maddeden Oluşan Misak-ı Milli Kararları Özetle Şunlardır :
      • Arap kökenli halkın oturuduğu aynı zaman da Mondros Mütakeresi imzalandığı tarihte yabancı devletlerin işgal ettikleri bölgelerin gelecekleri, halkın serbest ve kendi oyuyla belirlenecektir;  Mütakere sınırları içerisinde Osmanlı - İslam çoğunluğunun çoğunluk olarak yerleşmiş bulunduğu kısımların tümü, gerçekte ya da hükmen hiç bir neden ile birbirinden ayrılmayacak bir bütündürler.
      • İlk serbest bırakıldıkları anda tekrardan kendi istekleri doğrultusunda anavatana katılan Kars, Ardahan ve Batum' da gerekirse tekrardan bir halk oylaması yapılabilecektir.
      • Batı Trakyanın hukuki durumuda, hakın kendi özgürlüğü içinde verecekleri oylarla saptanacaktır.
      • İsstanbul ve Marmara Denizinin her türlü güvenliği, tehlikeden uzak tutulması, Boğazların ise ticaret gemilerine açılması ilgili devletler aralarındaki anlaşma ile sağlanmalıdır.
      • Misak-ı Milli kararları doğrultusunda belirlenen ilkeler çerçevesinde azınlıkların hukuki hakları, komşu ülkelerde yer alan müslümanlarında aynı haklardan yararlanması koşuluyla azınlıklar güvence altında olucaktır.
      • Türkiye' nin siyasal, adli ve mali olarak tam bvağımsızlığı kabul edilecektir ; bu konularda hiç bir kayıt ve kısıtlama getirilmeyecektir.
      ]]>
      Çanakkale Cephesi https://www.kurtulussavasi.gen.tr/canakkale-cephesi.html Tue, 05 Nov 2013 21:03:08 +0000 Çanakkale Cephesi, Ekonomik açıdan büyük sıkıntı çeken Rusya müttefiklerin den yardım istemiştir. İngiltere ve Fransa Rusya ya boğazlar yoluyla  yardım sözü vererek Çanakkale cephesi açılmıştır. Bu cephe ile itilaf Çanakkale Cephesi, Ekonomik açıdan büyük sıkıntı çeken Rusya müttefiklerin den yardım istemiştir. İngiltere ve Fransa Rusya ya boğazlar yoluyla  yardım sözü vererek Çanakkale cephesi açılmıştır. Bu cephe ile itilaf devletleri başarı elde edip Osmanlı devletinin başkentini ele geçirip Süveyş kanalı il Hint deniz yolu üzerindeki Türk baskısını kaldıracak Trakya üzerinden ittifak devletlerine karşı yeni bir cephe açıp Osmanlı devletini barışa mecbur zorlamış olacaklardı.

      İngiliz ve Fransız donanmaları 19 şubat 1915 ten itibaren Çanakkale boğazının iki tarafındaki Türk savunma yerlerini bombalamaya başlamışlardır. Çok şiddetli geçen bu savaş 18 Marta kadar sürmüştür.

      İngilizler ve Fransızlar donanma çıkarma girişiminde başarılı olamadılar ve büyük bir yenilgiye uğradılar. Çanakkale boğazının geçilmeyeceğini anlayan İngilizler 25 nisan 1915 te General Hamilton komutasında Avustralyalı ve Yeni Zelandalı askerlerin de katılımıyla Gelibolu yarım adasına çıkarma yaptılar. Bu bölgede 19. Tümen kumandanı olarak Mustafa Kemal Arıburnu, Anafartalar ve Conkbayırda düşman kuvvetlerinin yenilgiye uğrattı ve Anafartalarda ki üstün başarısından dolayı kendine Anafartalar kahramanı unvanı verildi.

      Çanakkale'nin karadan da geçilemeyeceğini anlayan itilaf devletleri ocak 1916 yılında Geliboluyu boşalttı. Çanakkale savaşı başarılı komutanların sayesinde düşmana Çanakkale'nin geçilemeyeceğini  bütün dünyaya göstermiş olu.

       Çanakkale’nin karadan da geçilemeyeceğini anlayan İtilaf Devletleri, Ocak 1916’da Gelibolu’yu boşaltmak zorunda kaldılar. Çanakkale Savaşları, iyi komutanların yönetimindeki Türk askerlerinin, üstün düşman kuvvetleri tarafından bile yenilemeyeceğini bütün dünyaya göstermiştir.

      Çanakkale Cephesi

      Çanakkale savaşının sonuçları

      Savaşın başından beri tarafsızlığını koruyan Bulgaristan ittifak devletlerinin yanına geçip Almanyanın yardım etmesi gereken adımı atmıştır

      Yunanistan itilaf devletlerine geçmemişken yaklaşan Bulgaristan tehlikesi yüzünden müttefiklerine Selanik'i üs olarak verdi ve kurtuluş savaşına giden yolda bir ortaklık başlatmış oldu

      9 ekim de Almanya ve Avusturya orduları kuzeyden, Bulgar orduları ise doğudan girip Belgradı almışlardır

      Askeri mühimmat yardımı alamayan Rusya da çarlık rejimi ve Bolşevik devrimi yıkılıp Rusya Batı Avrupa dan tamamen uzaklaşmıştır.

      Bolşevik devrimi ile Rusya savaştan çekilince Osmanlı devleti Rus işgali altındaki topraklarını kurtarmıştır.

      Amerika Rusya'nın savaştan çekilmesiyle yeni Rus rejimi tehlikesine karşı Batı Avrupa ile hem ilgilenmek hemde destek olmak zorunda kalmıştır.

      Savaş sonrası İngiltere de büyük bir işsizlik meydana gelmiştir

      Çanakkale savaşı Osmanlı devletinin 30 yıl gerilemesine sebep olmuştur.

      Osmanlı devleti yerli sanayi ve tarıma ağırlık vermiştir. Ulusal ekonomi bakanlığı adını "Milli vekaleti" olarak değiştirmiştir. Milliyetçi yasalar çıkarılmıştır.

      Çanakkale savaşlarında toplam 500 bin insan ölmüş , 1. Ve 2. Dünya savaşlarının 2 yıl uzamasında etkili olmuştur.

      Osmanlı devletinin başarılı olduğu tek cephe Çanakkale cephesidir.

      Mustafa Kemal Çanakkale savaşıyla tüm dünyaya adını duyurmuştur.

      Morali bozulan ve sürekli yenilgiye uğrayan Osmanlı devleti Çanakkale savaşıyla milli bir ruha bürünmüştür.

      Çanakkale savaşından 100 binden fazla okumuş askerleri kaybettik ve Osmanlı uzun senelerce bu okumuş askerlerin yokluğunu çekmiştir. Mustafa Kemal bu sözüyle bunu çok güzel özetlemiştir. “Biz Çanakkale’de bir Dar-ül fünun (Üniversite) gömdük."

      ]]>
      Batı Cephesi https://www.kurtulussavasi.gen.tr/bati-cephesi.html Tue, 05 Nov 2013 18:07:14 +0000 Birinci Dünya savaşının sonunda Osmanlı devleti Mondros ateşkes antlaşmasını imzalayarak savaştan yenik ayrılmıştı. Mondros ateşkes antlaşmasının maddeleri gereğince Türk ordusunun silah ve cephanesi elinden alınacak, t Birinci Dünya savaşının sonunda Osmanlı devleti Mondros ateşkes antlaşmasını imzalayarak savaştan yenik ayrılmıştı. Mondros ateşkes antlaşmasının maddeleri gereğince Türk ordusunun silah ve cephanesi elinden alınacak, tüm askeri personeli 50.000 ile sınırlandırılacak. Bu durum karşısından Osmanlı Genelkurmay Başkanı ordunun yeniden düzenlenmesi gerektiğini söyledi ve 9 kolordu ve 20 tümen halinde örgütlenmeyi kabul ettirdi.16 Mart 1920’de İstanbul resmen işgal edildi ve Ankara da Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılması ve Osmanlı devletinin genel kurmayın kurduğu kolordu ve tümenin önemi kalmamıştır.

      Yunanlılar Ege de ilerlemeye başlayınca  bazı askeri birliklerden karşılık geldi. Yunanlılar karşısında 17. kolordunun 56. Tümeni hiç karşı koymadı.bir kısmı Yunanlılar tarafından esir alınmış bir kısmı ise terhis edilerek bırakılmıştır. Yunan ordusuna karşı Kuvayi Milliye harekatı kurulmuştur. Kuvayi Milliye harekatı zayıf askeri birliklerden oluşmaktadır. Kuvayi Milliye ruhu belli bir süre sonra yayılmaya başladı ve halk hep birlikte savaşmaya karar verdi. Müdafaa-i hukuk örgütleri Kuvayi Milliye ye asker ve para sağlama işini üstlendiler. Böylece Ayvalık, Salihli, Denizliye kadar yunanlılara karşı Kuvayi Milliye cephesi  kuruldu.

      Mustafa Kemal o sırada Havzada idi ve Kuvayi Milliye ile ilgilenerek birliklere gönderdiği emirlerde her işgal eylemine karşı halkın silahlandırılarak karşı konulmasını bildirmişti. Kuvayi Miliyenin büyük bir kısmını efeler ve Ethem'in emrindeki askerler oluşturuyordu.

      Batı Cephesi

      Mustafa Kemal Sivas kongresinde Kuvayi Milliye'nin örgütlenmesi gerektiğini söylemiş ve 9 eylül 1919 da Ali Fuat Paşaya "Batı Anadolu Genel Kuvayi Milliye Komutanlığı" görevini vermiştir. Ali Fuat Paşa başarılı olamadığı için 23 ekimde Albay Refet bey gönderildi ve bir rapor hazırlayarak uzun süre batı Anadolu cephesinin komuta altına alınamayacağını bildirdi ve batı cephesi albay refet bey komutasına verildi.

      22 haziran 1920 de yunanlıların saldırısı üzerine Balıkesir ve Bursa düştü. Türkiye büyük millet meclisin de büyük tepkiler oluştu ve komutanların cezalandırılması istendi. Mustafa Kemal komutanlar yüzünden değil asker,silah ve mühimmat olmadığı için düştüğünü söylemiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi gerçek bir ordunun kurulması ve Kuvayi Milliye'nin düzenli ordu haline dönüştürülmesini söyledi. Meclisin kararı ile düzenli ordu kuruldu. Fakat batı cephesinde düzenli ordunun kurulmasını engelleyen 2 sebep vardı. 1. Firar olayları 2. Kuvayi Milliye örgütleri ve Ethem'in kuvvetleriydi. 1. Dünya savaşında 300.bin civarında asker kaçmıştır. Savaşın doğurdu ekonomik çöküntü, bunalım, açlık ve sefalet savaş başlamasında engelleyici bir durumdu. Asker kaçakları olduğu için düzenli ordu kurulmakta güçlük çekti ve firariler hakkından kanunun kabulüyle İstiklal Mahkemeleri kuruldu.

      Batı cephesi sonuçları

      TBMM hükümeti varlığını tüm Avrupa devletlerine resmen kabul ettirdi ve saygınlığı arttı

      Avrupa ülkelerinde İngiliz ve Yunan politikasına karşı güvensizlik ve muhalefet başladı.

      Ordunun kendine güveni geldi

      Fransızlar Zonguldak tan, İtalyanlar Güney Anadolu dan çekildiler

      2. İnönü muharebesinin kazanılmasından sonra Sovyet Rusya ve Afganistan gibi dost devletlerde büyük bir memnuniyet duymuş ve Ankara Hükümetine bildirilmiştir.

      ]]>
      Ermeni Sorunu https://www.kurtulussavasi.gen.tr/ermeni-sorunu.html Sat, 02 Nov 2013 11:30:00 +0000 Günümüzde içinden çıkılması güç bir durum haline gelmiş olan bir sorundur. Ermeni Sorunu. Tıpkı geçmişte Osmanlı’ya yapıldığı gibi günümüzde de Türkiye üzerine oynanan bir oyundur. Dünya üzerind Ermeni Sorunu. Tıpkı geçmişte Osmanlı’ya yapıldığı gibi günümüzde de Türkiye üzerine oynanan bir oyundur.

      Dünya üzerinde, Asya ve Avrupa kıtalarını birleştirmesi münasebetiyle, çok zengin yer altı kaynaklarının olması sebebiyle ve dünyanın sayılı turizm merkezlerinin bulunması sebebiyle birçok asalak geçinen ülkenin gözü üstünde olan bir ülkedir Türkiye. Üç kıtaya yayıldığı dönemde fethettiği ülkelere hoşgörü ve insanlığı götüren Osmanlı’ya devşirme olarak giren Ermeniler hanedan da vezirliğe kadar yükselmişler, memleket idaresinde söz sahibi olmuşlardır. Tamamı Türk ismiyle anılır olmuş, Türklerden fazla Türk olmuşlardır. 

      Kısaca asırladır Ermeniler ve Türkler bu topraklarda kardeşçe yaşamışlardır. Fakat başta söylediğimiz gibi; Osmanlıyı yaptığı savaşlarda yenemeyen dış mihraklar, ülkeyi işgal etmiş, kendi arasında paylaşmış, fakat yapılan istiklal savaşı neticesinde, bozguna uğrayarak terk bu toprakları terk etmek zorunda kalmıştır. Ama faşizan duygularından vazgeçmeyerek, Türkiye topraklarından almak istedikleri payın hesabını yapmaya devam etmişlerdir. 

      Sırf bu sebepten dolayı Ermeni halkıyla Türk halkını yaptıkları entrikalarla birbirine düşürmeyi başarmışlardır. Daha kısa bir zaman öncesine kadar sofrasını paylaştığı komşusuna düşmanlık besler hale getirmişlerdir. Tabi bu konuda Ermeni insanının şiddete yatkın tavrı da tetikleyici olmuştur. Dış güçler tarafından; sizin hakkınız özgürlük, siz başka bir milletsiniz, Türkler sizi sömürüyor, propagandalarına kanan, adına; “Komitacılar” denilen bir grup 

      Ermeni Sorunu

      1. Dünya savaşı sırasında, Türk askeri cephede çarpışırken, yerleşim yerlerini işgal edip, kadın çocuk demeden katletmeye başlamışlardır. 

      Devlet tarafından bu olayları bastırma hareketleri provoke edilip;” Soykırım” olarak adlandırılmıştır. Bu durum daha sonraki yıllarda tırmanış gösterip, Türkiye’nin 70’li yıllarda yaşadığı buhranı fırsat bilip Avrupa’da bir takım faaliyetler gösterip ‘Asala Militanlarınca” Büyük Elçi ve Ataşelere suikastlar düzenlemişlerdir. Bu durum diplomatik kanallarca yapılan girişimler sonucu bastırılmıştır. Fakat 80’li yılarda kurulan PKK terör örgütü ekmeklerine yağ sürmüş ve örgüte açık destek vermişlerdir. Öldürülen birçok teröristin üzerinden Ermenistan kimliği çıktığı bilinmektedir.

      Bütün bu yaşanan olayların sebebi; Türkiye’den pay koparmaya çalışan dış güçlerin işidir. Fakat Ermenilerin çıkarları da yabana atılmamalıdır. Dünya üzerinde ülkelerin meclislerinden Türklerin Ermenilere soykırım uyguladığına dair kararlar geçirtmeye çalışmaktadırlar. Dünya ülkelerinin yarısından fazlası tarafından soykırım olmuştur şeklinde bir karar alınırsa, büyük paralar kazanacaklardır. Bugüne kadar bu teklif 20 ülkede ve Amerika’da 41 eyalette kabul edilmiştir.

      ]]>
      Balkan Savaşları https://www.kurtulussavasi.gen.tr/balkan-savaslari.html Tue, 29 Oct 2013 02:45:52 +0000 Balkan savaşlarıBirinci Balkan Savaşı (1912)Birinci balkan savaşının nedenleriTopraklarını büyütme hesapları yapan Balkan devletleri ( Balkan savaşları

    Birinci Balkan Savaşı (1912)

    Birinci balkan savaşının nedenleri

    Topraklarını büyütme hesapları yapan Balkan devletleri (Bulgaristan,Yunanistan,Sırbistanve Karadağ) Trablusgarp savaşını fırsat bilerek aralarında anlaşama yaparak Osmanlı devletine savaş açmaya karar vermişlerdir. Osmanlı devleti zaten bir çok bölgede savaşırken Balkan savaşı Osmanlı devletinin çökmesine yol açmış olup, Balkan devletleri de bundan fırsat bularak savaşı başlatmış ve Osmanlı devleti bu savaştan yenik ayrılmıştır.

    Birinci Balkan Savaşı’nın Nedenleri:

    Fransız ihtilalinden sonra yayılan ve tüm ülkeyi etkisi altına alan milliyetçilik akımının Balkan devletleri üzerindeki etkisi

    Rusya’nın savaşı kazanmak için yanına çektiği Slav milletinin fazla toprak kazanacağı düşüncesi Balkan devletlerini savaşa sokmuştur

    Osmanlı devletinin Almanya’ya duyduğu hayranlık ve Almanya’nın yanında savaşa girerse kaybettiği toprakları geri alacağı ümidi İngiltere’yi Reval görüşmeleri sonrasında Rusyayı balkanlarda serbest bırakması Balkanların topraklarını kaybetme korkusu yaşatmıştır

    Avrupa devletlerinin balkan devletlerini Osmanlının savaştan çok toprak parçası alacağını söylemeleri balkan devletlerini Osmanlı devletine karşı kışkırtmıştır

    Osmanlı devleti savaşlardan yenik, yorgun ve bitkin ayrıldığı için balkan devletlerin savaşı kolay kazanacağına inanmış olması

    Balkan SavaşlarıOsmanlı devletinde ki  bazı  yöneticilerin Balkan devletleriyle birleşmesi de savaşı başlatmalarına sebep olmuştur.

    Bu nedenler sonucun da  Osmanlı devleti ile Balkan devletleri arasında Londra Barış Antlaşması imzanlanmıştır. ( 30 mayıs 1913) antlaşmanın maddeleri şöyledir ;

    • Trakya da Osmanlı Bulgaristan sınırı Midye-Enez olmuştur
    • Trakya ve Edirne Bulgaristana , Güney Makedonya ,Selanik ve Girit  Yunanistana ,Silistre Romanya’ya, Kuzey ve Orta Makedonya  ise Sırbistana verilmiştir
    • Arnavutluk devletinin bağımsızlığı kabul edilmiştir.
    Birinci Balkan Savaşı’nın sonuçları
    • Balkanlarda ki ve Ege denizinde ki Osmanlı hakimiyeti son bulmuştur
    • İmzalanan Londra antlaşması ile Bulgaristan Ege denizin de kıyı sahibi olmuştur
    • Osmanlı devletinin balkan devletleriyle imzaladığı Londra antlaşmasından dolayı sadece  Bulgaristan ile sınır komşuluğu kalmıştır.
    Birinci Balkan Savaşı’nın kaybedilmesinin nedenleri

    • Osmanlı devleti savaşlardan yenik ve bitkin bir halde çıktığı için sanayi alanında ilerleme kaydedememiştir.
    • Osmanlı devletinin ordusunun sayısı savaşlarda yeterli olmamıştır.
    • Osmanlı devleti  dört cephede savaşmak zorunda kaldığı için mühimmat ve askerlerini kaybetmiştir
    • En önemli sebep ise orduda görev yapan 65.000 askerin gençleştirme politikası adı altında terhis ettirilmesi
    İkinci Balkan Savaşı (1913)

    İkinci Balkan Savaşı’nın Nedenleri

    Osmanlı devleti savaştan yorgun ve bitkini çıktığı için otoritesini kaybetmiştir ve balkan devletlerine bir fırsat sunmuştur. Osmanlı devletinin kalan topraklarını balkan devletleri kendi aralarında paylaşamamış olması tekrar toprak kazanma hevesiyle savaşın başlamasına neden olmuştur

    1.balkan savaşı sonrasında Osmanlı devletinden kazandıkları toprakların büyük bir kısmını alan Bulgaristana karşı aralarında ittifak yapan Yunanistan Romanya Sırbistan ve Karadağ Bulgaristana saldırmıştır. Bu saldırıyı fırsat bilen Osmanlı devleti kaybettikleri toprakları geri almak için Bulgarista]]> Kurtuluş Savaşı Nedenleri https://www.kurtulussavasi.gen.tr/kurtulus-savasi-nedenleri.html Thu, 20 Dec 2012 03:19:56 +0000 Kurtuluş savaşı bir işgale uğramış yurt topraklarını savunma ve işgal kuvvetlerine karşı verilen mücadelenin ifade edilmesidir. Kısacası Kurtuluş savaşı'nın temel nedeni yada gerekçesi İşgal edilen ve düşman elinde olan top Kurtuluş savaşı bir işgale uğramış yurt topraklarını savunma ve işgal kuvvetlerine karşı verilen mücadelenin ifade edilmesidir. Kısacası Kurtuluş savaşı'nın temel nedeni yada gerekçesi İşgal edilen ve düşman elinde olan toprakların tekrar kazanılmasıdır. Ayrıntılı olarak Kurtuluş savaşı'nın yada mücadele edilmesinin nedenleri Amasya genelgesi ile Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları tarafından kaleme alınmış ve resmen 22 Haziran 1919 tarihinde gerekli kişi ve kurumlara duyurulmuştur.

    Amasya genelgesinde Kurtuluş savaşı'nın nedenleri (Gerekçeler) şöyledir:

    1. Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir. (Gerekçe)

    2. İstanbul Hükümeti, üzerine düşen görevi yerine getirememektedir. Bu durum milletimizi yok durumuna düşürmektedir.

    Kurtuluş Savaşı Nedenleri

    3. Milletin geleceğini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. (Amaç ve yöntem)

    4. Her türlü etki ve denetimden uzak bir kurul oluşturulmalıdır. (Temsil Kurulu)

    5. Anadolu’nun en güvenilir yeri olan Sivas’ta milli bir kongre düzenlenmeli, bunun için de her bölgeden üç delege Sivas’ta olacak şekilde yola çıkmalıdır.

    6. Delegelerin seçimlerini Redd-i İlhak, Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri ve belediyeler yapacaktır.

    7. Doğu illeri için 10 Temmuz’da Erzurum’da bir kongre toplanacaktır.

    8. Mevcut askeri ve milli örgütler kesinlikle dağıtılmayacak, komuta bırakılmayacak ve başkalarına teslim edilmeyecek.

    9. Bu genelge sır olarak tutulmalı ve delegeler kimliklerini gizli tutarak seyahat etmelidirler.

    ]]>
    Lozan Barış Antlaşması https://www.kurtulussavasi.gen.tr/lozan-baris-antlasmasi.html Sun, 08 Dec 2013 19:06:31 +0000 Lozan Barış Antlaşması sekiz ay süren konferanslar sonunda 24 Temmuz 1923 te TBMM temsilcileri ile Fransa, Japonya, İngiltere, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Belçika, Portekiz, Yugoslavya ve S.S.C.B. temsilcileriyle imza Lozan Barış Antlaşması sekiz ay süren konferanslar sonunda 24 Temmuz 1923 te TBMM temsilcileri ile Fransa, Japonya, İngiltere, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Belçika, Portekiz, Yugoslavya ve S.S.C.B. temsilcileriyle imzalanmış olan bir barış antlaşmasıdır. Konferans döneminde yapılan görüşmeler, Türk halkının kayıtsız ve şartsız bağımsızlığını elde etmesi adına oldukça sert ve uzun bir dönemden geçmiştir. Yapılan görüşmelerde ülkemizin temsilcisi İsmet Paşa olmuştur.

    1920 yılında 1.Dünya Savaşından galip çıkan ülkelerle, mağlup olan ülkelerin antlaşmaları tamamlanmış, geriye sadece Osmanlı İmparatorluğu kalmıştır. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sadrazam Damat Ferit Paşa ve yanındaki kişilerle imzalanan Sevr Antlaşmasıyla,  bunu tamamladıklarını düşünen İtilaf devletleri, bu antlaşmanın TBMM tarafından tanınmaması sebebiyle 28 Ekim 1922 tarihinde TBMM Hükümetini Lozan'daki barış görüşmelerine davet etmişlerdir. TBMM hükümeti Misak-ı Milliyi gerçekleştirmek, ülkede Ermeni devleti kurulmasının önüne geçmek, kapitülasyonlara son vermek, Yunanistan ile olan sorunları çözmek ve bu konularda anlaşma sağlanamaması durumunda görüşmeleri bitirme kararı alarak konferansa katılmıştır.

    Lozan Barış Antlaşması

    Lozan Barış Antlaşmasının önemi nedir

    Yapılan konferans sonunda 1. Dünya Savaş'ından galip çıkan devletlerle geçmişe dayanan siyasi ve hukuki sorunlar giderilmiş, Yunanistan ile hesaplaşılmış ve barı antlaşması imzalanmıştır. 20 Kasım 1922 tarihinde başlayan barış konferansı, tarafsız olan İsviçre Konfederasyon Bakanı Habb'ın konuşmasıyla açılmıştır. Lozan şehrindeki Mont Benon Gazinosunda yapılan konferansta, İsmet Paşa'nın istiklal ve hakimiyet  adına söylediği ''Bütün medeni milletler gibi hürriyet ve istiklal istiyoruz.'' sözleri damga vurmuştur. 4 Şubat tarihinde anlaşmazlık yüzünden kesilen konferansa, 23 Nisan tarihinde yeniden başlanarak, 24 Temmuz 1923 tarihinde sonuç alınarak barış antlaşması imzalanmıştır. Lozan Üniversitesinde imzalanan belgeler Barış Antlaşması metni, 16 tane sözleşme, beyanname, protokol ve nihai senetten oluşur. Bu antlaşmayla Türkiye ve batılı ülkelerin hukuki, siyasi, sosyal ve iktisadi ilişkileri baştan düzenlenerek, uygulamaya konmuştur. Antlaşmanın başına tüm devletlerin egemenliğine ve bağımsızlığına saygı gösterilmesi ilkesi konulmuştur. Bu ülkemizin 1. Dünya Savaşından galip çıkan ülkelerle Lozan'da eşit şartlar altında siyasi bir mücadele verdiğini anlatmaktadır. Antlaşma önsöz ile 5 bölümü içeren 143 maddeden oluşmaktadır. 6 Ağustos 1924 tarihinde antlaşma yürürlüğe girmiştir.

    Lozan Barış Antlaşmasının lehimize olan hükümleri nelerdir

    • Uygulanan kapitülasyonlar kaldırılarak, ekonomik yönden kazanılacak bağımsızlığın önü açılmıştır.
    • Türkiye 1. Dünya Savaşı sonunda diğer ülkelere savaş tazminatı ödemek zorunda kalmamıştır. Yunanistan'dan ise verdiği zarar karşılığında Karaağaç'ı ve Bosnaköy'ü almıştır.
    • Azınlıklar ilgili herhangi bir ödün verilmemiştir. Ülkemizdeki tüm azınlıkların Türk uyruğuna tabi olduğu kabul edilmiştir.
    • İtilaf devletlerinin İstanbul'u boşaltması sağlanmıştır.
    • Antlaşmada aleyhimize olmasına rağmen, 1936 yılında boğazlar, 1939 yılında Hatay sorunu Misak-ı Milli çerçevesinde çözümlenmiştir.

    Lozan Barış Antlaşmasının aleyhimize olan hükümleri nelerdir

    • Batı Trakya bölgesi Yunanistan'a bırakılmıştır.
    • Gökçeada ve Bozcaada Türkiye'ye, diğerleri İtalya'ya bırakılmıştır. Verilen on iki ada daha sonra geriye alınamamıştır.
    • Osmanlı İmparatorluğunun borçları ayrılan devletlere paylaştırılarak, Türkiye Cumhuriyetine de borç yüklenmiştir. 
    • Musul sorunu çözülemeyerek, Irak sınırı belirlenememiştir.
    • Patrikhanenin siyasi yetkileri alınarak, İstanbul'da kalmasına karar verilmiştir.
    ]]>
    Mudanya Ateşkes Antlaşması https://www.kurtulussavasi.gen.tr/mudanya-ateskes-antlasmasi.html Thu, 28 Nov 2013 06:41:21 +0000 Mudanya Ateşkes Antlaşması ya da Mudanya Mütarekesi, Kurtuluş Savaşı’nın sonunda imzalanan ateşkes antlaşmasıdır. Büyük Taarruz ’un zaferle sona ermesinin ardından İtilaf devletleri TBMM’ye mütareke çağrı Mudanya Ateşkes Antlaşması ya da Mudanya Mütarekesi, Kurtuluş Savaşı’nın sonunda imzalanan ateşkes antlaşmasıdır.

    Büyük Taarruz ’un zaferle sona ermesinin ardından İtilaf devletleri TBMM’ye mütareke çağrısında bulunmuşlardır. Bunun üzerine görüşmeler 3 Ekim 1922’de Mudanya’da başladı.

    Görüşmelerde TBMM hükümetini İsmet Paşa temsil etti. Fevzi Paşa ve Refet Paşa da görüşmeler boyunca Mudanya’da bulundular.

    Gergin anların yaşandığı, hatta görüşmelerin kopma noktasına geldiği mütareke görüşmeleri 11 Ekim 1922 tarihinde uzlaşmayla sonuçlandı.

    Mudanya Ateşkes Antlaşması

    Mudanya Ateşkes Antlaşması 14 maddeden oluşmaktadır. Antlaşmanın en önemli hükümleri şunlardır:

    • 14-15 Ekim gecesinden başlayarak Türk ve Yunan kuvvetleri arasındaki silahlı çatışmalar tamamen durdurulacaktır.
    • Yunanlılar Doğu Trakya’yı Meriç nehrinin sol kıyısına kadar 15 gün içinde boşaltacak ve bir ay sonra bu bölge tamamen Türk memurlara teslim edilecektir.
    • Barış yapılıncaya kadar her türlü karışıklığın önlenmesi için Meriç’in sağ kıyısında İtilaf Devletleri’nin askerleri bulunacaktır.
    • Barış anlaşması imzalanıncaya kadar Türk ordusu Çanakkale ve Kocaeli yarımadasında belirtilen çizgide duracak, Doğu Trakya’ya asker geçirmeyecektir.
    • Barışın sağlanmasına kadar TBMM Hükümeti 8000’i aşmayacak şekilde jandarma erlerini Doğu Trakya’da tutabilecektir.
    • Boğazlar ve İstanbul TBMM Hükümeti’nin yönetimine bırakılacaktır.
    • Anlaşma Devletleri barış anlaşması imzalanıncaya kadar İstanbul’da kalacaktır.

    Yunan hükümeti mütarekeyi kabul etmek istemedi ve antlaşmadan kaçıncı fakat İngiltere, Fransa ve İtalya’dan beklediği desteği bulamayınca antlaşmayı 14 Ekim’de imzalamak zorunda kaldı.

    Refet Paşa, Doğu Trakya’nın teslim alınması ve Doğu Trakya’da bir Türk yönetiminin kurulması için TBMM tarafından görevlendirildi. 19 Ekim 1922’de TBMM temsilcisi olarak İstanbul’a gelen Refet Paşa halkın büyük ilgisi ve sevgi gösterileriyle karşılaşmıştır.

    Mudanya Mütarekesi’nde Türk tarafının lehine sonuçlanan gelişmeler Türk-Yunan çatışmalarının sona ermesi ve Doğu Trakya bölgesinin kurtarılmasıdır fakat TBMM hükümeti, İstanbul ve Boğazlar üzerinde istediği hâkimiyeti kuramamıştır. Boğazlar üzerindeki gerekli kontrolün sağlanamayışı ve dolayısıyla Doğu Trakya’ya ordu geçirilemeyişi Mudanya’dan sonra yapılacak olan barış konferansı sürecinde Türk hükümetinin elini daraltmış, pazarlık gücünü sınırlamıştır. Bu noktada, Türk milleti adına birçok önemli kazanç sağladığımız Mudanya Ateşkes Antlaşması’nda elimizi zayıflatan durumların da olduğunu söyleyebiliriz.

    İngiltere’yi TBMM hükümeti karşısında ateşkese zorlayan etkenlerin başlıcaları,  desteklenen Yunan ordusunun Türk ordusu karşısında ağır bir yenilgi alması, müttefiklerinin Anadolu’yu işgalden vazgeçmesi, İngiliz ordusunun savaşa katılmak istemesi, İngiltere’nin iç işlerindeki çalkantılı dönem ve bunun sonucu olarak halkın savaşa karşı olması, Mustafa Kemal’in dünya kamuoyunu Türkler lehine etkilemesi şeklinde sıralanabilir

    ]]>
    Büyük Taaruz https://www.kurtulussavasi.gen.tr/buyuk-taaruz.html Mon, 02 Dec 2013 07:26:32 +0000 Büyük Taarruz: Kurtuluş Savaşı sırasında Yunan ordularına karşı başlatılan, 26 Ağustos 1922 ile 18 Eylül 1922 tarihleri arsında süren bir bağımsızlık hareketidir. Atatürk tarafından yurt çap Büyük Taarruz: Kurtuluş Savaşı sırasında Yunan ordularına karşı başlatılan, 26 Ağustos 1922 ile 18 Eylül 1922 tarihleri arsında süren bir bağımsızlık hareketidir. 

    Atatürk tarafından yurt çapında organize edilip, düzenli bir ordu haline getirilen güçler, İşgalci diğer ülkelere karşı etkili bir mücadele sergilemiş ve bu güçler bir şekilde ülkeyi terk etmişlerdir. Fakat işgal ettiği topraklarda bağımsız Rum devleti kurma hayali güden Yunanlılar terk etmemekte ısrar etmiş ve İzmir'i kuracakları devletin başkenti olarak ilan etmişlerdir. Bunun üzerine, Atatürk büyük bir risk alarak orduya Yunanlıların üzerine hareket emri verdi. Eğer Türk ordusu kaybederse Sevr Antlaşması hükümleri gereği Yunanlılar topraklarımıza ebediyen sahip olacaklar ve ideallerini gerçekleştirmiş olacaklardı. Bu sebeple sonucun mutlak galibiyet olması gerekti. İlk olarak Ankara'ya doğru hareket etmekte olan Yunan ordusunun önünün kesilmesi gerekmekte idi. İki ordu 23 Ağustos 1921 tarihinde Sakarya Nehrinin doğusunda karşı karşıya geldi.

    Büyük Taaruz

    Türk ordusu Eskişehir ve Kütahya muharebelerinden yeni çıkmış yorgun ve donanımsız bir ordu olarak güç bakımından Yunan ordusunun çok gerisinde idi. Bunun bilincinde olan Atatürk  Askerine; Hattı Müdafaa yoktur. Sathı Müdafaa vardır. O satıh da bütün vatandır. Bu vatanın her toprağı kanla sulanmadıkça terk edilemez. Emrini vererek herkesin kanının son damlasına kadar vatanı savunması gerektiği mesajını yaymıştır.  Bu moralle Fevzi Çakmak Paşanın komutasındaki ordu 20 gün süren savaşın ardından 5700'ü şehit olmak üzere yaklaşık 40000 kişi zayiat vermesine rağmen Yunanlıları geri püskürtmeyi başarmıştır. Bu savaşın ardından Mustafa Kemal Paşa Mareşal ve Gazi unvanı aldı.  Yunanlıları geri kaçırmayı başaran orduda takip edecek güç kalmamıştı. Bunun üzerine halktan son bir özveri istendi. Son bir atımlık güçleri kalmıştı. Türk halkı bütün varını ortaya koydu. 200.bin Yunan askerine karşı toplam 185 kişilik bir ordu toplandı. Geriye kalan subaylarca hızlı bir eğitimin ardından, hızla Yunanın peşine düşüldü. 26 Ağustos 1922 akşamı Mustafa Kemal yanında Fevzi Çakmak ve İsmet İnönü paşalarla beraber, Afyon Kocatepe'de ki yerini aldı ve sabah ezan sesiyle taarruz emrini verdi. 30 Ağustos 1922 tarihine kadar 4 gün süren çetin bir savaş yapıldı. Bu safhaya " Başkomutanlık Meydan Muharebesi" adı verildi. Savaşın sonunda Türk ordusu büyük bir zafer kazandı. Mustafa Kemal ve fikir arkadaşları; ordunun İzmir'e doğru kaçan Yunan asker kalıntılarının peşine düşerek tamamen ortadan kaldırılması gerektiği kararı aldılar. Mustafa Kemal'in tarihi sözü olan;" Ordular İlk Hedefiniz Akdenizdir İleri" ile ordu Yunan askerinin peşine düştü. 1 Eylül 1922 tarihinde başlayan büyük takip, 18 Eylül 1922 tarihinde Yunan askerinin Balıkesir- Erdek  limanından ülkeyi tamamen terk etmesi ile son buldu. Türk ordusu İzmir valiliği binasına tekrar Türk Bayrağını çekti.

    Bu zafer Türk ordusunun isimsiz kahramanları tarafından 15 gün gibi bir zamanda 450 kilo metre yolu yaya yürüyerek kazanılmış bir zaferdir. Atatürk'ün büyük zafer için dediği gibi; unutulmamalıdır ki genç Türkiye Cumhuriyetin temelleri burada atıldı. Ebedi hayatı burada taçlandırıldı. Bu sahada akan Türk kanları, bu semada uçan şehit ruhları devletimiz ve cumhuriyetimizin Ebedi muhafızlarıdır. Ruhları Şad Olsun. 
    ]]>
    Sakarya Meydan Muharebesi https://www.kurtulussavasi.gen.tr/sakarya-meydan-muharebesi.html Thu, 20 Dec 2012 03:14:06 +0000 23 Ağustos – 12 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan. Türk milleti için bir ölüm kalım savaşı olan Sakarya Meydan Muharebesi; Kurtuluş Savaşı içinde kader tayin edici olmuştur. Bu savaştan önce Yunanlıların başlıc 23 Ağustos – 12 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan. Türk milleti için bir ölüm kalım savaşı olan Sakarya Meydan Muharebesi; Kurtuluş Savaşı içinde kader tayin edici olmuştur.

    Bu savaştan önce Yunanlıların başlıca hedefi; Ankara yönünde ilerleyerek, Türk Ordusunu yok etmek ve Kurtuluş Savaşı’nın sembolü ve direniş merkezi haline gelen Ankara’yı ele geçirmekti. Böylece Türk azim ve direnme gücü yok edilmiş olacaktı. Mustafa Kemal ATATÜRK’ün emir ve komutasında, Türk ulusunun kanıyla yapılan ve dünya harp tarihine en uzun meydan muharebesi; Türk Kurtuluş Savaş’ı tarihine de subay muharebesi diye geçen Sakarya Destanı 21 gün 21 gece devam etmiş ve 13 Eylül günü Yunanlıların Sakarya Nehri’nin doğusunu tamamen terk etmesiyle son bulmuştur.

    Başkomutan Mustafa Kemal, Sakarya Meydan Muharebesi sırasında ülke savunmasını şu şekilde ifade etmiştir. Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O sathı bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanı ile ıslanmadıkça bırakılamaz. Onun için küçük, büyük her birlik bulunduğu mevziden atılabilir; fakat, küçük büyük her birlik durabildiği noktadan yeniden düşmana karşı cephe teşkil edip muharebeye devam eder. Yanındaki birliğin çekilmek zorunda kaldığını gören birlikler, ona uymaz; bulunduğu mevzide sonuna kadar durmaya ve direnmeye mecburdur

    Sakarya Meydan Muharebesi

    Taarruz inisiyatifinin Türk Ordusu’na geçmesini sağlayan Sakarya Zaferi, TBMM hükümetine siyasi başarı kapılarını aralamış Türk milletinin özgürlüğünü ve vatanını kurtaracağı inancını da kuvvetlendirmiştir.

    Sakarya Savaşı sonunda; Türk Ordusu’nun 1683 yılındaki 2.Viyana Kuşatmasındaki yenilgisinden beri süregelen çekilmesi sona ermiştir. Bu savaş, Türk ordusu’nun son savunma savaşıdır.

    Düşman 10 Eylül’de karşı taarruzla Afyon-Kütahya hattına kadar atılmıştır.

    Savaş Türk ordusunun üstün zaferiyle sonuçlanmıştır.

    Sonuçları:

    Ulusal Kurtuluş Savaşının son savunma savaşıdır.

    Düşmanın saldırı gücü tükenmiş, Türk topraklarını ele geçirme istek ve umudu yok olmuş, savunmaya geçmişlerdir.

    Bu savaşa Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü Paşalar katılmıştır. Subaylar savaşıdır.

    M. Kemal’e mareşallik rütbesi ve Gazi ünvanı ( 19 Eylül 1921) verilmiştir.

    Sovyetler Birliği ile Kars, Fransızlarla Ankara Antlaşmaları imzalanmıştır.

    TBMM Anadolu’da kesin egemenlik sağlamıştır.

    TBMM’nin yaşama ve varolma mücadelesindeki en büyük başarısıdır

    ]]>
    2. İnönü Savaşı https://www.kurtulussavasi.gen.tr/ikinci-inonu-savasi.html Thu, 20 Dec 2012 03:11:40 +0000 Londra Konferansı’nın barış önerilerinin TBMM Hükümeti’nce reddedilmesi üzerine, İtilaf Devletleri’nin isteklerini zorla Türklere kabul ettirmekle görevlendirilen Yunanlılar, Bursa üzerinden Eskişehir’e, Uşak üzerinden Afyon’a Londra Konferansı’nın barış önerilerinin TBMM Hükümeti’nce reddedilmesi üzerine, İtilaf Devletleri’nin isteklerini zorla Türklere kabul ettirmekle görevlendirilen Yunanlılar, Bursa üzerinden Eskişehir’e, Uşak üzerinden Afyon’a doğru 23 Mart 1921'de saldırıya geçtiler. Yunanlılar, Bilecik’i, İnönü’de Metris Tepe’yi ve Uşak’ı ele geçirmeleri üzerine, TBMM Muhafız Taburu cepheye gönderildi. Böylece güçlenen Türk kuvvetleri karşı saldırıya geçerek Yunan saldırısını püskürttü. Batı Cephesi Komutanı İsmet Bey’in savaş süresince verdiği “mevzilerin kesin olarak savunulması” emri başarının elde edilmesinde etken oldu.1 Nisan 1921’de Yunan ordusu Bursa’ya çekilmeye başladı. Böylece Yunanlılar İnönü’de ikinci kez yenildiler.

    Sonuç:

    TBMM Hükümeti varlığını bütün Avrupa devletlerine, resmen olmasa da kabul ettirdi; içte ve dışta nüfuz ve saygınlığı yükseldi.

    Avrupa ülkelerinde, İngiliz ve Yunan politikasına karşı güvensizlik ve muhalefet başladı.

    Ordu mensuplarında, her bakımdan kendilerine güven arttı.

    Bu durum karşısında, Fransızlar Zonguldak’tan, İtalyanlar Güney Anadolu’dan çekilmek zorunda kaldılar.

    2. İnönü Savaşı

    Türk ordusunun kazandığı zaferler, İtilaf Devletleri’ni Türkler hakkında yararlı kararlar almaya zorladı.

    II.İkinci İnönü Muharebesi’nin kazanılmasından, Sovyet Rusya ve Afganistan gibi dost devletlerde büyük bir memnunluk duyulmuş ve bu resmen Türk hükümeti’ne bildirilmiştir.

    ]]> Moskova Antlaşması https://www.kurtulussavasi.gen.tr/moskova-antlasmasi.html Mon, 09 Dec 2013 11:41:40 +0000 Moskova antlaşması, TBMM ve Rusya arasında karşılıklı menfaatler adına 16 Mart 1921 tarihinde imzalanmış bir antlaşmadır. Rusya'nın komünist ihtilaline maruz kalması sebebiyle savaştan çekilmesi, İtilaf devletler Moskova antlaşması, TBMM ve Rusya arasında karşılıklı menfaatler adına 16 Mart 1921 tarihinde imzalanmış bir antlaşmadır. Rusya'nın komünist ihtilaline maruz kalması sebebiyle savaştan çekilmesi, İtilaf devletlerinin  tepkisine sebep olmuştu. Rusya'da kurulmuş olan Sovyet yönetimine tepki gösteren İtilaf devletleri, Anadolu'yu da işgal etmeye  başlamıştı. İki ülkenin de düşmanı haline gelen İtilaf devletleri, TBMM ve Rusya'nın birbirine yakınlaşmasına sebep oldu. Kendisini güneyde ve Boğazlarda güvence altına almak isteyen Rusya'da kendine dost bir ülke arayışına girmişti.

    TBMM'nin Ermeniler ve Yunanlılara karşı kazandığı zaferler sebebiyle, Rusya TBMM'yi aradığı ülke olarak görmüştür. TBMM'de emperyalist ülkelerle mücadele halinde olduğundan, iki ülke birbirine yakınlaştı. Bu sebeplerle Rusya'ya gitmiş olan TBMM heyetiyle Rusya hükümeti arasında Moskova antlaşması imzalanmıştır. Türkiye için önemli bir yeri olan antlaşma sayesinde önemli bir ülke TBMM'yi resmen tanımıştı. 

    Moskova Antlaşması

    Moskova antlaşmasının maddeleri nelerdir

    • Ülkeler birbirlerinin tanımadığı ülkelerarası bir senedi tanımayacaktır.
    • Rusya Misak-ı Milli'yi tanıyarak, kapitülasyonların kaldırılmasını kabul edeceklerdir.
    • Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya'nın yaptığı anlaşmaların hükümsüz olduğu kabul edilmiştir.
    • Aralarında mali, iktisadi ve sair anlaşmaların yapılmasını kabul etmişlerdir.
    • Rusya TBMM Ermenistan ile Gürcistan arasında imzalanan antlaşmalarla tespit edilen sınırını, Batum'un Gürcistan'a geri verilmesi şartıyla kabul etmiştir. Türkiye'nin Batum limanını kullanmasını ve halka özerklik vermesini de kabul etmişlerdir.
    • Türkiye'nin İstanbul'daki egemenliği tehlikeye atılmadan, boğazların ticaret gemilerine açılması için Karadeniz'e kıyısı bulunan devletlerle bir konferans yapılacaktı.
    • Rusya elindeki esirleri 3 ay zarfında iade edecektir.

    Moskova antlaşmasının önemi nedir

    Misak-ı Milli'yi ve TBMM'yi tanıyan ilk Avrupa ülkesi Rusya olmuştur. Kars ve Ardahan Türkiye'de kalmış, Batum Gürcistan'a verilmiştir. Bu Misak-ı Milli'den verilen ilk taviz olarak tarihe geçmiştir.

    ]]>
    Londra Konferansı https://www.kurtulussavasi.gen.tr/londra-konferansi.html Thu, 28 Nov 2013 05:22:41 +0000 Londra Konferansı, TBMM Hükümetinin Sevr Antlaşması’nı kabul etmemesi ve İtilaf Devletleri’ni yurttan çıkarmak için harekete geçmesi üzerine yapıldı. Milli Mücadele esnasında Güney Anadolu’da Fransızlara karşı başarı sa Londra Konferansı, TBMM Hükümetinin Sevr Antlaşması’nı kabul etmemesi ve İtilaf Devletleri’ni yurttan çıkarmak için harekete geçmesi üzerine yapıldı. Milli Mücadele esnasında Güney Anadolu’da Fransızlara karşı başarı sağlanmış, Batı’daki Yunan ilerleyişi durdurulmuş ve TBMM hükümeti Sovyetlerle görüşmeye başlamıştı. Tüm bu olumlu gelişmelerin üzerine I. İnönü Savaşı’nın da kazanılması İtilaf Devletleri’ni harekete geçirdi. İtilaf Devletleri, Sevr Antlaşması maddelerinde bazı değişiklikler yapmak üzere Türkiye ve Yunanistan’ın da katılımıyla Londra’da bir konferans yapmaya karar verdiler.

    İtilaf Devletleri TBMM hükümetini tanımadıkları için Londra Konferansı’na sadece Osmanlı Hükümetini davet etti. Mustafa Kemal’in de konferansa bir temsilci yollayabileceği veya kendisinin delege olarak katılabileceğini Osmanlı Hükümetine bildirdiler. Osmanlı Hükümeti de İtilaf devletlerinin yaptığı bu öneriyi TBMM başkanı olan Mustafa Kemal’e götürdü fakat TBMM Hükümeti bu teklifi kabul etmedi ve çağırılmadıkları konferansa katılmayacaklarını bildirdiler. Bu gelişmeler üzerine İtilaf Devletleri, İtalya’nın aracılığıyla TBMM Hükümetini resmen Londra Konferansı’na davet etmek zorunda kaldı.

    Konferans, 23 Şubat 1921’de Londra’da başladı. İtilaf Devletleri, Sevr Antlaşması’nın maddeleri üzerinde küçük değişiklikler yapmak isteyince Türk delegeleri buna şiddetle karşı çıktılar. Osmanlı Hükümeti adına konuşması gereken Sadrazam Tevfik Paşa, konuşma sırası kendine gelince, "Ben sözü Türk Milletinin gerçek temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi Baş delegesine bırakıyorum," diyerek konuşma yetkisini Bekir Sami Bey’e bıraktı. Bunun üzerine İtilaf Devletleri her türlü görüşmeyi TBBM Hükümetinin oluşturduğu heyetle yapmak zorunda kaldı. TBMM delegeleri, Misak-ı Milli’ye dayanarak, Sevr Antlaşması’nı hiçbir şekilde kabul etmeyeceklerini İtilaf Devletlerine bildirdiler. Bunun üzerine şiddetli tartışmalar çıktı ve Londra Konferansı hiçbir sonuç alınamadan dağıldı. Bekir Sami Bey konferansın dağılmasının ardından savaş esirlerinin karşılıklı geri verilmesi için 11 Martta Fransızlarla, 12 Martta İtalyanlarla ve 16 Martta İngilizlerle ayrı ayrı antlaşmalar yaptı fakat bu antlaşmalar TBMM Hükümeti tarafından onaylanmadığı için hiçbir zaman yürürlüğe girmedi.

    Londra Konferansı

    Londra Konferansı, bir sonuç alınamamasına rağmen İtilaf Devletlerinin TBMM Hükümetini resmen tanıması açısından önemli bir diplomatik başarıydı. Artık TBMM, İtilaf Devletleri tarafından resmen tanınıyordu.

    Londra Konferansı’nın bu diplomatik başarı dışındaki önemli sonuçlarını ise, Yunan Ordusunun yeniden saldırıya geçmek için başladığı hazırlıklarını tamamlama imkânı bulması, TBMM Hükümetinin Misak-ı Milli ilkelerini ve Türk halkının haklı mücadelesini dünya kamuoyuna duyurmayı başarması, İtilaf Devletlerinin Sevr Antlaşması’nı kabul ettiremeyeceklerini anlamaları ve konferansa katılan TBMM Hükümetinin barış yanlısı olduğunu dünyaya gösterme fırsatı bulması olarak sıralayabiliriz.

    ]]>
    1.İnönü Savaşı https://www.kurtulussavasi.gen.tr/1.inonu-savasi.html Sat, 07 Dec 2013 22:18:05 +0000 1. İnönü Savaşı, 6 Ocak 1921 tarihinde iki taraftan saldırıya geçen Yunan ordularıyla İnönü mevzilerinde savunmada olan Türk kuvvetleri arasında yapılan savaştır. 6 Ocak 1921 tarihine kadar Uşak ve Bursa bölgelerinde hazırl 1. İnönü Savaşı, 6 Ocak 1921 tarihinde iki taraftan saldırıya geçen Yunan ordularıyla İnönü mevzilerinde savunmada olan Türk kuvvetleri arasında yapılan savaştır. 6 Ocak 1921 tarihine kadar Uşak ve Bursa bölgelerinde hazırlıklarını tamamlayan Yunan kuvvetleri, batı cephesindeki Türk birliklerinin Çerkez Ethem isyanını bastırmak için onun kuvvetleriyle çatışmasından da faydalanarak Eskişehir istikametinde taarruza geçmeye başladılar. 9 Ocak 1921’e kadar örtme ve emniyet kuvvetleri harekâtı şeklinde geçen çatışmaların ardından, İnönü mevzilerindeki muharebeler 10 Ocak 1921’de başladı ve bir gün sonra, Yunan kuvvetlerinin savaştan önceki hatlarına çekilmeleriyle son bulmuştur.

    15 Mayıs 1919'da İzmir'i işgal eden Yunan kuvvetleri, ileri harekâta devam ederek Milne Hattı olarak da ifade edilen Ayvalık, Soma, Akhisar, Aydın sınırlarına kadar ulaştılar. 22 Haziran 1920'de iki koldan tekrar ileri harekâta geçen Yunan kuvvetleri, Kuzey Grubunun da desteğiyle Balıkesir ve Bursa’yı da işgal etti. Afyon yönünde ilerlemeye devam eden Yunan ordusunun Güney Grubu ise, 29 Ağustos 1920'da Uşak’ı işgal etti.

    Yaşanan tüm bu gelişmelerin ardından Yunanistan’da yapılan seçimlerle kurulan hükümet, İtilaf Devletleri’nin güvenini kazanmak için Anadolu’da kalıcı bir askeri başarı elde etmenin gerekli olduğunu düşünmeye başladı. Yunanistan kralı Konstantin de Yunan meclisinin açılışında yaptığı konuşmayla, savaşa devam edeceklerini açık bir şekilde dile getirmişti. Yunan Hükümeti, savaş için zorlanıyordu. Batı Anadolu’daki Türk kuvvetlerinin, 1920 yılı sonlarına gelindiğinde, Çerkez Ethem’in başlattığı ayaklanmalar ile uğraşıyor durumda olması, Yunan Hükümetine ve Yunan kuvvetlerine bu siyasi zorlama için uygun bir askeri ortam sağlamaktaydı. Gerçekten de Türk kuvvetlerinin önemli bir bölümü Çerkez Ethem’in kuvvetleri ile mücadele etmekteyken cephe hattında büyük ölçüde örtme kuvvetleri bulunmaktaydı.

    1.İnönü Savaşı

    İngilizlerin işgali altındaki İstanbul’da bulunan Yunan Askeri Heyeti, Batı Anadolu’da gözle görülür bir askeri hareketlilik olduğunu, Yunan Genelkurmayı’na rapor etmekteydi. Bu yüzden, Yunan kuvvetlerinin bir an önce Türk kuvvetleri üzerine harekete geçmesi gerekli görülmeye başlandı. Böylece I. İnönü Savaşı başlamış oldu.

    Türk kuvveleri, I. İnönü Savaşı boyunca sürekli geri çekilmiş de olsa, Yunan ordularının Eskişehir yönündeki ilerlemelerini durdurmuş oldukları için I. İnönü Savaşı’na kesin bir zafer olarak bakılmaktadır. Yunan tarafı ise, yapılan harekâtın zaten belirli hedefleri olduğu ve belirlenen hedeflere ulaşıldığı gerekçesiyle savaşın kaybedildiği fikrini reddetmekteydiler.

    1. İnönü Savaşı’nı Türk kuvvetlerinin zaferi olarak nitelendiren çevrelerde ileri sürülen görüşlerin temelinde, Türk tarafının belirli bir miktar malzeme kaybetmesine ve bölgedeki demiryollarının kendileri tarafından yok edilmiş olmasına karşın, hiçbir toprak parçası kaybedilmediği fikri vardır. Yunan kuvvetlerinin I. İnönü Savaşı’nda geri çekilmesinin ise, gerek Türk, gerek dünya ve gerekse de Yunan kamuoyunda, Yunan kuvvetlerinin zaferi olarak algılanmadığı bilinmektedir. Bu algı ise, I. İnönü Savaşı sonrasında, kazanan tarafın, kaybeden tarafa iradesini kabul ettirdiği bir antlaşma bulunmamasından kaynaklanmaktadır. Zafer olarak nitelendirilen Birinci İnönü Savaşı sonrasında Ankara’da geniş çaplı kutlamalar yapılmıştır.

    1. İnönü Savaşı’nın önemli sonuçları şu şekilde sıralanabilir:

    • TBMM tarafından kurulmuş olunan düzenli ordunun Batı Cephesi'ndeki ilk başarısı I. İnönü Savaşı olmuştur.
    • Türk Hükümetinin Anadolu’daki otoritesi artmıştır. Hükümet, I. İnönü Savaşı’yla güven kazanmıştır. Bunun sonucunda vergi ve askere alma işlemleri belirli bir düzen içinde uygulanabilmiştir.
    • İsmet Paşa, TBMM tarafından, albaylıktan tuğgeneralliğe yükseltilmiştir.
    • Birinci İnönü Zaferi, yeni Türk devletinin ul]]> Güney Cephesi https://www.kurtulussavasi.gen.tr/guney-cephesi.html Wed, 11 Dec 2013 12:54:57 +0000 Güney Cephesi, Kurtuluş Savaşı döneminde Antep, Urfa ve Maraş'ta Türk askerlerinin Fransızlara karşı mücadele ettiği cephedir. Bu anlamda Güney Cephesine Fransız cephesi ya da Kilikya cephesi de denilmektedir. Güney C Güney Cephesi, Kurtuluş Savaşı döneminde Antep, Urfa ve Maraş'ta Türk askerlerinin Fransızlara karşı mücadele ettiği cephedir. Bu anlamda Güney Cephesine Fransız cephesi ya da Kilikya cephesi de denilmektedir. Güney Cephesinde sadece Fransızlara karşı değil, aynı zamanda Ermenilere karşı da savaşılmıştır. Fransız askeri birliklerine Ermenilerden oluşan gönüllü birlikler de katılmışlardır.

      I.Dünya Savaşı sonrasında Fransa Sykes - Picot Antlaşması ile payına düşen yerleri almak için hareket geçmiştir. Bu antlaşmaya göre Maraş, Antep ve Urfa İngilizlere, Musul ise Fransızlara bırakılmıştır. Ancak İngiltere Musul petrolleri nedeniyle Fransa ile Suriye itilafnamesini imzalayarak verilen yerleri kendi aralarında değiştirmişlerdir. Bu durumda Maraş, Antep ve Urfa Fransızlara bırakılmıştır. Bu durum sonrası Güney Cephesi açılarak Fransızlarla Kuvayi Milliye ordusu arasındaki mücadele başlamıştır.

      Güney Cephesi
      Güney Cephesinde Maraş, Antep ve Urfa

      Güney Cephesindeki savaşın baş kahramanı olan bu üç şehir, milli mücadele döneminin önemli olaylarına tanıklık etmişlerdir. 
      • Maraş: Monros Mütarekesi sonrası Anadolu'da birçok noktada işgaller yaşanmıştır. Maraş da bu işgallere maruz kalan tarihi yerlerden birisidir. Mütarekeden sonra işgal altına giren Maraş'ta ilk direniş 22 Ocak 1920'de Sütçü İmam tarafından başlatılmıştır. Sütçü İmam'ın hamamdan çıkan kadınlara sarkıntılık eden Ermeni askerlere saldırması sonucu Maraş'ta olaylar ateşlenmiştir. Maraş bu olayla Güney Cephesine dahil olmuştur. Maraş'a bu ayaklanma nedeniyle Kahraman ünvanı verilmiştir.
      • Antep: Mütarekeden bir yıl sonra Fransızlar tarafından işgal edilen Antep'te 1920 Nisan'ında Türk Milli kuvvetleri tarafından bir ayaklanma çıkarılmıştır. Bu ayaklanma yaklaşık olarak 10 ay kadar sürmüştür. Güney Cephesinin Antep'te bulunan kısmı son derece kanlı geçtiği söylenmektedir. Ağır top ateşine tutulan Antep'te 6300 civarı Anteplinin şehit olduğu söylenmektedir. Fransız askerleri bu ağır toplara ve Suriye'den aldıkları yardıma rağmen Antep'e girememişlerdir. Güney Cephesindeki bu olay sonrası Antep'e Gazi ünvanı verilmiştir.
      • Urfa: Güney Cephesindeki Fransızlarla mücadeleye Urfa'nın dahil olması halkın direnişinden çok jandarmanın girişimiyle olmuştur. O dönemde Güney Cephesinde Urfa'ya komutan olarak atanan Ali Saip Bey burada halkı örgütleyerek 3000 kişilik bir askeri güç oluşturmuştur. Bunlarla birlikte Urfa'nın 12 vatanseveri tarafından oluşturulan 12'ler adı verilen özel Kuvayi Milliye hareketi, Fransızlara şehri boşaltmaları için bir ültimatom vermişlerdir. Bu ültimatom sonrası Urfa'nın yarısı iki gün içerisinde geri alınmıştır. Geri kalan kısmında çıkan savaşta ise Fransız askerleri Urfa'nın aşiret birlikleri tarafından kılıçtan geçirilmiştir. Bu sayede Urfa'da alınarak Güney Cephesindeki mücadele son bulmuştur.
      Güney Cephesinin Kapanması ve Ankara Anlaşması

      Güney Cephesi fiilen tam anlamıyla Ankara Anlaşması ile son bulmuştur. 20 Ekim 1921 tarihinde Fransızlarla imzalanan bu anlaşma ile Güney Cephesi tamamen kapanmıştır. Ankara Anlaşması'na göre;
      • Urfa, Antep ve Maraş Türkiye'ye bırakılmıştır.
      • Sülayman Şah'ın mezarının bulunduğu Caber Kalesi'nin Türk malı olduğu ve burada Türk askerinin nöbet tutacağı belirtilmiştir.
      Güney Cephesini sona erdiren bu anlaşma sonrası bölgede genel af ilan edilmiştir. Fransız ve Türk tarafları ellerindeki esirleri karşılıklı olarak serbest bırakmışlardır. Güney Cephesinin Anadolu kısmı Misak-ı Milli adına kazançlı olarak kapatılmıştır. Ancak Musul daha sonra görüşülmeye bırakılmıştır.
      ]]>
      Doğu Cephesi https://www.kurtulussavasi.gen.tr/dogu-cephesi.html Wed, 11 Dec 2013 12:53:51 +0000 Doğu cephesi, 2 Kasım 1914 tarihçesinde Rus kuvvetlerinin Kars’a yaptığı taarruz ile cephede savaşlar boy gösterdi.  Kasım ayının 6 ile 9’u arasında, 1914 senesinde Ruslar ile Köprüköy de savaş düzenlendi fakat bu sav Doğu cephesi, 2 Kasım 1914 tarihçesinde Rus kuvvetlerinin Kars’a yaptığı taarruz ile cephede savaşlar boy gösterdi.  Kasım ayının 6 ile 9’u arasında, 1914 senesinde Ruslar ile Köprüköy de savaş düzenlendi fakat bu savaş da Ruslar yenilgi gösterince bir müddet geri çekilmek zorunda kaldılar. 22 Aralık 1914 de o zaman başkomutan olan vekili Enver paşa kış aylarının verdiği zorlu şartlar da Sarıkamış çevresinde Rus askerlerine karşı yapmış olduğu harekâtta 3. Ordu’ya merbut asker birliklerinden pek çoğu donarak şehit oldu. Yaklaşık 60.000 asker bu taarruzda şehit verildi…

      Ermeni birlikleri, Osmanlı devleti ile aslında uzun yıllar birlikte yaşamış ve huzur içerisinde beraberlik sürmüşlerdir. Fakat Fransız ihtilalinin bölgede boy göstermesinin ardından etrafa yayılan milliyetçilik akımının vermiş olduğu muhtelif muharrikler nedeniyle kışkırtmalar ve destekler olmuş, Ermeniler Osmanlının dışında kendilerine bir iktidar kurma çabalarına düşmüştür.

      1915 senesinin bahar ayında Ermenilerle birleşme yapan Rus birliklerinin savaşı başarı ile sonuçlandı. Bu savaş da Malazgirt ile Van’ı aldılar ancak bu zaferleri fazla uzun sürmedi. 22 Temmuz da açılan karşı savaş ile verilen şehirler tekrar Osmanlıya geçti ve Ruslardan kurtarıldı. 1916 senesinde Grandük Nikolas, Rus askerlerinin başkomutanı olmuştur. Bu sayede güç toplayan Ruslar tekrar kendilerini geliştirdiler ve ikinci taarruzu başlattılar. 16 Şubatta Erzurum düzenlenilen bir taarruz ile bölge ermelerin eline geçmiştir. Ardından Ermeniler Erzurum ile yetinmediler ve Trabzon’a doğru ilerlediler. Van, muş, Hakkâri de Ruslar tarafından 3. Ordu Kemah Refahiye-Tirebolunun tahtan çekilmesi üzerine ele geçirildi. Mustafa kemal’in, 15 Mart 1916 düzenlediği doğu cephesi ile görev dağıtımı yapıldı ve kaybedilen bölgelerden muş ile Bitlis geri Osmanlıya verildi. Yılsonuna gelene dek Ruslar ile olan mücadeleye hiç ara vermeksizin devam edildi.

      Doğu Cephesi

      1917 senesinde Rusya da iç karışıklıklar boy gösterdi. Ekim ayın da Bolşevikler uygulanılan bir devrim ile yönetimi alı koydu. Sene sonuna kadar Ruslar aldıkları topraklardan teker, teker geri çekilmek durumunda kaldılar. 18 Aralık da Ruslar ile Erzincan mütarekesine girildi. Mütarekenin gerçekleşmesinin ardından Rus birlikleri doğu Anadolu bölgesinden tamamen sıyrılıp gittiler. 1917 yılında hem Ruslar hem de Türkler, oldukça eziyetli şartlar altında kaldılar. Havanın aşırı soğuk olması ve hastalıkların boy göstermesi her iki taraf içinde ciddi kayıpların verilmesine neden oldu.

      Ardından 3 Mart 1918 yılında Brest Litovsk antlaşması uygulandı. Bu antlaşma verdiği konfor sayesinde kaybedilen Kars, Batum ve de Ardahan Osmanlı imparatorluğunun hâkimiyetine bırakıldı.

      Rus kuvvetlerinin yenilgiyi kabul etmelerin ardından, savaş döneminde kurulmuş olan ermeni tabuları Türk halkına saldırılar düzenledi. 3. Ordu ermelerin bu saldırılarına cevap vermek sorunda kaldı. Ancak bu durum Ermenilerin aleyhine oldu ve ermeni kuvvetleri muvaffakiyetsizliğe uğratıldı.

      Doğu cephesinin önemi;

      • Türk ordusunun siyasisinde görülen ilk zafer olması
      • Türk ordusu doğu Ermenilere karşı zafer elde etmiştir
      • Kurtuluş savaşı sırasında alınan ilk bölgenin Kars olması
      • Mondros’a yazılan sınırlar ilk bu savaş sayesinde aşılmıştır
      • Batı ve güney cephesi kuvvetlenmiş ve güç elde etmiştir
      • Gümrü antlaşması uygulanmıştır

      Gümrü antlaşmasına göre;

      • Kars, Kağızman, Iğdır ve sarı kamış Osmanlı hükümetine verilecek
      • Doğu cephesi arık Aras nehri ile çıldır gölüne kadar uzatılacak
      • Ermeni devleti, Sevr antlaşmasını tanımayacak
      • Ermeniler Osmanlıya karşı çalışmayacak
      • Doğu cephesinde süren savaşın ardından eğer isterlerse ermeni dışında olan kişiler Türkiye’ye geri dönüş yapabilecek
      ]]>
      TBMM nin Açılması https://www.kurtulussavasi.gen.tr/tbmm-nin-acilmasi.html Sat, 07 Dec 2013 22:37:37 +0000 Birinci Dönem Büyük Millet Meclisi ya da kısa adıyla Birinci Meclis, ilk defa 23 Nisan 1920'de Ankara'da toplanmış ve 1 Nisan 1923'te yeni seçim kararı alıp, 15 Nisan 1923'te son oturumunu yapmıştır. Birinci Meclis, yeni Türk devl Birinci Dönem Büyük Millet Meclisi ya da kısa adıyla Birinci Meclis, ilk defa 23 Nisan 1920'de Ankara'da toplanmış ve 1 Nisan 1923'te yeni seçim kararı alıp, 15 Nisan 1923'te son oturumunu yapmıştır. Birinci Meclis, yeni Türk devletinin kurucu meclisi olarak kabul edilmektedir. Birinci Meclis'in açılış günü olan 23 Nisan, Türkiye’de Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı adıyla kutlanmaktadır.

      Birinci Meclis açılırken Osmanlı Hükümeti, İstanbul’da varlığını sürdürmekteydi. Birinci Meclis, halkın tepkisinden kaçınmak için açılış gününde Sultan ve Halife olan VI. Mehmet'e bağlılık yemini etmişti fakat uygulamada İstanbul Hükümeti’nden tamamen bağımsız hareket etmiş ve 1 Kasım 1922'de aldığı kararla da Osmanlı Devleti'ne resmi olarak son vermiştir. Kurulan yeni Türk devletinin yönetim şekli olan cumhuriyet, 29 Ekim 1923'te İkinci Meclis tarafından ilan edilecekti. Bu iki tarih arasında TBMM, içinde bulunduğu şartlar gereği yasama, yürütme ve yargı yetkilerini tek elde toplayan bir ihtilal meclisi görünümüne bürünmüştür.

      4-11 Eylül 1919 tarihleri arasında toplanan Sivas Kongresi'nin ardından, Mustafa Kemal yönetimindeki Temsil Heyeti Anadolu'da idareyi fiili olarak ele almış bulunmaktaydı. Osmanlı Hükümeti, Temsil Heyeti’nin talebi doğrultusunda Mebusan Meclisi seçimlerini yapmaya karar verdi. Temsil Heyeti’nde, Mustafa Kemal'in de içinde bulunduğu çoğunluk, yeni açılacak meclisin Anadolu'da toplanmasını istiyordu fakat 28 Kasım 1919 tarihli toplantıda, Kâzım Karabekir ve Rauf Orbay’ın ısrarlarıyla yeni meclisin İstanbul'da toplanmasına karar verildi.

      TBMM nin Açılması

      Yeni Mebusan Meclisi ilk kez 12 Ocak 1920 tarihinde İstanbul'da toplandı fakat seçilen milletvekillerinin önemli bir kısmı çeşitli sebeplerle Meclis’e katılmadılar. Çoğunluğunu Milli Mücadele’den yana olanların oluşturduğu Mebusan Meclisi, Misak-ı Milli beyannamesini kabul etti ve Mart 1920’de ana hatlarıyla belli olmaya başlayan Sevr Antlaşması’na keskin bir şekilde karşı çıkıldı. Mart ayının 16’sında bir İngiliz askeri birliği Mebusan Meclis'ini bastı ve Rauf Orbay başta olmak üzere bazı mebusları tutukladı. Yaşanan bu gelişme üzerine 18 Mart'ta yeniden toplanan mebuslar, yasama dokunulmazlığının ortadan kalktığı gerekçesiyle meclisi süresiz olarak tatil etti ve bir sonraki toplanmanın Ankara’da yapılmasına karar verdi.

      İstanbul’da açılan Mebusan Meclisi’nin tüm üyeleri Ankara'daki meclise katılma hakkına sahipti. Bu mebuslardan Ankara'ya gelmek istemeyenlerin birkaçı istifa etmiş sayıldı ve Mebusan Meclisi’ne seçilen mebuslardan 92’si yeni meclise de katıldı. Daha sonra Mustafa Kemal’in vilayetlere gönderdiği tebliğlerin ardından yapılan seçimlerle ise Mebusan Meclisi üyeleriyle birlikte 66 seçim bölgesinden toplam 337 temsilci Ankara’daki meclise katıldı.

      Yeni kurulan meclisin adı ilk önce Millet Meclisi’ydi fakat daha sonra İstanbul Meclisi üyelerine ek olarak seçilen temsilciler nedeniyle, genişletilmiş meclis anlamında, Büyük Millet Meclisi adı benimsendi. 1921'de meclisin adının önüne Türkiye sözcüğü de eklendi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi adı resmileştirildi.

      Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin birinci döneminin en önemli özellikleri arasında olağanüstü şartlarda faaliyete geçmiş olması, ihtilal meclisi olması, kuvvetler birliği esasına dayanması vardır. Birinci Meclis’in başkanı olan Mustafa Kemal, aynı zamanda yürütmenin de başıydı.

      Üstlendiği görevlerin yanı sıra, Birinci Meclis, demokratik ve parlamenter bir meclis olan özellikleri ile de dikkat çekmektedir. Bu özellikler, 1920'lerde Türk insanının meclis yolu ile yönetme ve yönetilme birikiminin mevcut olduğunu da göstermektedir.

      TBMM’nin üzerinde hiçbir kuvvet yoktu ve hükümet kurmak gerekliydi. Böylece İstanbul Hükümeti yok sayılmıştı. Ayrıca geçici kaydıyla meclise bir başkan atamak da reddedilmiştir. Birinci TBMM güçler birliği ilkesiyle (yasama, yürütme, yargı)]]> Sivas Kongresi https://www.kurtulussavasi.gen.tr/sivas-kongresi.html Thu, 28 Nov 2013 06:41:08 +0000 Sivas Kongresi, Mustafa Kemal’in Amasya Genelgesi’ni açıklamasının ardından I. Dünya Savaşı’ndan sonra ağır yara alan ve işgale uğrayan Türk topraklarını kurtarmak, Türk milletinin tam bağımsızlığını sağlamak amacıyl Sivas Kongresi, Mustafa Kemal’in Amasya Genelgesi’ni açıklamasının ardından I. Dünya Savaşı’ndan sonra ağır yara alan ve işgale uğrayan Türk topraklarını kurtarmak, Türk milletinin tam bağımsızlığını sağlamak amacıyla çareler aramak için seçilmiş ulus temsilcilerinin Sivas’ta bir araya geldiği kongredir. Sivas Kongresi, 4 Eylül 1919 – 11 Eylül 1919 tarihleri arasında gerçekleşen ulusal bir kongredir. Kongre, Amasya Genelgesi’nde de milli bir kongre olarak öngörülmüştü.

      Erzurum Kongresi’nde alınan kararlar Sivas Kongresi’nde genişletilmiş ve tüm ulusu kapsar bir hale getirilmiştir. Sivas Kongresi, yeni bir Türk devletinin kuruluşunda temeli oluşturduğu için Türk tarihi açısından önemi büyüktür. Erzurum Kongresi’nde vatanın bölünmez bütünlüğü ve tam bağımsızlığıyla ilgili alınan kararlar Sivas Kongresi’nde de aynen kabul edilmiştir.

      Sivas Kongresi’nde doğu illeri adına delege olarak Erzurum Kongresi’nde seçilmiş olan Temsil Kurulu (Heyet-i  Temsiliye) üyeleri bulunuyordu. Batı ve Orta Anadolu’dan gelen delegelerin de katılımıyla Sivas Kongresi ulusal bir boyut kazanmıştır.

      Tüm baskı ve engellemelere rağmen Kongre 4 Eylül 1919’da saat 15:00’te bir binada toplanmıştır. Baskılar ve engellemeler nedeniyle kongreye katılım sınırlı sayıda olmuştur. Net bir sayı olmamakla birlikte, sonradan katılanlarla, Sivas Kongresi’nde bulunan delege sayısı 41’dir. Bölgesel bir kongre olan Erzurum Kongresi’nde bile bu sayı daha fazladır.

      Ulusal bir kongre olan Sivas Kongresi’nde alınan kararlar tüm ulusu ilgilendirmektedir. Kimi üyelerin itirazlarına rağmen, yapılan seçimle kongre başkanlığına Mustafa Kemal getirilmiştir. Sivas Kongresi’nde alınan kararlar aşağıda listelenmiştir.

      Sivas Kongresi

      Sivas Kongresi’nde Alınan Kararlar:

      1. Milli sınırları içinde vatan bölünmez bir bütündür, parçalanamaz.

       2. Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı millet top yekûn kendisini savunacak ve direnecektir.

       3. İstanbul Hükümeti, harici bir baskı karşısında memleketimizin herhangi bir parçasını terk mecburiyetinde kalırsa, vatanın bağımsızlığını ve bütünlüğünü temin edecek her türlü tedbir ve karar alınmıştır.

      4. Kuvay-ı Milliye'yi tek kuvvet tanımak ve milli iradeyi hâkim kılmak temel esastır.

      5. Manda ve himaye kabul edilemez.

       6. Milli iradeyi temsil etmek üzere, Meclis-i Mebusan'ın derhal toplanması mecburidir.

      7. Aynı gaye ile milli vicdandan doğan cemiyetler, "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adı altında genel bir teşkilat olarak birleştirilmiştir.

      8. Genel teşkilatı idare ve alınan kararları yürütmek için kongre tarafından Temsil Heyeti seçilmiştir.

      Sivas Kongresi Temsil Heyeti’ni, Erzurum Kongresi'nde seçilmiş olanlar, Heyet-i Temsiliye tarafından seçilmiş olanlar ve Sivas Kongresi'nde seçilenler oluşturuyordu. Temsil Heyeti 16 kişiden oluşmaktaydı. Oluşturulan yeni Temsil Heyeti’nin başına Mustafa Kemal getirildi.

      ]]>
      Alaşehir Kongresi https://www.kurtulussavasi.gen.tr/alasehir-kongresi.html Wed, 18 Dec 2013 07:08:13 +0000 Alaşehir Kongresi, 16 Ağustos 1919 ile 25 Ağustos 1919 tarihleri arasında Alaşehir'de gerçekleştirilen kongredir. Belirlenen amaçlar ve alınan kararlar göz önünde bulundurulduğunda bölgesel bir kongre sayılır. Bağ Alaşehir Kongresi, 16 Ağustos 1919 ile 25 Ağustos 1919 tarihleri arasında Alaşehir'de gerçekleştirilen kongredir. Belirlenen amaçlar ve alınan kararlar göz önünde bulundurulduğunda bölgesel bir kongre sayılır. Bağımsızlık mücadelesinin verildiği dönemde gerçekleştirilen ilk kongrelerdendir. Erzurum Kongresi, Balıkesir Kongresi  ve Alaşehir Kongresi hem tarihsel açıdan hem de belirlenen amaçlar, alınan kararlar bakımından oldukça birbirlerine yakın kongrelerdir. 

    8 Temmuz 1919 tarihinde padişahın Mustafa Kemal Atatürk'ün görevden alındığı buyruğunu çıkarmasıyla birlikte Mustafa Kemal Atatürk mevcut görevinden ve askerlik mesleğinden istifa etmiştir. Mustafa Kemal Atatürk'ün istifa ettiğini bildirmesi üzerine Kazım Karabekir ordusu ile kendisinin emri altında olduğunu belirtmiştir. Batıda bu olaylar olurken doğuda Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Ermenilere karşı mücadele vermekteydi ve sürecin devamında geliştirilmesi gereken stratejilerle alakalı maddelerin belirlenebilmesi amacıyla Erzurum Kongresi'nin düzenlenmesine karar verilmişti. 

    Alaşehir Kongresi
    Erzurum Kongresi ülkenin bağımsızlığıyla ilgili kararların net bir şekilde ilk kez verildiği kongre olması dışında Mustafa Kemal Atatürk'ün istifasından sonra düzenlenen ilk kongre olma özelliğini de taşımaktadır aynı zamanda. Vatan topraklarının bir bütün olduğu ve bölünemeyeceği, İstanbul Hükümeti'nin bağımsızlığı ve bütünlüğü koruyamadığı takdirde geçici olarak farklı bir hükümet kurulacağı, manda, himaye tarzı egemenliği kısıtlayan uygulamaların asla kabul edilmeyeceği gibi önemli kararlar bu kongrede alınmıştır. Ayrıca bölgesel bir kongre olmasına rağmen alınan kararlar açısından tüm ülkeyi etkileyen bir kongre olmuştur. İstanbul Hükümeti kongrenin meşru olmadığını belirtse de düzenlenen kongre tüm yurtta sevinçle karşılanmıştır. 

    Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin toplanmasıyla oluşturulan Erzurum Kongresi'nin ardından Batı Cehpesi'nde Yunan birliklerine karşı mücadele veren Kuva-yı Milliye için ise 28 Haziran 1919'da başlayıp, Temmuz sonuna kadar devam edecek olan ve iki ayrı oturumda tamamlanan Balıkesir Kongresi düzenlenmiştir. Bu kongrede ise düşmana karşı herkesin sorumlu olduğu ve askerlik yapması gerektiği, sorumluluklarını yerine getirmeyenlerin belirlenerek ülke dışına çıkarılmaları gerektiği yönünde kararlar alınmıştır ve kongre bağımsız olarak hareket etmiştir. 

    Bağımsızlık mücadelesinde bu üç önemli kongrenin sonuncusu olan Alaşehir Kongresi ise 16 Ağustos 1919 tarihinde başlamış ve yaklaşık 9 gün sürmüştür. Bu kongrede ise Balıkesir Kongresi'nde alınan kararlar pekiştirilmiş, sonuna kadar mücadeleye devam edilmesi yönünde kesin bildirimde bulunulmuştur. Tıpkı Balıkesir Kongresi gibi Alaşehir Kongresi de bağımsız bir tavır sergilemiştir fakat diğerlerinden farklı olarak İstanbul Hükümeti'ne karşı çıkmıştır ve Balıkesir Kongresi'nde, Sivas Kongresi'ne karşı sergilenen çekingen tavır yerine Sivas Kongresi'ne sembolik dahi olsa katılma kararı verilmiştir.
    ]]>
    Erzurum Kongresi https://www.kurtulussavasi.gen.tr/erzurum-kongresi.html Sat, 07 Dec 2013 22:14:16 +0000 Erzurum Kongresi, bölgesel müdafaa cemiyetlerinin katılımıyla 21 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum'da toplanan bölgesel nitelikli bir kongredir. Erzurum Kongresi’ne çoğunluğu İtilaf devletleri tarafından işgal edil Erzurum Kongresi, bölgesel müdafaa cemiyetlerinin katılımıyla 21 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum'da toplanan bölgesel nitelikli bir kongredir. Erzurum Kongresi’ne çoğunluğu İtilaf devletleri tarafından işgal edilmiş olan 5 doğu ili Trabzon, Erzurum, Sivas, Bitlis ve Van'dan gelen 62 delege katılmıştır.

    İki hafta süren Erzurum Kongresi'nde alınan kararlar, Türk milletinin kurtuluş mücadelesinde izlenen yolda önemli ölçüde belirleyici olmuştur. Erzurum Kongresi'ni geçici başkan olarak Erzurum delegelerinden olan Hoca Raif Efendi açmış ve yoklamanın ardından yapılan oylamayla Mustafa Kemal Paşa kongrenin başkanlığına seçilmiştir.

    İtilaf Devletleri ve İstanbul Hükümeti kongrenin Erzurum’da toplanmasını engellemek için çeşitli girişimlerde bulunmuşlarsa da amaçlarına ulaşamamışlardır. Çünkü İstanbul Hükümeti artık Anadolu'da sözünü dinletecek resmi bir görevli bulamamaktadır. Bu da, İstanbul Hükümeti ile Türk milletinin düşüncelerinin çok farklı olduğunu ortaya koymaktadır.

    Erzurum Kongresi

    Erzurum Kongresi için öngörülen başlama tarihi aslında 10 Temmuz’du fakat delegelerin önemli bir bölümünün vaktinde gelememesinden dolayı kongre 23 Temmuz'a ertelenmiştir. Kongre, 1881 yılında Erzurum’da bulunan Eski İdadi Mektebi binasının birinci katındaki bir salonda yapılmıştır.

    Erzurum Kongresinde alınan kararlar şu şekildedir:

    • Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz.
    • Her türlü yabancı işgaline ve müdahalesine karşı millet hep birlikte direniş ve savunmaya geçecektir.
    • İstanbul Hükûmeti vatanın bağımsızlığını sağlayamazsa geçici bir hükûmet kurulacaktır. Bu hükûmet milli kongre tarafından seçilecektir. Kongre toplanmamış ise, bu seçimi Temsilciler Kurulu yapacaktır.
    • Kuva-yi Milliye'yi etkili, milli iradeyi hâkim kılmak esastır.
    • Azınlıklara siyasi hâkimiyetimizi ve sosyal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez. Ancak bu vatandaşların canları, malları ve ırzları her türlü saldırıdan korunacaktır.
    • Manda ve himaye kabul olunamaz.
    • Milli irade ve toplanan ulusal güçler padişahlık ve halifelik makamını kurtaracaktır.
    • Mebuslar Meclisi'nin derhal toplanmasına ve hükûmetin yaptığı işlerin milletçe kontrolüne çalışılacaktır.
    • Sömürgecilik amacı taşımayan devletlerden teknik, sanayi ve ekonomik yardım kabul edilebilir.

    Erzurum Kongresi'nin alınan kararlar bakımından birçok özelliği bulunmaktadır fakat bunların en önemlilerinden biri manda ve himayenin kesin bir şekilde reddedilerek ilk kez ulusal egemenliğin koşulsuz olarak gerçekleştirilmesine karar verilmesi olmuştur. Ayrıca, Erzurum Kongresi’nde ilk kez milli sınırlardan bahsedilmiş ve Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalandığı anda Türk vatanı olan topraklarının parçalanamayacağı net bir dille açıklanmıştır.

    Erzurum Kongresi, toplanma şekli bakımından bölgesel nitelikli bir kongre olmasına karşın aldığı kararlar bakımından milli bir kongredir. Bu bakımdan da Erzurum Kongresi, Sivas Kongresinin de bir öne hazırlığı niteliğini taşımaktadır.

    Kongrede İlk defa bir geçici hükümetin kurulacağından bahsedilmiştir. Başkanlığını Mustafa Kemal'in yaptığı dokuz kişilik bir Temsil Heyeti oluşturulmuştur. TBMM’nin açılmasına kadar görevine devam eden Temsil Heyeti, çalışmalarını bir hükümet gibi sürdürmüştür.

    Erzurum Kongresinin bir diğer önemi de Batı Anadolu'da Yunan kuvvetlerine karşı zor bir mücadele içinde olan Kuva-yi Milliye’ye büyük moral vermesi olmuştur.

    ]]>
    Amasya Genelgesi https://www.kurtulussavasi.gen.tr/amasya-genelgesi.html Sat, 07 Dec 2013 22:13:35 +0000 Amasya Genelgesi, Türkiye'nin temellerinin atıldığı, ulusal egemenliğin ve tam bağımsızlığın en büyük adımlarının atıldığı önemli bir bildiridir. Yeni devletin temellerini atmak için adım adım hareket eden Mustafa Kem Amasya Genelgesi, Türkiye'nin temellerinin atıldığı, ulusal egemenliğin ve tam bağımsızlığın en büyük adımlarının atıldığı önemli bir bildiridir. Yeni devletin temellerini atmak için adım adım hareket eden Mustafa Kemal, Havza'daki  çalışmalarından sonra Amasya'ya geçerek silah arkadaşları olan Rauf Bey, Refet Bey ve Ali Fuat Paşa'yla bir araya gelerek Amasya Genelgesi'ni hazırlamışlardır. Hazırlanan bu genelge Kazım Karabekir ve Cemap Paşa'nın da onayıyla birlikte yayınlanmıştır.

    Amasya Genelgesi'nin Hazırlanış Aşaması ve Temel Esasları

    Amasya Genelgesi ulusal egemenlik hakkında ilk kez bahsi geçen bildiri olmuştur. Amasya Genelgesi bir anlamda İstanbul Hükümeti'ne karşı bir ihtilalin ilk adımı olmaktadır. Amasya Genelgesi'nde İstanbul Hükümeti hiçe sayılmış, hükümetin düşmanın elinde olduğu ve bu durumdan yalnızca milletin iradesi ve azmi kurtulunabileceği ifade edilmiştir. Amasya Genelgesi'nde Sivas'ta bir kongrenin toplanacağı konusunda bilgi vermiştir. Amasya Genelgesi

    Amasya Genelgesi'nin esasları Cevat Abbas Bey'e Mustafa Kemal tarafından yazdırılmıştır. Bu esaslar şunlardır:
    • Vatanın bütünlüğü milletin bağımsızlığı tehlikededir.
    • İstanbul hükümeti aldığı sorumluluğun gereğini yerine getirememektedir. Bu durum milletimizi yol olmuş gösteriyor.
    • Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.
    • Milletin içinde bulunduğu durum ve şartların gereğini yerine getirmek ve hakların gür sesle cihana duyurmak için, her türlü baskı ve kontrolden uzak milli bir heyetin varlığı zaruridir.
    • Anadolu'nun her bakımdan en güvenilir yeri olan Sivas'ta hemen milli bir kongre toplanması kararlaştırılmıştır.
    • Bunun için bütün illerin her sancağından milletin güvenini kazanmış üç temsilcinin mümkün olan en kısa zamanda yetişmek üzere yola çıkılması gerekmektedir.
    • Her ihtimalle karşı bu mesele milli bir sır olarak tutulmalı ve temsilciler gereğinde yolculuklarını kendilerini tanıtmadan yapmalıdırlar.
    • Doğu illeri adına 10 Temmuz'da Erzurum'da bir kongre toplanacaktır. O tarihe kadar öteki illerin temsilcileri de Sivas'a gelebilirlerse Erzurum Kongresi'nin üyeleri de Sivas genel kongresine katılmak üzere hareket ederler.
    Amasya Genelgesi'nin bu genel taslak metni Kazım Karabekir, Mustafa Kemal, Rauf Bey ve Refet Bey'in yanı sıra birçok kişi imzalamıştır. Hazırlanan Amasya Genelgesi onaylandıktan hemen sonra tüm sivil ve askeri kurumlara dağıtılmıştır.

    Amasya Genelgesi Sonrası Yaşananlar

    Türkiye Tarihi'nde dönüm noktalarından birisi olan Amasya Genelgesi birçok anlamda önemli sonuçlara neden olmuştur. Bunlar;
    • Amasya Genelgesi ile Türk inkılabı adına ihtilal aşaması başlamıştır..
    • Kurtuluş Savaşı için gerekçe, amaç ve yöntem ortaya koyulmuştur.
    • İlk defa milli egemenliğe dayalı bir yönetimin oluşturulması gerektiğine dair bir fikirden bahsedilmiştir.
    • İstanbul Hükümeti artık yok sayılmıştır.
    • Türk Milletine İstanbul ve Anadolu'daki işgalcilere karşı mücadele için çağrı yapılmıştır.
    • Amasya Genelgesi ile birlikte artık padişah, halifelik manda - himaye fikirlerinin yerini milliyetçilik ve millet fikirleri almıştır.
    • Temsil Heyeti'nin oluşturulması konusunda fikir belirtilmiştir.
    • Amasya Genelgesi ile birlikte ilk defa kurtuluş direnişi yazılı hale getirilmiştir.
    • Müdafayi Hukuk Cemiyetleri'nin birleştirilmesi için Sivas'ta bir kongre toplanması kararı alınmıştır.
    • Ordunun terhis edilmemesi kararı alınmıştır.
    • Amasya Genelgesi ile birlikte Kurtuluş Savaşı resmen ilan edilmiştir.
    Amasya Genelgesi ülkenin içinde bulunduğu durumdan kurtulabilmesi adına atılmış olan büyük bir adım olmuştur.]]> Kurtuluş Savaşı Örgütlenme Dönemi https://www.kurtulussavasi.gen.tr/kurtulus-savasi-orgutlenme-donemi.html Thu, 20 Dec 2012 02:38:27 +0000 Paris'te toplanan uluslararası Barış Konferansı, o günlerde açıklanması beklenen Türk Barış Antlaşmasını, 1919 Mayıs başlarında belirsiz bir geleceğe erteledi. 15 Mayıs'ta Yunan kuvvetleri, müttefik devletlerin kararıyla İzmir'i 21 Haziran'da Mustafa Kemal, Anadolu'daki en önemli askeri birliklerin komutanları olan Kâzım Karabekir, Refet ve Ali Fuat Paşalar ve Ege bölgesinde asayişi sağlamakla görevlendirilen Rauf Bey ile Amasya'da buluşarak Amasya Tamimi'ni yayımladı. Bildiri, ulusal bağımsızlığın ancak ulusun "azim ve iradesi" ile sağlanacağını vurgulayarak, ülke çapında bir direniş hareketinin işaretini vermekteydi Kâzım Karabekir'in öncülüğünde Erzurum'da toplanan Doğu İlleri Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti Kongresi, askeri görevlerinden istifa eden Mustafa Kemal'i kongre başkanı seçti. Kongre, Doğu illerinin Ermenistan'a verilmesi olasılığına karşı direnme kararı alırken, Türkiye'nin kalkınması için Amerikan mandası fikrine açık kapı bırakmamaktaydı.

    Kurtuluş Savaşı Örgütlenme Dönemi

    4 Eylül 1919'da Türkiye'nin her yanından gelen delegelerin katılımıyla Sivas'ta toplanan kongrede, genel seçimler yapılıp yeni Mebusan Meclisi kuruluncaya kadar İstanbul hükümetiyle tüm resmi bağların kesilmesi kararlaştırıldı. Ülke çapında yeni bir idari ve siyasi örgütlenme kurmak amacıyla bir Heyet-i Temsiliye kuruldu.
    Kasım ayında Adana, Maraş, Antep ve Urfa'nın Fransızlarca işgali üzerine, Heyet-i Temsiliye tarafından yönlendirilen direniş hareketi başlatıldı. Direniş umulmadık bir hızla başarıya ulaşarak 1920 Mayısı'nda Fransızları ateşkese zorladı.]]>